İnanılmaz bir güç zehirlenmesi yaşanıyor. Güce tapma hastalığına neredeyse bulaşmayan kalmadı. Karanlığın içinde olduğumuz için de birbirimizi göremiyoruz. Görsek bile görmezden geliyoruz. Peki biz nasıl çıkacağız karanlıktan sorusu beynimi kemiriyor.
İmmanuel Kant, "Aydınlanma Nedir" adlı yazdığı metinde "Aydınlanma"nın ve aydın bir insan olmanın "Yetişkin" bir insan olma ile bağlantılı olduğunu söylemiştir. İnsanların çoğunun kendi istemleriyle yetişkin olmayı istememesinin sebebinin de tembellik ve korkaklık olduğunu ifade etmiştir.
İ. Kant; "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olamama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna Başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olamayışa insan kendi suçu ile düşmüştür. Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Demiştir.
Şimdi gelin aydınlanma çağından kendi çağımıza bakalım; "Yetişkin" olamamış devlet, parti ve kurum yöneticilerinin söylemleri, "yetişkin" olamamış ve kendini bu ülkenin "münevveri" olarak tanımlayanların trajik ve komik durumlarını görüyoruz. Tıpkı sizin gibi benim de midemi bulandırıyor artık bunlar. Ortaçağa geri götürüyor bizi değil mi?
Kusura bakmayın ama böyle düşünenler Ortaçağın karanlığındasınız. Çünkü aklınızı başkasından icazet almadan kullanma yetisine sahip değilsiniz. Onun için güçsüzlüğünüzle yüzleşememe korkaklığınızdan dolayı kendinizi otoriteyle özdeşleştiriyorsunuz. Ve bu düşünce biçimini toplumun her tabakasına yaydınız.
Yani yetişkin olamadığınız için güce tapıyorsunuz. Elbette bu da bir seçenek ama unutmayın bu dünyada Antikçağ’da, Ortaçağ’da Aydınlanma Çağı’da yaşandı. Yine unutmayın ki; bu coğrafya İskender’i, Timur’u ve soykırımcı İttihatçı çeteleri de gördü ve bu dünya Hitler’i, Musollini’yi ve Franko’yu da gördü.
Ve bu dünya Hallacı, kemikleri kırılarak öldürülen Bruno’yu, derisi yüzülen Nesimi’yi de gördü. Bunların hepsi ve her biri insanlığın ortak tarihsel hafızasına yazıldı. Sizler yazılır mısınız bilemem ama yazılacaksanız da "kahraman" ya da "aydın" olarak yazılmayacaksınız bunu bilin!
Aklınızı başkasının vesayetine ve tecavüzüne sunduğunuz sürece de aydın olamayacaksınız. Kendi kanatlarınızla asla uçamayacaksınız. Ustanızın dizinin dibinde ona su getirip götüreceksiniz. Taptığınız o otorite figürlerinin mikrofonu olarak kalacaksınız.
Elbette Nietzsche’nin; "Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir." Sözü bu tür insanlar için bir anlam ifade etmediği gibi bunların taptığı ustaları yani otorite figürleri için de çok anlam ifade etmiyor.
Bu bağımlılıktan dolayı da toplumsal ilişki tarzları hep usta çırak, yani otorite ve çocuk ilişkisine kilitlenip kalıyor. Böylece Otoritenin verdiği komutlar, otorite varlığını yitirdiğinde zaten güçsüz parçalarını otoritenin varlığı ile özdeşleştiren çırağa yani çocuğa geçiyor ve çocuk da aklını kullanmadan, yetişkin olamadan otoriteye, narsist bir kişilik yapısına bürünüyor ve güç zehirlemesi yaşıyor. Onun için son dönemlerde bu otorite figürlerinin aklını kullanma cesareti gösterenlere yaptıkları hakaretlere hiç şaşırmayalım. Bunlara nasıl cevap verilir ki? Nasıl?