
Bilim-Teknik GÜNDEMİ
Bilim insanları komplike geometrik işlemlerin daha önce tahmin edilenden 2400 yıl önce Babilliler tarafından kullanıldığını ortaya çıkardı.
Berlin Üniversitesinden bilim insanları Babillilerin gökyüzünden Jupiter gezegenini takip etmek için geometrik hesaplamaları kullandığını tespit etti.
Science dergisinde yayınlanan araştırma hakkında konuşan Berlin Humbolt Ünivesitesinden Prof. Mathieu Ossendrijver, ekibin Babil tabletleri üzerinde yapılan incelemelerde böylesi bir sonucu hiç beklemediğini ifade etti.
Ekip tarafından çözülen tabletlerde Babillilerin tapınaklarda astronomi ile yakından ilgilendikleri ve gökyüzünde gördükleri her şeyi kayda geçirdikleri anlaşılıyor. Tabletlerden birinde görülen geometrik şekiller Jüpiter’in zaman içerisinde yörüngesinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini ve gökyüzünden hangi noktada yeniden görüleceğini hesaplamakta kullanılıyor.
MÖ 350 yılında kullanıldı
Babillilerin yüzyıllar boyunca gökyüzüne ait bulguları tuttuğu bu kayıtları ve astronomide antik uygarlıklara kıyasla son derece ileri oldukları görülüyor.
Tarihçiler daha önce komplike geometrinin ilk kez Paris ve Oxford’da Orta Çağ sürecinde kullanıldığını düşünüyordu. Bu çağdaki bilim insanları hareket eden cisimlerin konum ve hızlarını geometri kullanarak hesaplıyorlardı.
Humbolt Üniversitesinden Ossendrijver’in ekibi ise bu tekniğin Millatan Önce (MÖ) 350 yılında Babilliler tarafından kullanıldığını kesinleştirdi.
İngiltere Ulusal Müzesinde bulunan beş tablet, dört kenarlı bir yamukun Jüpiter’in konumu ve hızının nasıl hesaplanacağına ilişkin detaylı bilgiler içeriyor. Yamukun yatay çizgisi zamanı dikey çizgisi ise hızı temsil ediyor. Bu şekilde yamukun alanı Jüpiter’in yörüngesi boyunca katettiği mesafeyi ortaya çıkarıyor.
Bilim insanları zaman, hız ve mesafe konusundaki hesaplamaların antik çağlarda hiç görülmediğini bunun son derece yeni bir bulgu olduğunu ifade etti.
Henüz bu tekniğin yaygın olarak kullanıldığına dair bir veri yok. Science dergisinde yayınlanan makalede böylesi bir bilgi düzeyinin mutlaka yayılmış olması gerektiğine işaret ediliyor.
Dokuzuncu gezegen nasıl sürüklendi?
Bilim insanları geçtiğimiz hafta Güneş Sisteminin sınırlarında dokuzuncu bir gezegenin olabileceği yönündeki açıklamasının ardından astronomi dünyasında büyük bir heyecan yaşandı. Astronomlar teleskoplarıyla bu gizli devin peşine düşerken varlığının tespit edilmesi durumunda bu gezegenin nasıl oluşmuş olabileceği sorusuna şimdiden cevap aranıyor.
Popüler adlandırmayla “Süper dünyalar” sınıfına giren kayalık dev gezegenler Samanyolu Galaksisinde yüzlerce kez gözlemlendi. Ancak Güneş Sistemimizde bugüne kadar kayalık bir dev gezegen olmadığı düşünülüyordu.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden Sara Seagar’a göre galaksimizde en çok görülen dünyanın iki ya da üç katı boyuttaki kayalık gezegenlerin neden Güneş Sisteminde bulunmadığının daha önce sorulduğuna dikkat çekerek “ama şimdi bizim de böyle bir gezegenimiz olabilir” dedi.
Güneş Sisteminin daha önce yapılan simülasyonlarında Jüpiter’in erken oluşumunun dev bir kayalık gezegenin oluşmasına engel olduğu tespit edilmişti. Devasa bir gezegen olan Jüpiter’in oluşum sırasında büyük miktarda maddeyi hapsetmesi böylesi bir sonucu doğurmuştu.
Nasıl oluştu?
Peki dünyanın 20 katı kadar büyüklükte olabileceği ifade edilen dokuzuncu gezegen nasıl oluşmuş olabilir. Bilim insanları şu sıralar bu soruya cevap arıyor.
Gezegenin varolabileceği teorisini ortaya atan Batygin, gezegen oluşumun kaotik bir dizi olaydan sonucu geliştiğini anlatarak bu süreçte doğuş sürecinde olan gezegenlerin sık sık birbiriyle çarpıştığını anlattı. Uranüs ve Neptün’ün doğuş aşamalarında son derece büyük kozmik olayların yaşandığını ifade eden Bordeaux Gözlemevi’nden Sean Raymon, bu süreçte dünyanın beş katı büyüklüğündeki gezegenlerin Güneş Sisteminin dışına çıktığının düşünüldüğünü söyledi.
Bilim insanları işte bu maddelerin Güneş Sisteminin en uzak sınırında yörüngeye girmiş olabileceğini düşünüyor.
HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU