Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan Kaya, dünyayı din üzerinden yönetmeye çalışan ABD’nin Protestan Evanjelik kuramı, Fethullah Gülen Cemaati arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Kaya, Ortadoğu ve Türkiye’de oluşum tezleri arasında ciddi paralellikler söz konusu olan Gülen Cemaati’ni “evanjelik bir kurgu” olarak tarif etti. Cemaat ile bugün siyasal, sosyo-ekonomik zenginlikleri paylaşmak istemeyen AKP arasındaki ittifakın askeri vesayetin ortadan kaldırılmasıyla son bulduğunu söyleyen Kaya, Kürtlere dönük cadı avına dönüştürülen tutuklama dalgasına dayanak gösterilen KCK’nin ise “Ortadoğu dinamikleri arasında ortaya çıkmakta olan demokratik bir deneyim” olarak tarif etti.
AKP ve Gülen Cemaati arasında bu güne kadar devam eden ve birbirinin besleyen ilişki, gelinen noktada perde arkasında elde tutulan kirli araçlarla siyaset, yargı, emniyet ve medya zeminleri üzerinde cereyan eden bir çatışmaya dönüştü. Her iki tarafında “rüşvet ve yolsuzluk”, “iftira” ya da “darbe” savunmaları üzerinden giriştiği bu kavga, her ne kadar kamuoyu önünde cereyan etse de karşı karşıya gelen bu iki aktörün üzerine inşa olduğu misyonlar, Kürt sorunu başta gelmek üzere birlikte yürüttükleri politikalar, şimdiye kadar kurulan çıkar dengeleri çatışmanın üstü örtülen, saklanan gerçekleri durumunda. Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Kaya, çatışmanın yeterince açığa çıkarılmayan, tartışılmayan bu yönlerini değerlendirdi.

‘Kemalistler de dini kullandı’

AKP ve Gülen Cemaati gibi iki muhafazakar dinamiğin karşı karşıya gelmesini hazırlayan koşulların neler olduğu konusunda değerlendirmelerde bulunan Kaya, Türkiye’de tartışılan konuların her zaman gerçekliğin kendisi üzerinden değil de gerçekliğin farklı temsiliyeti ya da gerçeklik hakkında üretilen dedikodular üzerinden tartışıldığına işaret ederek son dönemde yaşanan gerilimi buna benzettiğini ifade etti. Tarihsel olarak bakıldığında Türkiye’de birbirinden farklı yüzlerce İslami oluşum bulunduğunu ve bunlarında sivil toplumun ayrılmaz parçalarından biri olduğunu dile getiren Kaya, “Türkiye’de Kemalist devlet anlayışı din konusunda en azından görünürde daha seküler daha laik bir davranış kalıbı sergilediyse de iyi biliyoruz ki Kemalist devlet bile dini her zaman kullandı. İslamcı kesimlerin Kemalizm’e ilişkin o iddia ettikleri din karşıtı, İslam karşıtı tezine katılmıyorum” dedi.

AKP ile Cemaati’nin ortak hedefi…

Kemalizmin yeterince laik olmadığını düşündüğünü belirten Kaya, “Laik devlet demek dine karşı gözlerini kapatan devlet demektir. Bütün dinsel gruplara karşı eşit mesafede olan devlettir. 1925’te kurulan Diyanet ile birlikte Kemalist devletin Sünni İslam’ı ideolojik unsur olarak kullandığını biliyoruz. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında AKP iktidarının özellikle hep bu din karşıtlığı üzerinden hareketle dini kullandığını, araçsallaştırdığını, bugün bile Başbakan’ın ve önemli AKP liderlerinin analizi yapıldığında her zaman başı sıkıştığında kullanılan referansın din olduğunu, İslam olduğunu biliyoruz” ifadesini kullandı.
AKP ve Gülen Cemaati’ni bir araya getirenin askeri vesayeti ortadan kaldırma hedefi olduğuna işaret eden Kaya, “Ortada bir kutsal ittifak var. Askeri vesayetin ortadan kaldırılmasıyla beraber kendini otomatik olarak ortadan kaldırıyor kutsal ittifak” yorumunda bulundu.

‘AKP yüklerinden arınıyor’

AKP’nin oy oranı arttıkça, 2002 yılından bu yana gerçekleştirmiş olduğu uluslararası ve ülke içindeki ittifaklarından kurtulmaya çalıştığını ifade eden Kaya, bunun nedeninin sahip olunan siyasal, sosyo-ekonomik zenginlikleri başka gruplarla paylaşmak istememekten kaynaklandığını vurguladı. Prof.Dr. Kaya, bugün bozulan bu ittifakları da şu şekilde tarif etti: “İlk ittifak AB ile yapıldı. İkinci ittifakı ülke içindeki liberallerle yapmıştı. Üçüncü ittifakı cemaatle yapmıştı, bugün hizmet hareketi denilen cemaat. Zaman zaman da değişen bağlamla birlikte bu ittifaklara Kürt gruplar da eklendi başka gruplarda eklendi. Bugün gelinen noktada bunun tam tersi, bütün bu ittifakları yük olarak görmeye başlayan iktidar partisi bu yüklerden kendince arınmaya başlıyor.
AKP Hükümeti, 2005 yılı itibariyle önce AB’yi sırtından attı. 2007 genel seçimiyle birlikte liberallerle olan o bağını koparmaya başladı. Profesyonel entelektüellerini yetiştirmeye başlamıştı, TV’lerde onları gördük. Onların bize çizdiği Türkiye tablosunu okumaya başladık. Onun dışındaki bütün siyasi muhaliflerin sesleri de yavaş yavaş yok olmaya başladığı dönemi izledik. 2011 seçimlerinden sonra da üçüncü önemli ittifak diye düşündüğümüz Gülen Cemaati ile bir takım sorunlar yaşamaya başladı. Seçimlerin ardından bu cemaatten de kurtulmaya yönelik işaretleri gördük” dedi.

‘Herkes artık Cemaati biliyor’

Şimdi gelinen noktada AKP’nin, bütün bu ittifaklarından kendini arınmış durumda hissettiğini ve kendince iktidarı mutlak bir şekilde ele geçirdiği kanaatinde olduğunu dile getiren Kaya, “Siyaset biliminde buna yer yok. Siyaset demek sürekli ittifaklar oluşturmak, değişen koşullar altında ittifakları değiştirmektir. Ama bugün gelinen noktada iktidar partisinin son derece mutlak ve otoriter bir konumda bulduğunu görüyoruz” ifadesini kullandı. Bu çatışmanın bir yanıyla olumlu bir gelişme olduğunu belirten Kaya, bugün Türkiye’de yaşayan herkesin artık hakkında haberdar olduğu cemaatin aslında ne olduğunu bildiğini ve dillendirmeye başladığını söyledi.
Yaşanan çatışmayla birlikte kamuoyunun hakkında bilgi sahibi olmaya başladığı Gülen Cemaati konusunda üzerinde durulması gereken bir husus da güçlenmesine zemin hazırlayan dış destek doğrultusunda cemaatin bölge etkinliğinde yeni bir evangalizm ortaya çıkmasında üstlendiği rol. Olup bitenin iktidar ve Gülen Cemaati arasındaki çatışmaya indirgenmesinin yanlışlığına dikkat çeken Kaya, Başbakan’ın söylediklerine atıfta bulunarak, ABD’nin bilgisi dahilinde olmadan herhangi bir şeyin bu coğrafyada yapılmasının mümkün olmadığını belirtti.
Prof.Dr. Kaya, “Merkel’i dinleyen gerçekliği göz ardı etmeyelim. Cemaatin liderinin de ABD bağlantılı olduğu göz önüne getirilirse, bana hep öyle gelmiştir. Cemaat dediğiniz kurgu aslında evanjelik bir kurgu. Bu kurgu Bush’un ABD döneminde dünyayı din üzerinden yönetmeye çalışan bir rejimin ittifakı gibi, Ortadoğu’da Türkiye’de bir anlamda tasarlanan bir kurgu gibi geliyor bana. Çünkü evanjelik kuram gibi, yani ABD Protestan evanjelik kuramı ile Gülen oluşumunun tezleri arasında ciddi anlamda bir parallelik söz konusu. Bütün bu üniter, dinler arası, kültürler arası diyalog gibi kavramlar üzerinden yürütülen proje. Evanjeliklerde de öyle, Gülen Cemaati’nde de öyle” ifadeleriyle Gülen Cemaati’nin misyonuna dair tespitlerde bulundu.

‘ABD-AKP organik bağı çözüldü’

Kaya, yeni bir evanjelik proje ile Gülen Cemaati’ne destek veren ABD’nin bugüne kadar özellikle bölge politikaları açısından destek verdiği AKP’yi neden gözden çıkardığı üzerine de eğildi. “Bu sisli havanın arkasındaki gerçekliklere bakılacak olunduğunda uzun yıllardan beridir AKP ile ABD arasındaki ittifakın son bulduğu” değerlendirmesinde bulunan Kaya, bu ittifakı silen tarafın AKP iktidarı değil, ABD olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Ayhan Kaya, “Çünkü özelikle Türkiye’nin Suriye dış politikası Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan, El Kaide ve onunla bağlantılı oluşumlarla, Müslüman Kardeşler ile sürdürdüğü birlikteliğin idealist ve İslami perspektiflerle dış politikanın, Sünni politikanın çıkmaza girmesi ile birlikte, ABD bu aşikar olan yolsuzluk konulu dosyaları servis etti herhalde. Dolayısıyla Ortadoğu’da dengeler yerinden oynuyor. ABD’nin AKP ile Bush rejiminden gelen, devam ettirilen organik bağının çözüldüğü anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

‘Paralel ve derin devlet farklı değil’

Bu ilişkinin bozulmasının nedenleri arasında, Gezi direnişini de örnek gösteren Kaya, Başbakan’ın dile getirdiğinin aksine Gezi’nin yaşanmasından sonra AKP’ye dönük bir değişimin yaşandığı uyarısını da ekledi. Kaya’ya göre, Türkiye’deki birçok farklı dinamiği harekete geçiren Gezi direnişlerinin ABD ve AB’nin Türkiye sivil toplumuna, devlete olan bakış açısında ciddi bir paradigmatik dönüşüme açtı.
Yürütülen paralel devlet tartışmalarının geçmişteki derin devlet tartışmalarından çok da farklı olmadığını dile getiren Kaya, başlangıçta bu oluşuma izin veren ve onunla beslenen AKP’nin bugün bu oluşumdan şikayetçi hale gelmesini samimiyetsizlik olarak niteledi. Bu açıdan polis ile birlikte AKP iktidarının KCK konusunda yarattığı hava ile KCK gerçekliği arasında o denli büyük bir paralellik olmadığı kanaatinde olduğunu ifade eden Kaya, “Yani KCK bana kalırsa hakkettiğinden çok daha set bir tepkiyle karşılandı iktidardan. İktidar bunu bu şekilde lanse etmeye özen gösterdi. Hükümet o dönemde paralel bir devlet oluşuyor gibi gösterdi” dedi.

‘KCK demokratik bir deneyimdir’

“Ben KCK’yi aslında değişen Ortadoğu dinamikleri arasında ortaya çıkmakta olan demokratik bir deneyim olarak görmek gerektiğini düşünüyorum. Yerel olana önem veren, merkezi olanı eleştiren daha otonom yapıların oluşmasını salık veren bir yapılanma gibi görüyorum, ama devlet bunu bu şekilde değil daha sert bir şekilde karşıladı. Eskiden KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) yoktu, KKK (Koma Komalên Kurdistan) vardı. KKK daha çok Türkiye içindeki Kürtleri örgütlemeye çalışan bir projeydi.
KCK değişen Suriye, İran, Irak ve Türkiye gibi bölgelerde ortaya çıkan yeni konjönktüre göre kendini uyarlayan ve daha böyle transsasyonel bir oluşum daha ulus aşırı bir oluşum gibi geliyor bana. Biraz da Ortadoğu’nun koşullarına uygun gibi. İşte bu olanı olduğundan çok daha büyük göstermek suretiyle kamuoyunu Kürtlere karşı sert müdahalelerle hazırlayan binlerce insanı içeri atan bir iktidardan bahsediyoruz. Olanı olduğundan çok daha büyük göstermek ve böylece sert müdahaleler için toplumsal meşruiyet zemini hazırlayan bir iktidardan bahsediyoruz” diye konuştu.

Sorulması gereken asıl soru?
Tüm bu olan biten içerisinde diğer sorularla birlikte mevcut durumda kendisini dayatan ve cevabı aranması gereken soru ise, ‘Demokrasi güçlerinin bu çatışma ortamındaki konumu ve üstlenmesi gereken rolün ne olduğu?’ sorusu. Prof.Dr. Kaya’ya göre, Türkiye siyasal kültürünü en iyi analiz etmeyi sağlayacak soru da bu. Türkiye’de yapılan tartışmalara bakıldığında ister türban, asker Alevi ya da Kürt sorunu olsun bütün sorunların tamamen ideolojik bir zeminde ya bir şeye karşı olmak ya da bir şeyden yana olmak şeklinde tartışıldığını vurgulayan Kaya, unutulan asıl şeyin, o sorunun kendisine, saiklerine ve aktörlerine bakmak olduğunu ifade etti. Kaya, bu noktada da toplumun bugüne kadar yaşadığı en önemli sorunun kamusal alanın hep devlet tarafından şekillenmiş olması, kamuya ait ne varsa onun devlet tarafından tanımlanmış olması olduğunu da sözlerine ekledi.

‘Kazanacak olan demokratik-katılımcı güçler’

Bütün bu örneklere bakıldığında bireyin nasıl giyineceğine, nasıl konuşacağına, nasıl yaşyacağına kadar bir çok konuda müdahale eden devlete karşı yeniden Gezi direnişine işarete eden Kaya, “Çağdaş anlamda yurttaş olmayı öğreniyoruz. Yani bulunduğumuz o mahalleyi çevreyi koruyan kollayan, kimin nasıl düşüneceğini kimin nasıl yaşayacağını dikte eden o devletin vesayetini ortadan kaldırmayı hedefleyen, katılımcı bireyi yurttaşı hedefleyen, bir yapılanmaya doğru gidiyoruz. Ben bunun çok önemli olduğu kanaatindeyim. Kürt sorununda, Alevi sorununda, başörtülü insanların ya da öğrencilerin rahatlıkla kendilerini ifade ettikleri demokratik bir Türkiye’nin aslında bir taraftan kurulmakta olduğunu düşünüyorum. Bu rüzgarın karşısında hiçbir gücün kalabileceğine inanmıyorum. Ne Gülen Cemaati kalabilir ne de başka güçler kalabilir. Bunun karşısında kalabilecek güçler demokratik güçlerdir, katılımcı güçlerdir” dedi.


ÖMER ÇELİK/ÇAÐDAŞ KAPLAN/DİHA/İSTANBUL