Dresden, Elbe Nehri kıyısına kurulmuş, 550 bin nüfuslu bir "Doğu Almanya" kenti. Adeta bir açık hava müzesi. Kentteki müthiş tarihi yapılar ve bu yapıların toplamının Elbe ile ahenk içinde yarattığı atmosfer, iki saat ötedeki Prag'la yarışıyor. 

Aslında "Doğu Almanya", bugün retorikten fazlası değil. Zira Berlin Duvarı'nın yıkılışı ardından bir süre daha devam eden "başkalık", bugün tümüyle aşılmış durumda. Almanya'nın batısında hayat ve siyaset hangi normlara göre işliyorsa, doğusunda da aynı normlar hakim. Fakat Dresden ve çevresindeki çoğu küçük diğer Doğu Almanya kentleri, bir meselede görece özgün bir vaziyetle anılıyor: Göçmenler.

Almanya'nın bu bölgesinde göçmen nüfus, Berlin Duvarı'nın geç yıkılmış olmasından dolayı çok fazla değil. Ülkenin en büyük göçmen grubu olan Türkiyeli ve Kürdistanlıların ilk yoğun akışı, Batı Almanya ile Türkiye arasında yapılan anlaşma ile olmuş; ilk gettolar, Münih, Batı Berlin, Stuttgart ve çevre kentlerde oluşmuştu. Bu ilk yerleşim, sonrasındaki işçi ve mülteci göç dalgalarının da rotasını belirlemiş; Berlin Duvarı yıkılmasına rağmen Doğu Almanya, milyonlarca Türkiye ve Kürdistanlı göçmenin pek azının ev sahibi olmuştu.

Doğu Almanya'daki göçmen popülasyonu da ülkenin diğer bölgelerine göre oldukça farklı. Göçmenlerin önemli kısmı, sosyalist yönetim döneminde işçi olarak gelen Slavlar ve Vietnamlılardan oluşuyor. Az sayıdaki Türkiyeli göçmenin ise önemli kısmı (kentte yaşayanların aktarımına göre en az yüzde 70'i) Kürt. Yine Almanya'nın diğer bölgelerine göre özgün bir durum da, göçmenlerin yoğunluklu ekonomik faaliyetinde gözleniyor. Batı Almanya'da göçmenler daha çok işçileşmiş, çok az işverenleşmiş iken, Doğu Almanya'da durum tam tersi. Göçmen nüfusun önemli bir bölümü, kendi işyerinin sahibi; bunların da önemli kısmı, yanlarında Alman işçiler çalıştırıyor.


PEGİDA neden Saksonya'da?

Malum ya, Dresden son dönemlerde, göçmen nüfus karşıtı bir hareketle anılıyor: Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar (PEGİDA). Hareket, yoğun Müslüman göçmen akışının yerlilerin ekonomik gücünü zayıflatan etkiler yarattığını, göçmenlerin çalışan yerlilerin vergileriyle ödenen maaşlarla asalak bir biçimde yaşadığını ve bu da yetmezmiş gibi İslam kültürünü Avrupa'da hakim kılmaya çalıştıklarını iddia ediyor.

İyi ama, Saksonya hem göçmenlerin ekonomik gücünün en fazla olduğu hem de araştırmalara göre dindarlığın oldukça düşük olduğu bir eyalet. (Hristiyanların yüzde 80'i kendini bir mezhebe ait görmüyor; bir mezhebe aidiyet hissedenlerin çoğu ise Hristiyanlığın reformcu kanadından, Protestan.) PEGİDA ırkçılığı neden yoğun göç dalgasından sosyoekonomik olarak çok daha fazla etkilenen Batı Almanya kentlerinde değil de Saksonya gibi bu göç dalgasının nerdeyse hiçbir görünür etkisinin olmadığı bir eyalette ortaya çıkıyor? Sosyalist yönetim geçmişi olan ve hiç dindar olmayan bu eyalette iktidar neden Hristiyan Demokratlarda? Neonazi örgütler, neden en fazla kitle desteğini bu eyalette yakalıyor?

Bu gibi sorular çoğaltılabilir; fakat belli ki bu sorulara toplumsallığın tarihsel biçimlenişi kavranmadan yanıt verilemez.


Hitler'e de en çok destek Saksonya'daydı

Saksonya, Bavyera ile birlikte Almanya'nın iki "Freistaat"ından biri. "Freistaat", "bağımsız devlet" anlamına geliyor ve bu unvan, iki eyalete merkezi iktidardan bir miktar bağımsız davranma yeteneği kazandırıyor. Saksonya'nın bu ayrıcalığa sahip olmasının ise tarihsel bir nedeni var. Buradaki vatandaşların, eyaletlerinden bahsederken gururlanmalarını sağlayan, Germen tarihinden ayrı bir tarihleri var. Saksonya, Güçlü August'un "kahramanlıklarına" tanıklık etmiş krallığın toprakları! 1918'de Alman İmparatorluğu'na dahil olana kadar eyalette yaşayanların kendilerini Alman olarak tanıtmaktan dahi imtina ettikleri söylenir. Zira başkent Dresden, sanat düşkünü Güçlü August'un yönetiminde adeta bir açık hava müzesine dönüşmüş; hiçbir Alman kentinde rastlanamayacak denli geniş alana yayılmış bir estetiğin yurdu haline gelmiştir. 

Eyaletteki ulusal gururun genetik kodlarını, bu güçlü tarihte bulmak mümkün. Keza Saksonya, Hitler Almanyası'na da en güçlü desteğin verildiği bölge olmakla meşhurdur. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra gerçekleşen ve kentte 25 bini aşkın insanın yaşamını kaybetmesine, 28.410 binadan 24.866'sının yok olmasına neden olan Dresden Bombardımanı'nın da gerekçesi -kentteki yaygın söylentiye göre- budur.

Kentteki ırkçılığa zemin hazırlayan bugüne dair veriler bulmak da elbette mümkün. Charlie Hebdo saldırısıyla Batı'daki görünürlüğü tavan yapan DAİŞ barbarlığını da ortaya çıkaran İslami yorum, özellikle Batı uygarlığında ciddi bir tedirginlik yaratıyor. Yine, ağır bir sosyal krize sebep olan göçmen akışı, "sıradan" insanların "gündelik" hayatında kimi gözlemlenebilir değişimlere neden oluyor. Bu iki unsur, Avrupa genelindeki göçmen karşıtlığının/düşmanlığının önemli tetikleyenleri. Ancak Dresden'in "özel" mobilizasyonu, ancak tarihselliği göz önünde bulundurularak anlaşılabilir. Almanya'nın diğer pek çok kentinde de -hatta çoğunlukla daha kuvvetli bir zemin üzerinde- bulunan diğer etmenler, ancak bu tarihsellikle yan yana getirildiğinde PEGİDA'nın kentteki özel gücünü açıklayabilir.