
İstiklal Mahkemeleri’nden tanıdığımız üç Ali’den birinin oğlu olan ve Turancılık ülküsünü savunan Altemur Kılıç, 26.12.1997 tarihli Ordadoğu Gazetesi’nde, Fethullah Gülen hakkında eskiden kaygı ve endişelerinin olduğunu, fakat Fethullah Gülen’in konuşma kasetlerini, ülke içinde ve ülke dışında açtığı eğitim kurumlarıyla Türk kültürünü ve dilini yayma sevdasını görünce, “Hoca efendi hiçbir şey yapmasa, sadece bu okullarla Türk dilini ve kültürünü yaydığı için benim inandığım cennete girecektir” dediğini itiraf etmektedir. Kılıç, özellikle Kafkasya ve Orta Asya’da açılan okulları gezdiğinde, okul idarecilerinin hiç birinde bağnazlığın hiçbir emaresine rastlamadığını, aksine Atatürk ilke ve inkılaplarına son derece bağlı olduklarını tespit ettiğini söyler.(10)
Türkiye Gazetesi yazarı ve tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre, her Türk milliyetçisinin, Türk’ü ve Türkiye’yi seven herkesin Fethullah Gülen ve cemaatini desteklemesi ve teşvik etmesi gerektiğini söylemektedir. Çünkü Fethullah Gülen ve hareketi desteklenmediği takdirde iç ve dış güçlerin komplikasyonları meydana gelecektir. Ayrıca Türk ülküsünü ve Türk Müslümanlığı’nı uzak ülkelere götüren hoca efendinin bu mücadelesi desteklemediği takdirde Arap ve İran Müslümanlığı galebe çalacaktır.(11)
Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne...
Cüneyt Ülsever, 22.6.2000 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde, Türkiye’deki ve yurt dışındaki Gülen okullarını dolaştıkları sırada idealist bir eğitimci kadrosuyla karşılaştıklarını, gittikleri her okul ziyareti sırasında Türk dilinin, kültürünün ve Atatürk ilke ve inkılaplarının büyük bir özveriyle öğretildiğine şahit olduğunu anlatır ve cemaatin, Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne kadar olan bölgede gecelerini gündüzlerine katarak büyük Türk ülküsünü yaymaya çalıştıklarını gözlemlediğini söyler.
Aynı şekilde 8.3.1998 tarihli Türkiye Gazetesi’nde Yılmaz Öztuna, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Fethullah Gülen hareketinin yurt dışında açtığı misyoner okullarını ziyaretleri sırasında ilk olarak şaşkına uğradıklarını, sonra iftihar ettiklerini söyler. Yılmaz Öztuna yazısına şu şekilde devam etmektedir: “Bu okullar, Türk kültürünü Turan’a, bütün dünyaya yayıyor. Bu Atatürk’ün nihai hedefi idi, eski dilde “aksa-i emel…”
Ecevit: Devletine hepimizden daha çok bağlı
1998 yılında Bülent Ecevit’in başbakanlığı sırasında NTV ekranlarında kendisiyle röportaj yapan Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarlarından İsmet Solak, hem Fethullah Gülen hem de Bülent Ecevit’le yaptığı görüşmeyi 30.3.1998 tarihli köşesinde anlattı. Solak, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Fethullah Gülen’den çok memnun olduğunu, bu memnuniyetin nedenini kendisine sorduğunda, Ecevit, “Bu insanlar bugüne kadar Türk Devleti’nin ve Türk milletinin yapamadığını yaptılar” şeklinde cevap verdiğini söylemektedir. Ecevit, Fethullah Gülen’le çok sıkı ve samimi ilişkilerinden bahsederken şunları söyler: “Fethullah Gülen, milletine ve devletine hepimizden daha çok bağlı ve samimidir. Dünyanın dört bir tarafında açtığı okullarla büyük Türk ülküsünü yayarken, Türk milletini yücelten bu tür faaliyetlerin irtica olduğunu söyleyebilir miyiz?”
İsmet Solak, makalesinin sonunda Gülen’le yaptığı her konuşmada onun, amaçlarının Arap ve Fars Müslümanlığı’nın önünü almak ve Türk Müslümanlığı’nı ecdadımızın yaptığı gibi dünyaya şamil kılmak olduğunu söylediğini belirtmektedir.(12)
Türkiye muhafazarkarlığının temsilcilerinden biri
Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Ali Bayramoğlu, Fethullah Gülen hareketinin dört farklı parametre üzerine kurulu olduğunu söylemektedir. Hareketin modern dünyaya uyarlanmış halini ve dini meşruiyetini, yaşamın tüm alanlarını inşa etmek için “Ahilik, Nakşibendilik ve Tasavvuf hareketinden aldığını, geleneksel açıdan ise, milliyetçi duygulardan ve milliyetçi devlet mantalitesinden beslendiğini belirtir.(13)
Bu biçimiyle Gülenizm hareketinin formatlandırdığı bu yeni Türk-İslam sentezinin insanı şaşırttığını itiraf edebiliriz. Ali Bayramoğlu’nun sosyolojik olarak Gülen Cemaati için kavramsallaştırdığı “yeni modern muhafazarkarlık” tanımına farklı bir açıdan yaklaşan Murat Belge, bu hareket hakkındaki görüşlerini ifade ederken, Gülenizm hareketinin Türkiye muhafazarkarlığının temsilcilerinden biri olduğunu söylemektedir. Bunların ‘ulusal İslamcı’ olmadıklarını, uluslararası Türk-İslam organizasyonu olduklarını belirten Belge, şunları söylemektedir: “Belki Türk-İslam sentezi değil de, İslam-Türk sentezinden yana olduğu söylenebilir. Bu özelliğiyle aynı zamanda Osmanlı mirasını kucaklamadan yanadır. Bunlara ek olarak elitisttir. Elitizminin en açık kanıtlarını okullarında ortaya koyduğu eğitim anlayışında bulabiliriz.”(14)
Gülen hareketi ve Türkçülük büyüsü
Sabah Gazetesi yazarlarından Ahmet Vardar, Gülenizm hareketini yakın takibe alanlardan biri olarak bu hareket hakkındaki düşüncelerini açıklar ve bu modern dervişlerin karıncalar gibi çalışarak, Türk-İslam düşüncesini dünyanın dört bir köşesine ulaştırma gayreti içinde olduklarını gözlemlediğini söyler. Vardar, bir grup devlet adamıyla birlikte Gülen Cemaati’nin Petersburg’daki okul açma törenine katıldıklarını ve tören sırasında bir Türk olarak gözyaşlarına hakim olamadığını, o an bir Türk olarak gururlandığını ifade emektedir.
Buna benzer şekilde binlerce Türk aydını, akademisyen, iş adamı, siyasetçi ve sanatçının, Gülen hareketinin Türkçülük büyüsüne kapıldıklarını söyleyebiliriz. Bu büyüleyici ve sersemletici oryantalist faaliyetlerle kandırıldığını söyleyen Cengiz Çandar, başından geçenleri söyle anlatmaktadır: Özellikle Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlıkları ve Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit’in Başbakanlıkları dönemimde Fethullah Gülen hareketi hiçbir şekilde eleştiri konusu olmamış, aksine devletin tüm olanakları bu cemaate tahsis edilmiştir.
Bunu bildiği halde 19 Ocak 1994’te Ankara’da Fethullah Gülen’in kurduğu ve manevi başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın açılışı sırasında kendisinin, devleti yöneten kadronun ve sermaye sahiplerinin de hazır bulunduğu o şaşaalı açılış sırasında hala nasıl kandırıldığına inanamadığını şu sözleriyle ifade etmektedir; “Hoşgörü ödüllerini dağıtıyorlardı. Bu ödülü, gizli hedefine ulaşmasına yardımcı olan, bunu bilerek ve bilmeyerek yapan kişiler vermekteydi. Ben ‘veren’ değil, ama 1995’te ilk kez alan kişiler arasındaydım. ‘Ödül almakla gizli hedefine ulaşmasında acaba karınca kararınca bir katkımız oldu mu?’ diye kafam karıştı. Ama gizli niyetlerini nereden bilebilirdim ki?”(15)
Özellikle Gülenizm hareketinin en rahat manevralarını yaptığı 90’lı yıllarda Turgut Özal’ın bu harekete göstermiş olduğu teveccüh hepimizin malumudur. Gazeteci Hulusi Turgut, 1992 yılında Turgut Özal’ı tedavi gördüğü Houston’da ziyaret etme fırsatını bulduğunu söyler. Özal, bu ziyaret sırasında Fethullah Gülen hakkında kendisine yöneltilen soruları şu şekilde cevaplar: “Ben bu meseleyi bir kısım devlet adamlarına ve Dışişleri’ne elli defa söyledim. ‘Bu okullar Türkiye’nin geleceği adına çok önemlidir; güç verin bunlara’ dedim. Fakat anlamıyorlar. Bu olay, Türkiye’nin dünyaya açılmasıdır.”(16)
Fethullah Gülen’in en önemli adamlarından biri olan Enes Ergene, kolonyalist ve oryantalist Türk-İslam hareketini anlatırken, ilginç görüşler öne sürmektedir. Ona göre, Fethullah Gülen ve hareketi olmasaydı, büyük Türk milleti bugün ya Arap İslam’ının ya da Fars İslamı’nın boyunduruğu altında zillet içinde yaşıyor olacaktı. Yine ona göre, Viyana’dan Çin’e kadar büyük Türk dünyası hakim olduysa, bunun tek sebebi, atalarının bu geniş topraklarda boyunduruğu altında bulundurdukları milletlerin dillerine, dinlerine, sosyal yaşantılarına ve kültürel yaşam biçimlerine hiçbir biçimde karışmamaları, aksine Türk-İslam ülküsünün öngördüğü şekilde onlara hoşgörü içinde davranmalarıdır. Yazar bu iddiasını daha da ileriye götürerek, Osmanlı’dan önce Selçuklul, İlhanlı ve Karahanlılar’ın da böyle olduğunu söyler. Ancak bir Emevi, Abbasi ya da İran İslam imparatorluğu böyle değildi. Bundan dolayı Fethullah Gülen özlenen o eski günleri tekrar büyük Türk dünyasına yaşatmak için böylesine büyük bir davayı misyon edinmiştir.(17)
Türk dünyasını yeniden inşa etme çabası
Türkiye’nin önemli yazar, siyasetçi ve akademisyenlerinin, Gülenizm hareketinin büyük Türk dünyasını yeniden inşa etme çabasına yönelik düşünceleri ana hatlarıyla böyle. Fethullah Gülen’in Kürt inkarı ve zulmü karşısındaki tavrı ve diğer önemli konular hakkındaki görüşleri ayrı bir çalışma konusu olduğu için, burada bu konulara girmeyeceğiz.
1700’lerden bu yana Batı’nın seküler paradigmasını inşa eden eski ve yeni filozofyanın önemli isimleri T. Müller, Frederic, Voltair’e, Comte, Engels, Freud, Marx, P. Berger ve Bryan Wilson gibi birçok düşünür, din olgusunun sonunun geldiğini söyleseler de, Fethullah Gülen hareketi, İslami hareketler ve Araplar, dini argümanları korkunç derecede cömert kullanarak bunun böyle olmadığını tüm dünyaya gösterdiler. Gülenizm hareketi, temel yaşam esprisini ve algısını seküler esaslar üzerine bina ettiği için, hedef ve amaçlarına varmada Allah, Kur’an, Sahabe, Mezhep, Türkçülük, Sufizim, Tasavvuf, Mevlana, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş, Said Nursi ve benzeri argümanları kullanarak oryantalist ve kolonyalist faaliyetler içerisindedir. Dolayısıyla Gülen ve cemaatinin amacı, hoşgörü ve insan severlik ekseninde tüm inançların, dillerin ve kültürlerin diyalogunu pekiştirmek değildir.
Gülen bu soruları cevaplayabilir mi?
Eğer amaç hoşgörü ve sevgi iklimini inşa etmekse, soracağımız sorulara cevap beklemek en tabii hakkımızdır:
1- Halihazırda neden 13 tane Türk devleti bulunmaktadır?
2- Gülen, İsrailli siviller için gözyaşı dökerken, niçin dünyanın dört bir yanında korkunç zulümlere uğrayan mazlum halklar için gözyaşı dökmüyor?
3- Dünyadaki emekçi sınıfın eşit ve onurlu bir yaşamı hedefleyen mücadelesi hakkında niçin insanlığın düşmanlarını sevindirecek sözler sarf ediyor?
4- Amerika, Avrupa, İsrail ve gerici Arap rejimlerinin dünya halklarına ve insanlık ailesine reva gördüğü zulümler karşısında niçin ses çıkarmıyor?
5- Bir milyon Ermeni’yi acımasızca katleden ecdadının bu korkunç tuğyanını bildiği halde niçin feryad-ı figan etmiyor?
6- T.C. Devleti’nin seksen yıldır Kürt halkını inkar politikaları karşısında niçin sesiz kalıyor?
7- Osmanlı yöntemini kullanarak dünyanın en zeki çocuklarını kendi eğitim kurumlarının çatısı altında toplarken, insanlığın problemlerine niçin eğilmiyor?
8- Dünya kaynaklarının çok büyük bir bölümünü acımasızca kullanan ‘beyaz adam’ın iktidarına karşı muhalif tavır alması gerekirken, niçin Afrika’da siyahi çocuklara İstiklal marşını ve Türk dilini öğretiyorsunuz?
9- Nasıl oluyor da Papa’yla ve dünyanın en büyük siyasi, ekonomik ve eğitim organizasyonlarıyla çok samimi ilişkiler ağı kurabiliyorsunuz?
Sorduğumuz soruların hepsi akıl ve vicdan ekseninde muhakeme ve murakabe edildiğinde görülecektir ki, Gülenizm hareketinin, şiar edindiğini söylediği sevgi ve hoşgörü ilkeleriyle hiçbir alakası bulunmamaktadır; aksine bu konuda korkunç bir çelişki söz konusudur. Dolayısıyla Gülen ve cemaati, uluslararası güçlerin desteğini arkasına alarak, büyük emperyalist Türk Dünyası’nı hedeflemektedir. BİTTİ
KADİR AMAÇ
10- Altemur Kılıç, Orta Doğu Gazetesi, 26. 12. 1997
11- Yılmaz Öztuna, Türkiye Gazetesi, 8. 3. 1998
12- İsmet Solak, Hürriyet Gazetesi, 30. 3. 1998
13- Ali Bayramoğlu, Yeni Yüz Yıl Gazetesi, 1. 4. 1998
14- Murat Belge, Radikal Gazetesi, 28. 6. 1999
15- Mustafa Armağan, a.g.e, sayfa 182
16- Hulusi Turgut, Yeni Yüz Yıl Gazetesi, 18. 1. 1998
17- M. Enes Ergene, a.g.e, sayfa 255