Hemen söyleyeyim; Cumhuriyet Bayramı’nı kendi usullerince kutlamak isteyen “Atatürk Cumhuriyetçileri”ne yapılan polis saldırılarından herhangi bir mutluluk duymadım.
Gerçek demokrasiden yana her bir insan, insanların demokratik gösteri ve protesto haklarını kullanmasını doğal bir hak olarak görür. Çoğulcu demokrasilerde kutlamalar kadar protestolar da normaldir. Normal olmayan; insanların bu haklarını kullanmalarına izin vermemektir. Engellemek yemiyormuş gibi herhangi bir görüş, siyaset veya doktrinin hakim kılınmasına itirazı olan insanlara saldırmaksa normal kelimesine çok uzaktır.
Özellikle, devletin yıkıcı politikalarıyla hemfikir olmadığını belirtmek isteyen insanlara tahammül etmemek, onları sindirip yok etmeye kalkmak, adı cumhuriyet ya da başka bir şey olsun, hiçbir demokratik yönetimle bağdaşmaz.
Sırf bundan dolayı, çok sesliliğin ve çok kültürlü yaşamın vazgeçilmezleri olan kutlama, gösteri ve protesto haklarının, despotik yöntemlerle gasp edilmesine sevinilemez.
Kısacası; polisin meydanlarda coplayıp, gaz bombalarıyla saldırdığı her kim olursa olsun “iyi olmuş” denemez, demeye hakkımız yok.Ama şu kadarını sormaya hakkımız var herhalde. Mesela düne kadar öğrenci-memur kim varsa üniformalar giydirip, onları asker gibi tören alanlarına dolduran zihniyet kimdi? O zamanların paramiliter, nasyonalist ideolojisinin fikir babaları CHP’liler, törenlere katılmayanlara ceza yağdırmaktan geri durmuyorlardı.
Bugün aynı CHP’lilerin, törenlere katıldıkları için devletlerinin şiddetine maruz kalmaları, tarihin bir cilvesi olarak kalacak, en azından onu hatırlatalım.
Biber gazının gazabına uğrayan Kılıçdaroğlu, feryat-figan ederek “yahu savaşa mı gidiyorsunuz” diyerek devletin polisini halka şikayet etti! Sanırsınız ki uzayda yaşıyor hazretleri!
 Sanki yıllardır savaşa gidermişçesine, halkın üzerine boca edilen gazdan hiç haberi yokmuş gibi! Sanki daha önceki gün polisin kafasına attığı gaz bombası sonucu ağır yaralanan BDP’li Emanet Eneş’in hayatı, onlarınkinden daha az değerliymiş gibi!??
Sanki bu gaz bombası kullanımında hiçbir sorumluluk payına sahip değilmiş gibi dert yanıyor Kemal Bey!
Sanki halk evlatlarının onurlarını koruma uğruna girdikleri ve ölüm sınırına dayanan Açlık Grevi, (bir Kürt olarak diyemiyorum) bir politikacı olarak, onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi?!
“Anarşistlere”, “komünistlere”, “teröristlere” gaz bombalarını müstahak görenler, ‘sustukça sıranın kendilerine de geleceğini’ pratikle doğrulamayı beklemeselerdi keşke.
Keşke polisin müdahalesini haklı bularak, şiddeti kutsamaya devam eden Bahçeli ve saz ekibinin de kafatasçı tutumlarından vazgeçmeleri için sıranın onlara gelmesini beklememiz gerekmese!? Keşkeler, olan-biteni geri getirmez; kişisel olarak ümidim de yok ama bugünün “mazlum” muhabbetini dilinden düşürmeyen dünün zalimleri, “tarihten ders almak gerektiğini” akıllarına getirseler keşke… Bir şey daha hatırlayalım; iki gün önce bir tenis turnuvası finalinde ödül vermeye çağrılan AKP’li bakanlar, orada bulunan binler tarafından çok demokratik bir tepkiyle yuhalandı. Naklen yayın olmasaydı, haberi sansürleyerek vereceğinden emin olduğumuz yandaş medya, canlı yayına borçlu olduğu çaresizliğin içerisinde çırpındı durdu.
Oysa ülkenin en önemli gündemi hapishanelerdeki açlık grevidir ve yandaş basın, bu devasa direnişi görmemekte ısrar ediyor. Miting alanlarına doldurulan partililer tarafından alkışlanmaya alışmış AKP’lilerin, binlerce insan tarafından yuhalanarak karizmayı çizdirmeleri, söz konusu medyanın içine dert olmuş olacak ki bu olayı nasıl ört-bas ederiz telaşı içindeler.
AKP’li bakanlara gösterilen gayet masum demokratik tepkiyi “dünyaya rezil olduk” çığlıklarıyla haber başlıklarına taşıyan iktidar yanlısı medya, bu halkın evlatları yanı başınızda hücre hücre ölürken, siz sessiz kalarak ne kadar rezil olduğunuzun farkında değil misiniz gerçekten?
Suni gündem yaratmada uzmanlaşmış, dünle bugünün iktidar sahipleri ile taraftarlarının hırlaşmalarına şu an tarih, geçmişin penceresinden bir kez daha dönüp bakarken, gülümsüyor olmalı. Eee ne demişler; “gün olur, devran döner…”