Almanya Gündemi
Geçtiğimiz Pazar Köln’de kendilerini kısaca HoGeSa olarak adlandıran ve PEGİDA ile organik bağı bulunan‚ ’Selefiler'e karşı holiganlar' adlı aşırı sağcılar büyük bir gösteri düzenledi. Sayıları geçen yılkine nazaran daha az olan holiganların gösterilerinde yine ırkçı sloganlar hakimdi. Almanya’da PEGİDA ekseninde yapılan ırkçı gösteriler hala devam ediyor. Bu gösterilere karşı başta iktidar partisi CDU olmak üzere, politikacılar her ne kadar eleştirisel açıklamalar yapıp birlik mesajları verseler de, gelişen şiddet olaylarının önü alınamıyor. Merkel yönetimindeki Federal Hükümet’in başarısız mülteci politikası bu grupların eylemlerinde kullandıkları temel argüman.
Almanya’ya gelen mülteci sayısının artması ile birlikte örgütlenmelerine hız veren ve propagandalarını İslam karşıtlığı görüntüsü üzerinden geliştiren aşırı sağcıların sloganı 'Almanya Almanların, yabancılar dışarı’. Bu destur ile (!) yola çıkan aşırı sağcılar mültecilere ait barınakları kundaklıyor, tehditler savuruyor, düzenli gösteriler düzenliyor. Çoğu zaman olayların failleri yakalanamıyor. Saldırılar o kadar aleni bir hal aldı ki, geçtiğimiz günlerde CDU, Yeşiller ve FDP tarafından desteklenen ve gelen mültecilerin yerleştirmesi ile de yakından ilgilenen Köln Belediye Başkan adayı Henriette Reker aşırı bir sağcı tarafından bıçaklı saldırıya uğradı. Bir süre komada kalan Reker, hastanedeki yatağında Belediye Başkanı seçildi. Bu örnek bir kez daha gösterdi ki; aşırı sağcılar Almanya’da ciddi bir tehlike.
Irkçı tehlikeyle yüzleşmeyen/yüzleşmek istemeyen Almanya’nın mülteci sorununu çözmek için attığı adımların getireceği sonuçlar ise daha vahim. Çünkü Avrupa’ya akını önlemek için yapılan planlarda kilit ülke Türkiye. Seçimlere çok az bir süre kala Merkel’in Türkiye ziyareti ve Erdoğan ile verdiği dostane görüntü gerek Avrupa’nın, gerekse Almanya’nın mülteci sorununu çözmek adına Türkiye’ye karşı vereceği ödünlerin işaretlerini taşıyor. Hatta AB Komisyonu Başkanı Juncker’nın Salı günü Avrupa Parlamentosunda sarf ettiği sözler oldukça endişe verici. Mülteciler için acil çözümler gerekli olduğunu kaydeden Juncker bir de eklemiş: "Şimdi Türkiye devletinin insan hakları ihlallerini konuşacak zaman değil". Zira gelen kış koşullarından dolayı Juncker mülteci sorununu çözmek için biran önce kolları sıvamak gerektiğini düşünüyor. Oysa madalyonun diğer yüzü farklı.
İlk bakışta son derece masumane görünen bu talebin temel amacı, Avrupa’ya doğru mülteci akınını, bedeli ne olursa olsun durdurmak. Bu aşamada özellikle 7 Haziran sonrası Türkiye ve Kürdistan’da artan şiddet ve baskılar karşısında ne kadar insanın öldüğü, ne kadar insanın zarar gördüğü, hak gaspları AB için ilk elden düşünülecek konular değil. Dolayısıyla Ankara Katliamının arifesinde Merkel’in Türkiye ziyaretinde, katliamı kınamak yan öğe olarak bile sönük kaldı. Nitekim Türkiye’nin insan hakları konusunda sert bir dille eleştirildiği Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu’nun açıklanması da seçimler öncesi AKP’ye yönelik anti propagandaya mahal vermemek amacıyla ileri bir tarihe ertelendi. Juncker aynı zamanda Türkiye için güvenli ülke statüsünü de tartışmaya açmıştı.
Hak, hukuk, adalet kavramlarının yerlerde süründüğü bir dönemde sırtındaki yükü atmak adına Türkiye devletinin yaptıklarını görmezden gelen AB’nin, barışçıl yöntemlerle Ortadoğu’da bir istikrar sağlanması gerektiği yönündeki beyanları samimiyetsiz. Bir taraftan Ortadoğu'da barışçıl çözüm istediklerini belirten, diğer taraftan 2015 yılının ilk altı ayı itibarı ile 3.5 milyar Euro’luk silah satışına onay veren Almanya (bu rakam hemen hemen 2014 yılının tamamı kadar bir oran) samimiyetsiz politikalarına yönelik bir argüman daha sunuyor bize. Ayrıca görmezden geldiği; aşırı sağcı tehlikesi, çıkarları tehlikeye düşmesin diye Türkiye devletinin yaptığı hak ve hukuksuzluklar, Ortadoğu’da önemli bir aktör görüp, kendi sınırları içerisinde terörist ilan ettiği Kürtler, izlemekte olduğu politikayı daha da berraklaştırıyor.