Yatağınızın başucundaki alarm, takviminizdeki bir etkinlikle tetiklenip çalmaya başlıyor. Yatak odanızdaki akıllı termostat, kalktığınızı algılayarak ketılı çalıştırıyor ve hareketlerinizi merkezi bir veri tabanına aktarıyor. Telefonunuzdan haber güncellemelerinin sesi geliyor, neye tıklayıp tıklamadığınız dikkatle izleniyor ve parametreler ona göre ayarlanıyor. Sabah koşunuzun uzunluğu ve nereye kadar sürdüğü, işe gidiş geliş güzergahınız, metin mesajlarınızın içeriği, kendi evinizde konuştuğunuz sözcükler ve her yeri gören kameralar altındaki eylemleriniz, alışveriş sepetinizin içeriği, plansız alışverişleriniz, spekülatif aramalarınız, randevulaşma ve eş tercihleriniz – hepsi kaydediliyor, veriye dönüştürülüyor, işleniyor, analiz ediliyor, satın alınıyor, paketleniyor ve tıpkı sub-prime mortgage gibi yeniden satılıyor. Bu “deneyime el koyma” ayini o kadar sık ve o kadar kapsamlı tekrarlanıyor ki, ona karşı duyarsızlaşıyoruz, bunun bir tür distopik gelecek tahayyülü değil, şu an olduğunu unutuyoruz.

İlk başta insanlığın tüm bilgisini organize etme niyetiyle ortaya çıkan Google’ın geldiği yer, ona ulaşmanın tüm yollarının başını tutmak oldu; arama yapıyoruz ve bunu yaparken aslında biz aranmış oluyoruz. Sadece bizi birbirimize bağlamak için yola koyulan Facebook, en derin sırlarımızın sahibi olup çıktı. Ve başlangıçtaki hedeflerinin ötesine geçerek ticari olarak ayakta kalma peşine düşen bu şirketler, yeni tür bir servetin üzerinde oturduklarını fark ettiler: “davranışsal verilerimiz,” aklımızdan geçenlere, ağzımızdan çıkan sözlere, yaptığımız şeylere dair bilgilerin, her ihtiyacımızı tahmin etmeye – veya ihtiyaçlarımızı üretmeye – dayanan yeni pazarlarda alınıp satılabilecek bütünü. Müştereklerin çitlenmesine veya sömürgeci fetihlere benzer bir arsızlıkla, teknoloji devleri, daha önce el değmemiş olan bu kaynakların kendilerine ait olduğunu tek taraflı olarak ilan ettiler ve buna karşı tüm itirazları kenara ittiler. Bir yandan teknolojilerinin yasalarla düzenlenemeyecek kadar karmaşık olduğunu ısrarla iddia ederken, diğer yandan her türlü denetleme önlemine karşı lobi yapmaya milyonlar döken; kamu kaynaklarıyla fonlanan araştırmaların ortaya çıkardığı verilerin ve özel yaşamlarımızın ayrıntılarının üzerine imparatorluklar inşa ederken, toplumsal sorumluluk ve hesap verme mesuliyeti konusunda oluşmuş normları sürekli reddeden şirketler bunlar. Ve bu yeni sömürü ve istisnacılık biçiminin kritik farklılığı, salt özel iç hayatlarımızı didiklemenin ötesinde, onları şekillendirmek, yönlendirmek ve kontrol etmek de istemesi. Operasyonları, üretim üzerindeki sanayi kapitalizmi öncülüğündeki total kontrolü, gündelik yaşamın her yönüne genişletmek istiyor.

[Veri] özütleme o denli grotesk, o kadar tüyler ürpertici ki, bu konuya gerçekten kafa yoran birinin yaşamına normal şekilde devam edebilmesi neredeyse imkânsız, ama işte yapıyoruz. Şeffaf olmayışında ve sinsiliğinde, üstüne kafa yormayı zorlaştıran bir şey var, tıpkı şu an anladığımız şekliyle toplumu ortadan kaldırması kaçınılmaz olan ama yine de birçoğumuz tarafından havaların hafifçe daha sıcak olması gibi deneyimlenen iklim değişikliği üzerine düşünmenin zor oluşu gibi. Benzer şekilde, hızlı arama sonuçlarının ve sokak sokak yol tariflerinin faydaları, Shoshana Zuboff’ın “gözetim kapitalizmi” adını verdiği, sömürücü olduğu kadar antidemokratik olan ama buna rağmen çok az anlaşılan bir gücün daha derindeki yıkıcı yırtıcılıklarını maskeliyor. Önemli yeni kitabında detaylandırdığı üzere, çalışma usulü konusundaki bilgisizlik, bu rejimin merkezi stratejilerinden biri ama yine de rüzgâr tersine dönüyor: giderek daha fazla insan gözetim ekonomisinden duyduğu huzursuzluğu ifade ediyor ve yarattığı parçalı, yabancılaşmış ve güven vermeyen sosyal alandan rahatsız olarak alternatifler arıyor. Kendimizi hem sanayi hem de gözetim kapitalizminin zehirli ürünlerinden ayrıştırmak uzun, yavaş ve zorlu bir süreç olacak ama bu kitabın sağladığına benzer sağlam analizler buna yardımcı oluyor. Derinlikli bir teknik kavrayışı kapsamlı, insani bir bakışla birleştiren Zuboff, çağımızın ekonomik – ve dolayısıyla toplumsal ve siyasal – durumunun ilk belirleyici anlatısı olabilecek bir kitap yazmış.

Zuboff bu alana yabancı değil. 1998 tarihli kitabı Age of the Smart Machine’de (Akıllı Makine Çağı), bugün gündelik hayatımızda hakimiyet kazanan sorunların birçoğunu, iş dünyasında daha ilk ortaya çıktıkları an ele almıştı. 1980’lerde büyük bir ilaç firmasında çalışırken, çalışanlar tarafından daha iyi iletişim kurabilecekleri, planlama yapabilecekleri ve bilgiye erişebilecekleri yeni sosyal alanlar olarak ilkin hoş karşılanan iç iletişime yönelik yeni araçların aşama aşama nasıl idari müdahale ve kontrol araçlarına dönüştüğünü ilk elden gözlemlemişti. Çalışanların şahsi deneyimlerinin örtülü ve özel olan yanları aniden açık ve kamusal hale geliyor, yakından denetime maruz kalıyor ve değerlendirme, eleştiri ve cezalandırma mazereti yapılıyordu. Şimdi eylemlerimizden yalnızca kâr elde etmekle kalmayıp, giderek tüm ifadelerini de kontrol etmeye başlayan gözetleyenlere görünür kılınan ise, özel yaşamlarımız.

Sözüm ona hiçbir kötülüğü bulunmayan Pokémon Go oyununa bakalım mesela; davranışsal artık veri ile fiziksel kontrol arasındaki bağlantının saçma ve şeffaf bir örneği. İlk oyuncuları, “gerçek dünyaya” kafadan dalmaya teşvik ettiği için oyunu övseler de, aslında tamamen imal edilmiş, ödül sistemleri üzerinden insan motivasyonunu yıllarca koşullamaya dayalı ve kullanıcılarını ticari fırsatlar doğrultusunda gütmek için tasarlanmış bir gerçekliğe adım atıyorlardı. Oyunun 2016’da kullanıcılara sunulmasından sadece birkaç gün sonra, yaratıcıları, çekici sanal lokasyonların en yüksek fiyatı verenlere satılık olduğunu açıkladılar ve McDonalds’la, Starbucks’la ve diğer şirketlerle, Pokémon avcılarını kapılarına getirecek kârlı anlaşmalar yaptılar. Oyuncular Pokémon toplama oyunu oynadıklarını sanıyorlardı, oysa aslında görünmez yöneticilerin kontrolünde kendilerinin sadece piyon olduğu tamamen farklı bir oyun oynuyorlardı. Pokémon Go, Google ve diğer teknoloji şirketlerinin insan eylemini büyük çaplı manipüle etme kabiliyetinin sadece küçük bir uzantısı: tamamen özel şirketlerin mülkiyetinde ve kontrolündeki bir küresel davranış modifikasyonu yöntemi.

Psikolog BF Skinner’ın geliştirdiği edimsel koşullanmayı, hiçbir şey Pokémon Go’nun insan davranışını koşullama ve yönlendirme konusundaki etkililiği kadar anımsatamaz. Ve Skinner, Zuboff’ın anlatısında adını andığı, ele aldığı ve eleştirdiği birçok şahsiyetten yalnızca bir tanesi. Skinner yaşayan organizmalarda davranış modifikasyonu amaçlı bir teknoloji geliştirip mükemmelleştirmiş ve ondan total sosyal kontrolden temel alan bir siyaset çıkarmıştı. 1971’de yayınlanan olay yaratan çalışması Beyond Freedom and Dignity (Özgürlük ve Haysiyetin Ötesinde), özgürlük fikrinin ta kendisini reddeden ve onun yerine garantili sonuçlar ve bireysel uyum koyan bir davranış modifikasyonu ve yönlendirmesi geleceği öngörüyordu. Ama 20. yüzyılda edimsel koşullandırmanın hedefleri daima “onlar” [ötekiler] – düşmanlar, mahpuslar ve toplumsal uyumsuzlar – şeklinde yorumlanır ve sonuçları kamuoyunun “zihin kontrolü” konusundaki korkularından kaynaklı olarak iğrenme ve itiraz ile karşılanırken, aynı mantığın bugünkü hedefleri hepimiziz ve yarattığı olasılıklar, en güçlü şirketlerin yönetim kurullarından nüfuslarını hem “daha iyi” kararlar vermeye dürtme hem de herhangi bir sapma, muhalefet veya radikal niyete karşı ruh hallerini ve arzularını gözetleme peşindeki hükümetlere kadar en yüksek katlarda kendine alıcı buluyor.

Zuboff açısından bu dehşetengiz güç, kapitalizmin salt daha üst bir ifadesi değil, onun bir sapkınlığı ve bazıları bunu tek taraflı bir savunma [başka bir şeyi haklı çıkarmaya çalışma, ÇN] gibi görebilecek olsa da, bu dehşetengiz gücün, daha hakkaniyetli ve karşılıklı olarak fayda getiren diğer biçimlerden hangi noktada ayrıştığını anlatmak için çok çabalıyor. Analizini ekonomik kuram ve hem kapitalizmin hem de totaliterliğin daha genel bir tarihi içine yerleştirmesinin sonucu olarak, tartışmaya, çok daha ileri taşınabilmesini sağlayacak bir dizi faydalı kavram kazandırıyor. Örneğin Google, Facebook ve benzerleri etrafında dönen tartışmanın büyük kısmı gizlilik konusuna – kişinin kendisi ile ilgili bilgilerin kontrolüne – odaklanmış durumda ve bu argümanların birçoğu kıymetli ve sağlam olsalar da, büyük ölçüde yenilmiş durumdalar. Öyle görünüyor ki insanlar, kullanım, navigasyon ve arkadaşlarına ve bilgiye erişim kolaylığı gibi, fayda olarak algıladıkları şeyler karşılığında, özel bilgilerini vermeye istekliler. Zuboff gizlilik odaklı tartışmayı “karar alma hakları” üzerine bir tartışma olarak yeniden kurguluyor: tahminci, veri temelli sistemlerin gasp ettiği kendi geleceğimize dair aktif şekilde öne sürebileceğimiz bir faillik iddiası. Gözetim kapitalizminin sistemleri ile haşır neşir olmak ve gündelik yaşamımıza daha da derin sızma taleplerine rıza göstermek, bilgi teslim etmekten çok daha fazlası anlamına geliyor: insanın yaşamının tüm güzergahını, pazarın amacı ve kontrolü altına vermesi demek. Tıpkı Pokémon Go oyuncularının, ekranlarından saçılan ışıkla, dosdoğru, ziyaret etmeyi isteyip istemediklerini dahi bilmedikleri mağazaların kapısına kadar götürülmeleri gibi.

Bu görünmez zorlama mantığı sosyal alana uygulandığında, sonuçları daha da rahatsız edici hale geliyor. İnsan davranışının mükemmelen modellenebileceği, öngörülebileceği ve kontrol edilebileceği inancının sonucu, bireyler arasındaki hakkaniyetli ilişkilerin ve kurumlara olan güvenin çökmesi ve katılımcı, demokratik bir topluma dair elde kalan tüm kırıntıların yerini algoritmik kesinliklerin alması oluyor. Bu sözüm ona mükemmelleştirilmiş insan davranışı altında, kolektif, tartışmalı bir karar alma sürecinin veya sorumlu işletme pratiklerinin hiçbir kıymeti yok. Gözetim kapitalizmi, gündelik yaşamın kodu gibi işliyor, hem özgür iradeyi hem de serbest pazarları siliyor – “eski iyi” kapitalizmin Zuboff gibi teyitli müminleri için, en az o ilk versiyondan da pek emin olmayanlar için olduğu kadar dehşet verici bir sonuç.

Metin boyunca ima edilen ve Zuboff’un gelecek kuşakların bu zorlu vazifeyi üstlenmek zorunda olduğuna dair kapanış vurgusunda açıkça belirtilen şey, böylesi ütopik planların kaybetmeye yazgılı olduğu. Deneyimlerin bizlere gösterdiği üzere, dünya – yaşamın kendisi – bulanık, rastlantısal ve değişimle tanımlıdır. Gözetim kapitalistlerin tamamen kontrol altındaki, mükemmelen planlanmış ve hatasız gelecek tasarımı dehşet verici olabilir, ama bu vizyonun kaçınılmaz başarısızlığı ve bunun yaratacağı şiddet – parçalı hale gelmiş/kutuplaşmış dünya görüşlerimizden, birbiriyle yarışan köktenciliklerden, sosyal bağların zayıflamasından ve insanların birbirine güvenmemesinden halihazırda açıkça görülen – daha bile dehşet verici. İş bu dünya düzeninin çerçevesini yıkmakla başlıyor ama yeni ve daha iyi geleceklerin kurulması ve sağlamlaştırılması ile devam ediyor.

 

Kaynak: The Guardian

https://www.theguardian.com/books/2019/feb/02/age-of-surveillance-capitalism-shoshana-zuboff-review

Çeviri: Serap Güneş