Girê Spî’de sürdürülen canlı kalkan eylemine Hama, Humus ve Dera’dan katılan aşiret kanaat önderleri, Girê Spî’ye dönük olası işgal saldırısının tüm Suriye’yi hedefleyeceğini vurguladı.
Girê Spî halkının Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal tehditlerine karşı sınır hattındaki El Minbetih köyünde başlattığı canlı kalkan eylemi, farklı bölgelerden halk ve temsilcilerin katılımı ile devam ediyor. Eyleme, Hama, Humus ve Dera’daki aşiret kanaat önderleri de katıldı.
Aşiret kanaat önderleri, işgal tehditlerine ilişkin ANHA’ya konuştu.
İşgal ettiği topraklardan çıksın
Hama’dan gelerek canlı kalkan eylemlerine katılan Bûwalî aşireti kanaat önderi Ebid Mihemed El Nehar, Türk devlet işgalciliğine karşı Kuzey-Doğu Suriye halkının yanında duracaklarını vurguladı. El Nehar, “Hepimiz Suriyeliyiz. Kuzey-Doğu Suriye’ye işgal tehditlerine karşı direnen halkın yanında yer almak için geldik. Türkiye’nin işgaline müsaade etmeyeceğiz. Bölge halkı Osmanlı’yı bu topraklardan çıkardığı gibi Türkiye’yi de Cerablus, Bab, İdlib, Efrîn ve İskenderun’dan çıkartabilir” şeklinde konuştu.
Yeni bir Osmanlı istemiyoruz
Kuzey-Doğu Suriye’deki güven ortamına dikkat çeken ve halkın kendi topraklarını koruduğunu vurgulayan El Nehar, “Efrîn ve Doğu Guta’nın demografik yapısını değiştirdiler. Bu güçler halka yönelik her türlü insanlık suçunu işliyor. Suriye rejimi Bab ve Cerablus’da yaşanan hak ihlallerine neden sesini çıkartmıyor?” diye sordu. Suriye rejimine Türk devletinin işgaline karşı ciddi bir tavır sergileme çağrısı yapan El Nehar, bölge halkının Suriye topraklarında yeni bir Osmanlı işgalciliği istemediğini vurguladı.
Canlı kalkan eylemine Humus’tan katılan El Emûr aşireti kanaat önderi Mihemed El Umer ise Kuzey-Doğu Suriye halkının onurlu bir direniş sergilediğini söyledi. El Umer, “Girê Spî’ye yapılacak saldırı, tüm Suriye’ye yapılmıştır. Bu temelde Türkiye’nin işgal saldırılarına karşı birlik içerisinde durmalıyız” şeklinde konuştu. Erdoğan’ın, Osmanlı devletini tekrardan diriltmek istediğini belirten ve buna karşı direniş çağrısı yapan El Umer, “Suriye rejimi sessizliği ile bu işgale ortak olmaktadır. Bizler bu işgal saldırılarına karşı direneceğiz ve izin vermeyeceğiz” dedi.
Çakallar ve sırtlanlar
Erdoğan’ın tehditleri yeni değil, fakat gün geçtikçe dozajını daha yükseltiyor. Buna karşın Kuzey-Doğu Suriye halkları direnişe hazırlanıyor. Bölgedeki güçler de ölü bedenler için pusu kuran sırtlanlar gibi bekleyiş içerisinde. Herkes, Türk devletinin işgal tehditlerinden faydalanmak istiyor. Bunlardan biri DAİŞ. Diğer yandan Suriye rejimi ve müttefikleri Rusya ile İran. İşgalci Türk devleti Efrîn’e saldırdığı zaman İran ve Rusya Dêrazor’un kuzeyinde ilerleyip petrol merkezlerini ele geçirmek istemişti.
İşgalci Türk devletinin saldırması durumunda savaş sadece bir bölgede sınırlı kalmayacaktır. Daha önce Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanlığı bunu duyurmuştu. Bu savaşın şiddetleneceği anlamına geliyor. Bölge halkı, Türk devletinin işgalini kabul etmeyeceklerini açıkça belirtiyor. Kendini savunmak için hazırlıklar yapan halk, sınır hattında da canlı kalkan olarak eylem yapıyor.
DAİŞ faydalanmayı bekliyor
Baxoz’un DAİŞ’ten özgürleştirilmesiyle birlikte DAİŞ’in elinde bulunan tüm bölgeler kurtarılmış oldu. Bu zafer Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) büyük fedakarlıklarıyla kazanıldı. Uluslararası Koalisyon’un ciddi ortaklığıyla iyi sonuç alındı fakat DAİŞ tamamen ortadan kaldırılamadı. Verilere göre, Irak ve Suriye’de halen yaklaşık 18 bin DAİŞ’li bulunuyor.
Resmi olmasa da bazı kaynaklardan edinilen bilgiye göre, QSD güçlerinin cezaevlerinde DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta yakalanan yaklaşık 11 bin DAİŞ’li bulunuyor. Bunlardan 2 bini Batılı ülkelerin vatandaşı. Aynı zamanda Özerk Yönetim’e bağlı kamplarda da DAİŞ içinde yer almış 70 bine yakın çocuk ve kadın kalıyor. Bu kişilerin ne olacağı halen belirsizliğini koruyor. Özerk Yönetim, tutuklu DAİŞ’lilerin yargılanması için uluslararası bir mahkeme talep ediyor. İşgalci Türk devletinin bölgeye yönelik saldırması durumunda bu DAİŞ’liler ne olacak? Böylesi büyük bir tehlikenin sadece bölgede değil, tüm dünya için de tehdit oluşturacağı görülüyor. Konuya ilişkin yapılan açıklamaların bir koz olarak anlaşılsa da bu bir koz değil, gerçekliği ifade ediyor.
Binlerce DAİŞ’linin zindanlardan kaçarak Avrupa ülkelerine gitmesine yol açabilir. Birçoğu da Suriye ve Irak’ta yeniden hakimiyet oluşturmak için geniş çaplı saldırılar düzenleyebilir. DAİŞ’in yüzlerce uyuyan hücresi, bölgede oluşacak güvenlik boşluğunu bekliyor. İşgalci Türk devletinin tehditlerinin ardından DAİŞ’in bölgeye yönelik saldırısı arttı. Özellikle Hesekê’de çok sayıda patlama oldu. Bölgede son iki günde iki adet bomba yüklü araç etkisiz hale getirildi. Belli ki DAİŞ, Türk devletinin saldırılarından faydalanmak istiyor. Bu durum sadece bölge için değil, tüm dünya için büyük tehlike olacaktır.
Türkiye ile eşzamanlı
Son birkaç gündür Suriye rejimi ve müttefiki İran Dêrazor’da güçlerini artırıyor. Bu güç artırma Türk devletinin tehditleriyle eşzamanlı gerçekleşti. İran bölgede askeri güçlerini arttırarak, Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik olası saldırısında, Efrîn’e yapılan işgal saldırılarında yaptığı gibi Dêrazor’da, QSD’nin kontrolünde olan bölgeleri ele geçirmek için hazırlık içerisinde.
İşgalci Türk devletinin saldırması durumunda Dêrazor gibi bölgeleri savunmak zorlaşacak. Bölgedeki varlığını devam ettirmeye çalışan DAİŞ, bazı bölgelerde kontrolü ele geçirebilir. Diğer yandan İran ve Rusya petrol bölgelerini almayı isteyecek. İran şimdiden bunun hazırlığı içerisinde.
Böyle bir durumda DAİŞ’e karşı oluşturulan Koalisyon, özellikle ABD gibi güçlerin durumu tehlikeye girebilir. Ortaya çıkacak sonuç, bölge ve dünya için tehlike oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bu güçlerin Suriye’deki bütün kazanımlarını kaybetmesine yol açabilir.
Tüm bunlarla beraber Suriye’deki en güvenli bölgeler, en karışık bölgelere dönüşebilir. Böyle bir durumda DAİŞ yeniden canlanabilir, Suriye rejimi ile müttefikleri güçlenebilir.