Kimi insan kılıcı ile dünyayı fethetmek ister kimi insan ise kalemi ile bu fethetme yolculuğuna başlar. İkisi de gerçeğin onları özgürleştireceğini bilir. Stefan Zweig yazdığı “Balzac Bir Yaşam Öyküsü” adlı kitabında Balzac’ın Napoléon’a hayran olduğunu “Küçük, fakir çalışma odasında tek süs olarak şöminenin üzerinde birilerinin kendisine hediye ettiği ya da bir yerlerden bulup getirdiği Napoléon’un bir heykelciği olduğunu” yazar. Balzac’ın, kılıcıyla dünyayı fetheden bu adamı unutmamak için “Onun kılıcıyla başlattığını, ben kalemimle tamamlayacağım ”diye yazdığını ve duvarına yapıştırdığını dile getirir. 

İster Balzac gibi yapın isterseniz Napoléon ve ya başkaları gibi yapın. Ama yaptığınız ve yapacağınız her işte gerçeklik algınızı yitirmeyin. Öyle sanıyorum ki bunun için de içinde yaşadığımız çağda toplum mu olmak yoksa cemaat mi olmak konusunda hepimizin karar vermesi lazım. Çünkü son yaşadığımız ve henüz gün yüzüne tam olarak çıkmayan vahşet planları bugün itibarı ile bu kararı vermeye bizi zorluyor.

Çünkü toplum olmaya karar vermediğimiz sürece bundan önce olduğu gibi bundan sonra da 15 Temmuz gibi darbe girişimlerini daha çok göreceğiz. Unutmayın ki toplum dinamik bir yapıdır ve siz bu dinamik yapının işleyişini çağın değerlerine göre belirlemezseniz, ona göre kadrolar yetiştirip istihdam etmezseniz yani kısaca bu dinamik yapıyı önemsemez ve göz ardı ederseniz ilkel barbarlar gelir ve bu ilişkileri kendi algıladıkları gerçeklik algılarına göre kurgular. 

Burada üzerinde durulması gereken iki önemli nokta var: Bunlardan birincisi insanın ve toplumun dinamik bir yapı olması ikincisi ise bu toplum içinde yaşayan insanların gerçekleri nasıl algıladığıdır. Bir önceki yazımda Danton ve Robespierre’in hikâyesini de onun için yazmıştım. Çünkü gerçeklik algınızı yitirdiğinizde Fransız İhtilalinin iki öncüsü olan Danton ve Robespierre örneğinde olduğu gibi önce yanınızdaki insanların kellesini istersiniz.

Bugün Türkiye’de yaşadığımız  tam budur. Yani toplumun ve çağların dinamik yapısı dikkate alınmadan toplumsal ilişkilerin cemaatçi bir yaklaşımla kurulması ve daha sonrasında ise bu dinamikleri göremeyen ve hesaplayamayan bu ilişki tarzının gerçeklik algısını yitirmesidir. Peki, bu durumdan yara alsa da kim galip geldi? Elbette ordunun ilk kurucuları yani bugün ordu içindeki ulusal sol, Kemalist sol, demokrat, sosyal demokrat ve liberaller. Her ne kadar bunlar da daha önce gerçeklik algılarını yitirip bu tarz girişimlerde bulunduysa da bugün toplumun dinamik yapısının ibresi bu kesimlerden yana. Onun için yazılan absürd ve ahmak “AKP darbeyi kendi kurguladı!” görüşüne katıldığımı söyleyemem tam tersi devletin işleyişindeki tüm kurumlarda İslamcılık referansı yenilmiş AKP çizgisi zayıflamıştır ve aklı başında hiç kimse de kendine darbe kurgulayamaz çünkü gerçeklik algısının yitirildiği kanlı darbe ortamlarında silahın kime döneceğini hiç kimse kestiremez. Şu da açık ki eğer ordu içindeki; Ulusal sol, Kemalist sol, demokrat, sosyal demokrat ve liberaller emir komuta zinciri altında 15 Temmuz’da yapılan cuntaya destek verseydi bugün kan oluk oluk akacaktı. Sayın Recep Tayip Erdoğan ve ailesi hunharca infaz edilecekti. Ama bu kesimler aklıselim davrandıkları için bu vahşet yaşanmamış gerçeklik algısı da yitirilmemiştir. Unutmayın ki sadece “gerçeklik insanı özgür kılar.”

Dilerim bundan sonra AKP’de toplumun dinamik yapısını gözeterek politikalar üretir ve onlar da gerçeklik algılarını yitirmezler. Ve dilerim ödedikleri kefareti yaşadıkları kaygıyı unutmadan toplumun her kesimi ile barışırlar ve kutuplaşmanın önüne kendileri geçerler, gerçeklik algılarını yitirmeden laik, seküler ve sosyal devletin yeniden inşasının önünü açarlar. Kimse unutmasın ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan bugün yaşıyorsa yaşamını ordu içindeki; ulusal sol, Kemalist sol, demokrat, sosyal demokrat ve liberallere borçludur. AKP tabanı da bu durumu iyi okumalı ve sözde aydınları titreyip kendilerine gelmelidir.

Elbette, son kalkışmayı yapanlar da gerçeklik algılarını yitirmeden toplumun dinamik yapısına göre bir program geliştirebilirlerdi; ama yapmadılar çünkü gerçeklik algılarını yitirmişlerdi ve siz gerçeklik algınız yitirdiğinizde cinayet işlemeye başlarsınız. Çünkü karşınızdakilerinin bir duygusunun, bir bilişinin, biz zihnin ve en önemlisi de onu evde bekleyen bir ailesinin olduğu duygusunu hissetmez onunla empati kurmazsınız.

Sonuç olarak bugün karşımızda empatisini, gerçeklik duygusunu ve 35-40 yılda yetiştirdiği kadrolarını kaybetmiş bir Cemaat, Ölümün kıyısından dönmüş bir Cumhurbaşkanı, yaralı bir ordu ve toplumsal kurumları delik deşik edilmiş önemli kadrolarına el çektirilmiş bir devlet var. Kendi adıma ve bu devletin bir yurttaşı olarak dilerim bu yaralar çabuk kapanır ve bu Filmin sonunda Danton ve Robespierre’nin yazgısı gibi bir yazgı yaşanmaz. 

Ve dünya ancak kalem ve kağıtla fethedilir anlayışı galip gelir.