- Şehit Gülistan Tara ve arkadaşlarının verdiği mücadele ile bugün inşa edilen barışın temellerinin atıldığını kaydeden abi Ahmet Tekik, "Umuyoruz ki süreç tamamlandığında barış arzusu gerçekleşmiş olur” dedi.
- “Cenazesini almaya gittiğimde ona bakamadım, bakmadım. Gülüşünü ve umudunu hafızamdan silmemek için… O hep gülen yüzü, halkına ve yoldaşlarına sarılan narin kolları ile var olmalıydı. Öyle de oldu.”
Türkiye’ye ait SİHA’lar tarafından 23 Ağustos 2024 tarihinde Federe Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentine bağlı Seyîdsadiq ilçesinde gerçekleştirilen hava saldırısında katledilen gazeteciler Hêro Bahadîn ve Gülistan Tara’nın şehadetlerinin üzerinden iki yıl geçti. Aradan geçen iki yıla rağmen, Özgür Basın emekçilerinin mücadelesinde yer edinmeye devam eden gazetecilerden Gülistan Tara, Êlih’te dünyaya geldi ve katledilmesinin ardından merkeze bağlı Tilmêrc mezarlığında babasının yanına defnedildi. 10 çocuklu bir ailenin 8’inci çocuğu olan Gülistan Tara’yı MA’dan Ozan Bayındır’a anlatan abi Ahmet Tekik, babasının ortaya koyduğu mücadelenin Gülistan üzerinde büyük etki yarattığını kaydetti.
Yüzü her dem gülen çocuk…
Kardeşi Gülistan Tara'yı anlatan Ahmet Tekik, şöyle konuştu: “Gülistan özellikle babamızdan aldığı derin yurtseverlik duyguları ile büyüyen, ince, narin ve yüzü hep gülen bir çocuktu. 90’lı yıllar bir aile ve halk olarak yükselen Kürdistan Özgürlük Mücadelesine omuz verdiğimiz yıllardı. 80’li yıllarda sıkıyönetim işkencehanelerinde işkence gören babamızın direnişi, sonrasında Kürdistan’da ilk sürgün edilen memurlardan biri oluşu, paralelinde 10 kardeşli bir aile olan bizlerde de Kürt Özgürlük Hareketi ile güçlü bir gönül bağı kurmamızı sağladı. Babam, mücadelesini İnsan Hakları Derneği, Sağlık İş Sendikası gibi kurumlarda sürüdürüyor, serhildan süreci ile birlikte bizler de Newroz’lara, şehit cenazelerine, Hizbullaha karşı sokak eylemlerine akıyorduk. Gülistan da yeni yeni filizlenen bir bilinçle ve o pırıl pırıl gülen gözleri ile gittikçe büyüyen özgürlük mücadelesine gönül vermişti. Onun idealleri ve hayalleri de, o büyük hayallerin küçük bir parçasıydı.”
‘Ruhu narin bir insandı’
Gülistan Tara'nın insana olan sevgisinin mücadelesine öncülük ettiğini belirten Tekik, “Gülistan ile siyasi partimiz olan HADEP, DEP gibi partilerde kültürel sanatsal çalışmalar yapıyorduk. Gülistan 1999’da Lise 2’nci sınıftaydı. O da benimle İHD ve partide çalışmalara katılıyordu. Abdullah Öcalan’ın tutuklanması ve Türkiye'ye getirilmesi onda da büyük bir dönüşüme yol açmıştı. Enerjisini ve tepkisini örgütlü bir duruş ile göstermek istiyordu. O gövdesi gibi ruhu da narin olan bir insandı. İHD’ de oynadığımız bir oyunda Gülistan’ın rol gereği şiddet gerektiren bir harekette bulunması gerekiyordu ancak o kadar yönlendirmemize rağmen şiddet refleksi veremiyordu. Çok narin ve içi insan sevgisi ile dolu bir insandı” dedi.
‘Halkının sesi olmak istiyordu’
Ahmet Tekik, şu sözlerle Gülistan’ı anlatmaya devam etti: “Cengiz Altun’un ailesi ile yakın ilişkilerimiz vardı. Emin amca ve babam çok iyi dosttu. Cengiz Altun’un şehadeti de aile olarak bizde büyük bir etki yaratıyordu. Ablam cezaevindeydi ve hemen hemen her ay Sivas Cezaevine 90 yılların zor koşullarında ziyarete gidiyorduk. 99 yılında Abdullah Öcalan’ın tutuklanması onda da bu halk ve mücadele için bir şeyler yapma arzusunu doğurmuş olmalıydı. 25 Mayıs 1999 yılında bizlere bir mektup bırakıp özgürlük mücadelesine katıldığını duyduğumda onun o narin bedenini ve gülen gözlerini düşündüm. Sanırım halkı için hakikatleri açığa çıkarmak ve Kürt halkına bir ses olmak istiyordu.”
İlk adımı barış içindi
Gülistan ve arkadaşlarının verdiği mücadele ile bugün inşa edilen barışın temellerinin atıldığını kaydeden Tekik, “Biz Sayın Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen bu barışı, ona ve onun gibi binlerce şehide borçluyuz. Gülistan’ın 1999’daki tercihini daha güçlü, daha onurlu bir barış için atılmış bir adım olarak gördük hep. Umuyoruz ki bu süreç tamamlandığında tüm şehitler gibi onun da arzusu gerçekleşmiş olur” diye belirtti.
O hep gülen yüzüyle var olmalı
Ahmet Tekik, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Gülistan, 25 yıllık bir mücadelenin sonucunda vahşice katledildi. Güney Kürdistan’ın bir caddesinde bir SİHA ile vuruldu. Cenazesini almaya gittiğimde ona bakamadım, bakmadım. Belki yanmış, belki parçalanmıştı. Belki saçları, elleri yoktu. Onun o gülüşünü ve umudunu hafızamdan silmemek için tabutu açıp bakmadım. Çünkü o hep gülen yüzü, halkına ve yoldaşlarına sarılan narin kolları ile var olmalıydı. Öyle de oldu” şeklinde konuştu. ÊLIH