Kurbanını şeytanlaştırma* (Demonisation) miti insanların bir toprak parçasını çitlerle çevirip onu korumak için yüzlerini semaya dönüp yeryüzünde onun kılıcı olmayı seçmesi ve silahlar üretmesiyle başladığını söylemek sanırım çok da yanlış olmaz.

Tarihsel hafıza bize kurbanların çoğalmasıyla silahların ve silah sanayisinin güçlenmesinin birbirine orantılı olarak geliştiğini göstermiştir. Bu durum her çağın kendi sosyo-politik yapılanmasına göre gelişen mekanizmanın kurbanlarını şeytanlaştırdığını ve kurbanların da bu şeytanlaştırmadan dolayı kendilerini “günah çukuru” olarak kabullendiklerini, kefaretlerini  ölüm ile ödediklerini göstermektedir. 

Bu mitin arkasında Hıristiyanlıktaki; “Aranızda kim günahsızsa ona taşı ilk önce o atsın!” buyruğu olduğudur. Bunun en tipik örneği İsa’nın “kuzu” mitidir. Aslında İsa kuzu olarak kurban olmayı yani çarmıha gerilmeyi kendisini “günah çukuru” olarak gördüğü için kabullenmiştir. Bu daha sonraki ahlaki ve politik yapılanmayı derinden etkilemiştir.

Yakın tarih okumalarına baktığımızda özellikle de 20.yüzyılda “günah çukuru” olmayı kabul ettikleri için insanlar iki büyük soykırımla yüz yüze kalmıştır. Bu yüzyılın ilk çeyreğinde kurban olarak seçilen Ermeniler, Süryaniler, Êzîdîler ve Pontus halkları önce şeytanlaştırılmış daha sonra ise soykırıma tabi tutulmuştur. Yine bu yüzyılın ikinci çeyreğinde ise Yahudiler kurban seçilerek şeytanlaştırılmış ve soykırıma maruz kalmıştır. Bu “Günah çukuru” ya da günah keçisi mekanizması çağımızda da laik ve seküler Kürtleri kurban seçmiştir. Ermeni, Yahudi, Êzîdî ve Süryanileri günah çukuru seçen dinsel mekanizma Hıristiyanlıktı. Bugün laik ve seküler Kürtleri “günah çukuru” ve kurban seçen mekanizma ise İslamcılık.

Sanırım ki kurban psikolojisini kabullenmeleri durumunda aynı şey Kürtlerin de başına gelecektir. Bugün laik ve seküler Kürtler İslamcılığın kendilerine dayattıkları “kurban olma” mekanizmasını reddettikleri için kanları ve canları pahasına ölümüne bir savaş veriyor. Bu savaş aynı zamanda arkaik “günah çukuru” olmayı kabullenme mitine karşı verilen bir savaştır. Çünkü tepelerinde ilkel IŞ(İD) barbarlarının kılıcı sallanmakta ve onlar o kılıca aldırış etmeden canhıraş bir savaş yürütmektedirler. Unutulmamalı ki Hıristiyanlığın kurban miti heteredoksi olarak kabul edilen Ermenileri, Êzîdîleri ve Yahudileri soykırıma uğrattı.

Bugün ise geçmişte yaşanan soykırımı Vahhabi ve Selefi İslamcılık laik ve seküler Kürtler ile diğer uluslara yaşatmaya çalışıyor. Bunun elbette yerel işbirlikçileri de var. Bu gelenek İttihat Terakkinin “Kızıl Elmacısı” Çermikli Kürt Ziya Gökalp’e kadar uzanır. Temel paradigması “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” olan “Kızıl Elma” ekolü bu topraklarda derin travmaları arkasında bırakmıştır ve her zaman devletin derinleri ile işbirliği yapmıştır. Bugün de aynı paradigmanın etrafında Kürt, Türk, Çerkez, Boşnak… “Kızıl Elmacıları” ittifak halinde şeytanlaştırmaya çalıştığı Kürt Özgürlük hareketini boğmaya çalışıyor. Her türlü dayanışmaya ve sivil inisiyatife karşı aba altından IŞ(İD) barbarlarının zulmünü gösteriyor. 

İslamlaşarak, Muasırlaşmak isteyen “Kızıl Elmacılar” acımasızca Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışmaya gelen onurlu kendi aklının kullanma cesaretini gösteren aydınları, bilim insanlarını dahi gözaltı ve hapishanelerle terbiye etmeye çalışıyor. Onlara göre kendileri dışındaki herkes “Günah Çukuru” ve başı tez elden ezilmeli. Ama unuttukları bir şey var. Kürt Özgürlük Hareketi aynı zamanda trajik kahramanlar hareketidir ve asla kurban olmayı, şeytanlaştırılmayı ve “günah çukuru” olmayı kabullenmeyecektir. Onların derdi sadece üzerinde yaşadıkları toprakları çitlerle çevirmek değil dünyadaki bütün çitleri yıkmak ve sürekli barışı getirmektir. Bu Sisiphos’un çabası gibi görünse de bir gün Sisiphos’un kayasını sırtından alıp sonsuza fırlatacaklar.

 * Yalnız buradaki şeytanlaştırma kavramı Melek Tavus'un Halkı Êzîdîler’in inandığı cennetten kovulan melekle yani şeytanla (iblisle) ilgili değil, belli bir durumu ve insan topluluğunu kötüleştirme ile ilgidir.