YXK'nin Viyana Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği seminere konuşmacı olarak Almanya'dan tarihçi, gazeteci- yazar Dr.Nick Brauns, sosyolog ve gazeteci Martin Dolzer ve Viyana Üniversitesi'nden siyaset bilimci Thomas Schmidinger katıldı. Martin Dolzer, yaptığı konuşmada AKP ve Gülen Hareketi'nin politikasını uluslararası çerçevede değerlendirdi. Dolzer, günümüzde Türk-İslam Sentezi doğrultusunda Kürt sorununun tamamen kolluk kuvvetlerine havale edilip, Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiye edilmek istendiğini belirtti. İnkar ve imha politikasının devam ettiğini dile getiren Dolzer, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik yeni sömürgeci politikaların da bunda etkili olduğunu kaydetti.
Dolzer, şunları söyledi: "Batılı ülkeler, AKP ve Gülen Hareketi'ne Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde bir misyon biçmiştir. Bu ılımlı Sünni İslam temelinde gerçekleşiyor. Pozantı Cezaevi'ndeki ihlaller, Roboskî Katliamı, 'KCK operasyonları' adı altında yürütülen gözaltı ve tutuklama furyası Avrupalılar tarafından dikkate alınmıyor. Uluslararası uzmanlar Gülen Hareketi'ni 90'lı yılların derin devletinden daha tehlikeli görmekte. Global anlamda iktidarı ve gücü ellerinde bulunduran devletler, ezilenler, emekçiler, Kürtler gibi baskıya uğrayan kesimlerin karşısında bulunan AKP ve Gülen Cemaati gibi yapıları destekliyor. Yani Batı yanlısı, neo-liberal ve milliyetçi eğilimler içinde olan kesimler dünyanın her yerinde erkek-egemen kapitalist modernite tarafından desteklenmektedir. Özellikle Avrupa'daki demokratik, ilerici ve aydın kesimlerin güç birliği yaparak Gülen Hareketi gibi toplum karşısındaki güçlere karşı birleşerek mücadele etmesi gerekli."

Gülen Roboskî Katliamı'nı teşvik etti
Nick Brauns ise seminerde şunları söyledi: "Aslında Almanya ve Avusturya'da Gülen Hareketi tam tanınmıyor. Politik İslam deyince akla HAMAS ve El Kaide geliyor. Gülen Hareketi her zaman diyaloga yakın bir güç olarak lanse ediliyor. Fethullah Gülen'in maskesinin düşürülmesi gerekmektedir. Cemaat dışarıya karşı diyaloga, demokrasiye, toleransa eğilimli bir güç görünebilir, fakat birçok konuşması nefret içermektedir. Bunun en iyi örneği Roboskî'den önce yayınlanan video konuşmasıdır ve ne tesadüftür ki bu konuşmasından sonra Roboskî Katliamı gerçekleşmiştir.
Kendini dışarıya demokrat ve hoşgörülü olarak tanıtan Gülen, Türkiye tarihindeki bütün darbeleri desteklemiştir. Çünkü Gülen sistemle savaşmak yerine, sistemi alttan alta ele geçirmeyi amaçlamıştır. En sonunda AKP iktidara geldiğinde Gülen Hareketi kendi zamanının geldiğini görmüş ve devleti açıkça ele geçirmeye çalışmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı sürdürülen kolluk kuvvetleri operasyonlarının arkasında da bu mantık yer almaktadır ve bu hareket kendisi dışında hiçbir alternatifi kabul etmemektedir."

'Gülen'e davet bir tuzaktır'

Paradigmanın bir tarafında Gülen Hareketi, diğer tarafında ise demokratik cepheyi temsil eden Kürdistan Özgürlük Hakereti ve demokrasi güçlerinin olduğunu vurgulayan Brauns, devamla şunları ifade etti: "Burada Pensilvanya'daki Gülen ile İmralı'da neredeyse bir yıldır izolasyonda olan Kürt Halk Önderi'nden bahsetmek mümkündür. Türkiye'de AKP ve Gülen Hareketi arasında bir anlaşma vardır, özellikle de Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı bu iki güç işbirliği yapmaktadır. Diğer taraftan AKP ve Gülen Hareketi arasında çok ciddi bir iktidar kavgası da yaşanmaktadır. Erdoğan'ın Fethullah Gülen'i Türkiye'ye davet etmesi de aslında bir tuzaktır. Aradaki bu gerilimin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde daha bariz bir şekilde göstermesi olasıdır."
Viyana Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan siyaset bilimci Thomas Schmidinger, Gülen Hareketi'nin Avusturya'da ve Avrupa'nın diğer ülkelerinde çok ciddi biçimde örgütlendiğini hatırlattı. Schmidinger, Hareket'in Avusturya'da eğitim, sosyal, ekonomi ve diplomasi alanda faaliyet yürüttüğünü belirtti. Schmidinger son olarak şunları vurguladı "Gülen Hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi ve sol hareketlerin eğitim alanındaki yetersizliklerini gözeterek örgütleniyor. Kürt Özgürlük Hareketi'ni bu konuda eleştirmek gerekiyor."