
İmralı’ya giden aileler Kürt Halk Önderi ve diğer tutsaklarla görüşemediler. Çünkü Kürt Halk Önderi görüşe çıkmadı. Görüşe çıkmama AKP’nin tüm oyunlarını boşa çıkaran bir tutum olmuştur. Böylece hem AKP’nin politikalarına açık tutum konulmuş, hem de görüşmelerin bir silah, bir şantaj aracı olarak kullanılmasına cevap verilmiştir. Böylece “Devrimcilerin yaşamı ancak özgürlüğe hizmet ediyorsa anlamlıdır” sözünün pratikleşmesini gördük. Zaten Kürt Halk Önderi “Dışarıdakilerden daha özgürüm” diyerek İmralı’daki yaşamı nasıl ele aldığını ortaya koymuş, özgürlük ve esaretin düşünsel ve felsefi olduğunu vurgulamıştır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan görüşe çıkmayarak, AKP Hükümetine, üzerinde psikolojik savaş yöntemleri uygulanamayacak biri olduğunu hatırlatmıştır. Arada sırada görüşme yaptırarak Kürtler üzerindeki büyük baskının sıradanlaştırılmasına ve tepkilerin gevşetilmesine izin vermeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. AKP’nin bir görüşmeyle durumu sıradanlaştırmasına izin vermek bir yana, tam tersine durumun ciddiyetini vurgulamıştır. Her şeyden önce de bir halkın Önderi’ne ciddi yaklaşmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Kürt Özgürlük Hareketi tarihinde zindanların yeri önemlidir. Amed zindanı ve büyük direnişçileri Kürt tutsaklar için bağlı kalınması gereken bir gelenek yaratmıştır. Kürt devrimcileri ve demokratları açısından zindanlara artık sıradan yaklaşılamaz. Zindanlar genel olarak rehabilite yerleri olarak işlerken, büyük direnişçiler buraları büyük duygu, düşünce ve felsefi duruş yerleri haline getirmişlerdir. Bu sorumluluğu Kürt Halk Önderi İmralı’ya götürüldüğü ilk günden bugüne kadar göstermekte, tutsaklığın her anını özgürlük ve halk için anlamlandırmaya çalışmaktadır. Görüşmeye çıkmama tutumu da bu anlayışın en somut duruşu olmuştur.
Bu görüşe çıkmamanın güncel ve en önemli anlamıysa, “Görüşme olacaksa özgürlük ve Kürt sorununun çözümü için bir değer taşımalıdır” mesajı olmasıdır. İmralı’daki aile ve avukat görüşmeleri için bu ortaya konulurken, bu tutum devlet yetkililerinin yapmak isteyeceği görüşmeler için de bir mesaj olmuştur. Açıkça bundan sonra devlet yetkilileriyle olabilecek görüşmelerin somut ve çözüm için olması gerektiğini hatırlatmış, eski tür görüşmeleri kabul etmeyeceğini göstermiştir. Kürt Halk Önderi’ni tanıyanlar aile görüşünü kabul etmemesini devlet yetkililerine de bir cevap olsun diye yaptığını iyi bilirler.
Bu tutumdan bakıldığında, aile ve avukat görüşmesi olursa siyasal durumun değişeceğini düşünmenin büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkar. Devlet yetkilileri eskisi gibi görüşmek istese bile ne Kürt Halk Önderi’nin tutumu ne de siyasi durum değişir. Dolayısıyla İmralı’daki durumu yakından takip edenler bu gerçeği görmeli ve anlamalıdır.
Artık devletin, dolayısıyla AKP’nin tutumunda köklü değişiklikler olmadığı taktirde mevcut gerilimin de, mücadelenin de süreceği görülmelidir. Kürt Özgürlük Hareketi artık altı ay, bir yıl önceki konumları ve pozisyonları kabul etmez. O süreç geçirilmiş ve atlanmıştır, artık tekrar edilemez. Eski konumlara dönmek, AKP’nin oyalamacı ve samimi olmayan tutumlarını kabul etmek olur. Önceleri belki bazı adımlar atılır düşüncesiyle sorumlu ve sabırlı davranılmıştır. Gelinen aşamada ise somut adım atılması beklenir. Pozisyonlarda bir değişiklik olacaksa ancak böyle olur. Dolayısıyla KCK adı altında tutuklananlar serbest bırakılmadan, AKP Kürt sorununun demokratik çözümünü kabul edip İmralı’nın kapılarını açmadan mevcut siyasal durumun değişmesi beklenmemelidir. Artık ancak kapsamlı bir çözüm paketi mevcut siyasal durumu değişikliğe uğratabilir. Mevcut durumda AKP’nin böyle bir niyeti de, projesi de bulunmamaktadır.
Bu nedenle “Nisan’da, Mayıs’ta AKP yumuşayabilir” diyenler ya süreci iyi takip etmiyorlar ya da toplumun baskılar karşısındaki duyarlılığını gevşetmek için psikolojik bir harekat yürütüyorlar. Kürt çevrelerinden bazılarının bu tür şeylerin dillendirilmesine “belki olabilir” demeleri de anlaşılır gibi değildir. Bu durum ancak mücadele gücü olmayanların kendi hayali beklentilerini ortaya koymaları olarak görülebilir. Bu tür yaklaşımlar en iyi niyetli ele alındığında bile Kürt halkına, Kürt demokratik hareketine ve bir bütün olarak Özgürlük Hareketi’ne yapılan ağır saldırıları sıradanlaştırmak olmaktadır.
Kürt Halk Önderi’nin ailelere ilettiği gibi durumlar ciddi ve hassastır. Kimse mevcut duruma hafif yaklaşamaz. “Bir görüşme olsa da ortam rahatlasa” diyemez. Herkes Kürt halkının mücadelesine karşı yürütülen savaşın ağırlıklı bölümünün psikolojik savaş olduğunu görmelidir. AKP bir yandan tasfiye harekatı yapıyor, diğer yandan beklenti yaratıyor. Bunu bir siyaset tarzı haline getirerek ömrünü buralara kadar getirmiştir. Artık maskesi düşmüş, gerçek yüzü görülmüştür. Bu defa da demokratlar ve yurtseverlerin gerçeklere gözlerini kapayarak bu yüzü görmemek gibi bir duruma düşmeleri kabul edilemez.
Gelinen aşamada ancak AKP Hükümetine karşı ciddi bir mücadele verilerek siyasal durum değiştirilebilir. Yoksa AKP Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin iradesini kırarak 1930’lar Türkiye’sinin yeni bir versiyonunu yaratacaktır. Dolayısıyla mücadele dışında siyasal durumu değiştirecek başka bir güç olamaz.
Türk devletinin mücadelesiz mevcut kültürel soykırımcı ve baskıcı konumunu bırakacağını ve gerçek anlamda bir demokratik çözüme yanaşacağını sanmak siyaset gerçeği ve mantığına bile terstir. O zaman bu kadar baskıyı keyifleri istediği için mi yapmaktalar diye sorarlar.