Özelde Ortadoğu’da genelde Kürdistan’da anbean stratejik ve taktik ittifaklar yapılıp, yeni masalar kurulup, yıkılırken; soran var mı Başûr’da neler oluyor? Başûrê Kurdistan yönetimi ne âlemler de? Görünen o ki, ne yazık ki bu yaşananlardan bihaber ve bu havadan uzak atalet pozisyonda kalmakta.
“Bu gün de bitti yarına Allah büyük” politikasından kolay kolay vazgeçilmeyecek gibi. “Dört parça Kürdistan’da devrim ve bağımsızlık savaşı varken, nasıl olur da Başûrê Kurdistan yönetimi bu gelişmeler karşısında sessiz kalıp, tarafsızlığı yeğliyor?” diyebilirsiniz.
Sessizliklerini korusalar da, işin özünün hiç öyle olmadığı aksine sahaya indiğinizde olayların farklı cereyan ettiği hemen anlaşılıyor. Kendi ailevi ve bireysel çıkarları dışında herşeyde bir müşkül var.
Öncelikle Qazi Muhammed’i ve onun felsefesini kendilerine yol bellemiş bir parti nasıl olur da bu kadar tavırsız ve renksiz kalabilir gelişmeler karşısında? Özellikle Bakurê Kürdistan’da yaşatılan bunca acı ve reva ortadayken, nasıl olur bunları görmezden gelebiliyorlar? Ve yetmiyormuş gibi Kürt düşmanlarına kol kanat gerebiliyorlar?
Buradan itibaren Qazi Muhammed’den bir örnek vererek devam etmek istiyorum. “Her halkın, milletin başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan, uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz, kalır ezilir” derken Qazi Muhammed, tarihi bir realiteye parmak basmakta. Çok değil bundan iki yıl önce Kerkük’te bunun eksikliğini yaşadık, ardından Efrîn’de yaşadık. Peki, birlik olamamanın ve uyumsuzluğun meyvelerini kimler yedi?
Ne yazık ki Ortadoğu bölgesinin gerici devletleri olarak öncelikle Türkiye ve İran yedi. Qazi Muhammed’in haykırdığı ve her Kürdün kulağına küpe yapmak istediği nasihati, iki örnekte çok net anlaşılmakta. Peki, neden KBY bu ruhtan uzak hareket etmekte? On binlerce peşmerge ve gerilla bu topraklar için fedaice savaşmasının nedeni neydi? Ve halen devam eden savaş her gün yaşanan kayıplar ve canımızdan koparılan onca canların kim hesabını soracak, hiç düşündünüz mü?
KBY diyebilir “komşularımızla diplomasi de mi yapmayalım?” diye. Elbette yapmak gerek, zaten sen kendi ideolojik ve politik çizginden farklı biri ile oturma başarısı gösterdiğinde bu diplomasi olur. Ama sen Türkiye’nin askeri karargâhlarını ve MİT’ini KBY’ye getirdiğinde ve “kardeşlerim” dediğin, aynı çîroklarla, aynı stranlarla, aynı hayallerle büyüdüğün topraklarda kardeşlerini katledenler ile işbirliğine diplomasi diyemezsin. Bunun adı diplomasi değil, bunun adı başka bir şey, bu Qazi Muhammed’in “Eğer sizden biri, ihanet etmeden işini yapıyorsa, kendisine yardımcı olun, kıskançlık ve tamah için kendisine karşı durmayın.
Ya da Allah göstermesin onun hakkında yabancıların ajanı olmayın” nasihatinde belirttiği ve dikkat çektiğidir. Burada bu nüshaları eklerken Qazi Muhammed’in Kürdilerin içine ekilmiş ihanet şebekelerinin ne kadar güçlü olduğunun vurgusu ise “Kimsenin ajanı olmayın” diyerek belirtiyor. Ve burada kimlere mesajı var?
1639’da Kasr-ı Şirin antlaşması ile Kürdistan’ı ikiye bölenler ile cenk tutan YNK’ye ve atalarını Musul’da darağacında sallandıran KDP'ye mesaj yok mu acaba? Tarih sadece Kürtler için mi tekerrür edecek, yoksa bu kara lanetli ihanet tohumunun sonu gelecek mi? Elbette ki ihanetin sonu geldi ve geliyor da yavaş yavaş. Ama asıl sorun ve sonu gelmeyen şeyin sadece bireysel ve ailesel düşüncenin ve bencilliğin kör kibrin yaratmış olduğu delaletten gelmemesi.
Çünkü en büyük düşman insanın içindeki “kardeşim” dediğidir, çünkü insan ancak kardeşine güç getirmez. Şimdi “eğer sizden biri ihanet etmeden mücadele ediyorsa ona yardımcı olun” diyorken Qazi Muhammed onun yol izleyicileri gerçekten öyle mi yapıyor, yoksa 92’den günümüze köstek mi oluyorlar? Bence artık Kürtler buna dur diyebilecek hem tarihsel hem de toplumsal bilince ve güce sahip.
Ve bugünlerde kimse Demokratik Kürdistan’ın önünde engel olmamalı. Kırk yıllık özgürlük mücadelesi kuruluşunun ilk gününden itibaren bugün geldiği ve ulaştığı her alanda toplumun umudu ve mücadele azmi olma başarısını kazanmış olmasından gurur duyulması gerekirken, her defasında özgürlük hareketinin düşmanlarına kültürel, sosyal, toplumsal ve askeri destek vermek hangi yöntemlerle izah edilebilinir?
Özgürlük hareketi her fırsatta ulusal kongrede ve ulusal birlikte ısrar ederek geliştirmiş olduğu paradigmasal dönüşümlerle toplumu kucaklayan ve birlik içinde çoğunluğu hakikat bilmiştir. Özgürlük hareketi Demokratik Konfederal sistemiyle başta Kürdistan ve Ortadoğu’da Rojava ile Dünya’ya model olma yolunda ilerlerken, KBY yönetiminin yaklaşım ve tutumumun bu ahenkten uzak üç maymunu oynaması başta Qazi Muhammed’e ve daha sonra on binlerce peşmergenin vermiş olduğu hakikat savaşından çok uzak açığa çıkan enerjidir. Her Kürdün hakikati elbette Demokratik Kürdistan’dır, buna kimsenin bir itirazı yok ve Demokratik Kürdistan’da tek renkli ve tek dil ve dinle olamayacağına göre tek partili de olmayacaktır. Örnek Rojava’da olduğu gibi.
Ama bu şu anlama gelmiyor, her partileşen değerlerinden uzaklaşacak ve Kürdistan’ı kendisi belleyecek ve dünya malı için birbirini satacak. Qazi Muhammed’ten bir örnek daha verecek olursak meramımız daha iyi anlaşılır. “Kürdistan tüm Kürtler’in evidir. Her evde, ev sakinlerine bildikleri iş verilir. Artık ötekilerin kıskanma hakkı yoktur. Kürdistan da böylesi bir evdir. Eğer siz birinin bu evde çalışabileceğini biliyorsanız, bırakın çalışsın. Onun işine taş koymak olmaz artık. Sizden birinin omuzlarında büyük sorumluluklar olmasından, yerine getireceği, sorumluluk duyacağı bilinenlerin payına büyük işler düşmesinden ve onun da bu işleri yapmasından üzüntü duymak olmaz.
Emin ol ki Kürt kardeşin kindar düşmandan daha iyidir.” Bu kadar açık ve bu kadar şeffaf bir anlatım olabilir mi? Peki bu yazdıklarımızdan habersizler mi? Tabi ki hayır. Ama burada yapmak istediğim ne kimseyi teşhir etmek ne de kimseyi göklere çıkartmaktır. Yapmak istediğim kim Kürdistan için mücadele etmeyip onun değerlerinden uzaklaşmışsa bu çizgiden biran önce vazgeçip, Demokratik Kürdistan’ın inşası için hep birlikte, tek vücut olunmalıdır. Sêmelka kapısını kapatarak, Behdinan’a MİT ve askeri karargâhlar kurarak, kimi parti ve derneklerin Türk MİT yetkilileriyle kol kola vererek, Kürt halkının düşmanlarını sevindirmenin bizden başkasına zarar vereceğini bir nebze de olsa anlatmak istiyorum. Yoksa elbette ki, yukarda da işaret ettiğim gibi Demokratik Konfederal sistemde her halkın, her etnisitenin, inancın ve partinin çalışır ve iş yapma koşulu zaten açık yazmakta ve her defasında söylenmektedir.
Gün işbirlikçilere çanak tutma günü değil, gün ulusal birliğimizin ve ulusal değerlerimizin kazanımı ve uğrunda savaş verme zamanıdır. Dünya dengeleri ve Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde aracı yada araç olmaktansa söz sahibi ve statü sahibi olmamamız için tek neden ve sebep içimizdeki nasır tutmuş işbirlikçileri biran önce bu güzel yurttan uzak tutmak ve zafere bu kadar yakınlaşmışken şafağa ramak kalmışken, herkesin vicdan muhasebesini yapıp öyle yaklaşması gerekir.
Şêx Said, Seyid Rıza ve oradan da Qazi Muhammed’lere kadar ulusal ve kurtuluş savaşı veren ve bu uğurda şehit düşenler şahsında bir muhasebe yapmamız elzem olmaktadır. Öncelikle ırkçı ve milliyetçiliğe dayalı egemen ulus, ulus devlet olma hastalığını felce uğratan en büyük toplumsal hastalığından vazgeçip, Demokratik Konfederal sistemin toplumsal mutabakat için nihai çözüm olduğu bilinciyle ancak Mezopotamya’nın ruhuna ve doğasına uygun biçimde halklar bir arada ve huzur içinde yaşayabilir.