
Özz Nujen, İsveç’in en tanınmış ve adından en fazla söz edilen komedyeni. 8 yaşındayken ailesi ile birlikte Kürdistan’ı terkederek İsveç’e gelen Nujen, siyasal ve toplumsal sorunlara olan duyarlılığı ile tanınıyor. Kürt halkıyla dayanışma etkinlikleri içinde yer alan Nujen, savaş ve silahlanmaya karşı verdiği mücadeleden dolayı bu yıl İsveç Barış Derneği tarafından Barış Ödülü’ne layık görüldü.
İsveç’e ne zaman ve neden geldiniz?
1983 yılında Kuzey Kürdistan’dan, Bismil’den göç ederek İsveç’e geldik. Babam politik çalışmalarından sonra 12 Eylül darbesinden sonra tutuklandı, işkenceden geçirildi. Serbest bırakıldığında perişan bir haldeydi. O zamanlar 5 yaşındaydım. Babamın o anki görünümü gözümün önünden hiçbir zaman gitmedi. Babamın bu görünümü ve ev baskınları sırasında askerlerin yaşlı babaannemi dövmeleri bende derin izler bıraktı. Babam yeniden aranır duruma düştüğü için Kürdistan’ı terketmek zorunda kaldı. Biz de askerlerin zulmünden kurtulabilmek için annem ve kardeşlerimle birlikte mayınlarla döşeli sınırı yürüyerek Suriye’ye geçtik. Bir süre orada kaldıktan sonra Kızıl Haç’ın yardımıyla İsveç’e geldik.
Buraya gelince neler hissettiniz?
Memleketimi, arkadaşlarımı, evimizi ve akrabalarımı çok özlüyordum. Ama polis ve askerlerin saldırısından kurtulduğumuz ve korkmadan Kürtçe konuşabildiğim için sevinçliydim. İlk üç yıl çok zor geçti. Daha sonraları buradaki koşullara uyum sağladım. Okulu bitirdikten sonra askere gittim. Sanatçı ve komedyen olmaya orada karar verdim. Okulda çok başarılıydım. Babam hep doktor olmamı isterdi ama ben hep rejisör ve sanatçı olmayı hayal ediyordum. Aslında kendimi ifade edebileceğim bir sahne istiyordum.
Sanat yaşamınız nasıl başladı?
Askerliği bitirdikten sonra 2 yıl bir depoda işçi olarak çalıştım. Amacım para biriktirip özel bir tiyatro okuluna gitmekti. Okulu bitirdikten sonra radyo ve televizyon programları yapmaya ve bazı filmlerde oynamaya, komedyen olarak sahnelerde yer almaya başladım. Komedyenlik kendinden yola çıkarak toplumda olanları anlatma ve yorumlama sanatıdır. Bu nedenle de başlangıçta daha çok Kürtlerin yaşamlarını ve Kürdistan’da olanları traji-komik bir tarzda gündeme getirdim. Kürdistan’ın bölünmüşlüğünü, Kürtler üzerindeki baskı ve katliamları kamuoyuna aktardım. 40 milyonluk Kürt halkının bir devleti olmadığını anlattım.
Ne tür tepkiler aldınız?
Çoğu olumlu çeşitli tepkiler geldi. Ama bana kızanların sayıları da az değildi. İsveçli ve Türk ırkçılar tarafından tehdit edildim, saldırıya uğradım. Ama ben her şeye rağmen gerçekleri anlatmaya devam ediyorum.
İsveç’te sisteme ve hükümete yönelik eleştirileriniz nasıl karşılanıyor?
Toplumda var olan adaletsizlik ve haksızlıklara karşı sanatçılar suskun kalmamalı. Bu nedenle de özelleştirmeler ve kısıtlamaları gündeme getiriyorum. Irkçılığı, yabancı düşmanlığını ve önyargıları ele alıyorum. Aslında eleştirilerim sadece iktidardakilere değil, buna karşı sessiz kalan sendikalar ve giderek işçilere ve halka yönelik. Sızlanma ve yakınma yerine harekete geçmeleri gerektiğini söylüyorum. Nüfusuyla kıyasladığımızda İsveç, dünyanın en büyük silah ihracatçısı. İsveçliler ülkelerinin dünyanın en demokratik ve en dayanışmacı ülkesi olduğunu düşünürler. Ama aynı zamanda silah satarak savaşlara ve insanların katledilmelerine yol açtıklarını görmek istemezler. Ben bu ikiyüzlülüğü kendilerine anlatıyorum.
Tepkileri ne oluyor?
Bir kısmı „Nihayet birisi gerçekleri söylüyor“ diye memnun oluyor. Ama bir kısmı da „Sen yabancısın, ülkemize sığınıp bizi eleştiriyorsun. Burada yaşadığına şükretmelisin“ diyor. İktidardakiler bu tutumumdan rahatsız ama halkın büyük bir kısmı haklı olduğumu söylüyor. İsveç halkının % 70’i İsveç’in silah ihraç etmesine karşı. Ama Parlamento’ya bakarsanız bir-iki küçük partinin dışında tüm partiler silah satışından yana. Politikacılar halkın isteklerini ve taleplerini yansıtmıyor.
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler Kürtleri nasıl etkileyecek?
Kürtlerin geleceklerinin çok parlak olacağını düşünüyorum. Bugüne kadar yaşananlar Kürt halkının mücadelesinin tehdit, baskı ve katliamlarla engellenmeyeceğini ve Kürt sorununun şiddetle çözülemeyeceğini gösterdi. Bundan 30 yıl öncesine kıyasla bugün kendimize daha çok güveniyoruz. Biz tüm diğer halklar gibi hakkımız olan şeyleri istiyoruz. Irak, İran, Suriye ve Türkiye’den bize iyilik yapmasını değil, adalet ve haklarımızı istiyoruz.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kürtlere yönelik baskı ve saldırıların artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir devlet değişiminden korktuğu zaman şiddete başvurur ve korkusu arttıkça da şiddetin dozunu arttırır. Kürtlerin vazgeçemeyecekleri hakları var. Kardeşlikten bahsediyorlar. Ama sen kardeşine senin sahip olduğu haklarının aynısını tanımıyorsan bunun adı kardeşlik olmaz. Zaten bizler gerçekte kardeş değiliz. Türkler Kürdistan’a bin yıl önce geldi. Hiçbir zaman kardeş olmadık. Komşu olduk. Biz kardeşiz demek yalan söylemektir. Biz Kürtlerin en büyük hata ve zaafı aşırı misafirperver olmamızdır. Evimizi açıyoruz, misafir ediyoruz. Evimizi elimizden alıyorlar, kadınlarımıza tecavüz etmeye kalkıyorlar. Kürtlerin başına gelen bunlar. Böyle kardeşlik olmaz. Ama çok iyi komşu olabiliriz.
Bunun için ne gerekiyor?
Önce dürüst olmak gerekir. Türk Başbakanı Erdoğan Almanya’ya gidiyor ve oradaki Türklere anadilde eğitim istiyor. Sen misafir olarak geldiğin bizim ülkemizde, Kürdistan’da, kardeşlerim dediğin 20 milyon Kürt’ün anadilde eğitim yapmalarına izin vermiyorsun. Bu ne biçim kardeşliktir, nasıl bir ikiyüzlülüktür? Ondan sonra kalkacaksın Müslümanlıktan bahsedeceksin. Sen sahte bir Müslümansın. Gerçek bir Müslüman, iyi bir insan böyle yapmaz. Vergi ödeyeceğiz, askerlik yapacağız ama anadilimizde eğitim yasak. Roboskî’de 34 tane suçsuz genci katledeceksin ama özür dilemeyi reddedeceksin. Sonra da utanmadan kardeşlikten söz edeceksin. Türkiye 1,5 milyon Ermeni’yi katlettiğini kabul etmeden ve onlardan özür dilemeden ileriye gidemez. Türkiye bugüne kadar yaptığı katliamlardan dolayı hiç bir zaman özür dilemedi. Bu anlayış değişmedikçe ileriye doğru yol katedemezsiniz. Korku, tehdit, baskı ve katliamlarla insanları susturmaya çalışıyorlar. Bunlar belki 19. yüzyılda geçerliydi ama artık günümüzde bu yöntemlerin geçerliliğini yitirdiğini anlamaları gerekir.
MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM