Artık sonuç belli: Rojava’nın dışlanması, İran’a yapılan çağrının BM tarafından geri çekilmesi ve rejimin herkesçe bilinen vahşetiyle ilgili sahte ya da gerçek resimlere dayalı bir kampanyanın başlaması Cenevre 2’yi şimdiden çökertti.
Bu aynı zamanda “İkinci Lozan’ın” da çöküşü olacak.
Çöküş mutlaktır.
Neden?
Çünkü Birinci Lozan, Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletlerin patronajında yapılmıştı. Burada Kürdistan üzerinde farklı çıkarları olan devletler arasında bir sürtüşme yoktu. Daha önce Sevr döneminde ortaya çıkan Kürdistan’la ilgili çözümler, tek kalemde çöpe atılabilmiş, buna itiraz eden çıkmamıştı. Bu devletleri Kürdistan sorunundan uzak tutan bir başka etken, Türkiye’nin Sovyetler’e “yanaşma ihtimali”ni bertaraf etmekti.
Ve Birinci Lozan esnasında Kürdistan halkı örgütlü değildi, bütün isyanları bastırılmıştı, bütün liderleri öldürülmüştü. Sovyet Devrimi bile, “yumuşak karnında” tehlikeli bir konuma sahip Türkiye Cumhuriyeti’ni “Batı emperyalizmine kaptırmamak”, en azından Türkiye’nin Batılılarla kurduğu ilişkinin “anti-sovyet, anti-komünist” bir yöne evrilmesini “geciktirmek” için Kürdistan’a sırtını çevirmişti. Bizim TKP’ye gelince, “tek ülkede sosyalizmi savunma” adı altında, “feodal Kürdistan”la ilgisini kesmişti.
Şimdi durum böyle değil.
Küresel ekonominin sıkıştığı bugünkü koşullarda, bütün devletler Kürdistan’ın “su ve petrol” zenginliğini paylaşmak ve aynı zamanda Kürdistan’a “egemen” olma yoluyla tüm Ortadoğu’ya egemen olmak için birbirleriyle amansızca yarışıyor. Ortada ne “tek kutup”, ne “iki kutup” yok. “Çok kutup” var ve kavga küresel çapta sürüyor, “bölgesel çapta yoğunlaşıyor.” Küresel güçler ve onların içindeki güç merkezlerine dayanan “bölgesel güçler” taraflardan biri tam bir üstünlük elde etmedikçe birbiriyle anlaşamaz. Cenevre 2 çıkmazdadır.
Ve artık Kürdistan Birinci Lozan dönemindeki Kürdistan değildir. Her ne kadar Güney’deki Barzani grubu, “üç parçayı feda edip, kendini İkinci Lozan’dan kurtarmaya çalışıyor olsa da” diğer üç parça İkinci Lozan’ı, diyelim ki gerçekleşmiş olsun, anında çöpe atacak kudrette bir Kürdistan’dır. Ve dünyada onun çok etkili dostları var.
Vaktiyle “feodal Kürdistan”ı insanlık ailesine “yakıştıramayan” modernistler, şimdi “Üç Kantonlu, birisi en eski Hıristiyan kavminin dili olmak üzere çok dilli, çok etnili, ademi merkeziyetçi ve ellerindeki “silahlarla” yalnız Rojava’nın El Kaide’ye ve Rejim’e karşı özgürlünü savunmayan, aynı zamanda erkek egemen toplumu “tehdit” eden “kadın taburlarının” temeli üzerinde yükselen “kadın özgürlükçü” Rojava karşısında apışıp kalıyorlar.
Diyelim ki, “İkinci Lozan” gerçekleşti. İmzalar atıldı. Ne yapacaklar? Ortadoğu’nun şu anda Türkiye de içinde bütün devletlerinden bin kat daha fazla demokrat, bin kat daha fazla laik, bin kat daha fazla uygar Rojava’yı silah zoruyla işgal mi edecekler?
İster Türkiye, ister İkinci Lozan sonrası Suriye’ye egemen olacak şu ya da bu güç Rojava’yı silah zoruyla işgal etmeye kalktığı zaman şu olur: Kuzey ayağa kalkar. Türkiye yanar. Türkiye yandığı anda, yangın anında Güney’i de yakar. Ortadoğu cehenneme döner.
Cehennemde kim yanar? Günahkarlar yanar. Kitap’ta şöyle yazıyor: “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.” (NİSA/10)
Türkiye’nin, ve Kürdistan’a İkinci Lozan’ı dayatmaya kalkanların bölgedeki “günahları“, ele geçirdikleri petrolden kazanılan milyarlarca dolarlık bir günahtır. Onların kasalarına Kürdistan yetimlerinin petrolü, suyu ve kanı akıyor.
Kürdün, “zincirlerinden başka kaybedeceği hiçbir şey yok…”
Günahsız halk kazanacaktır…
Günahkarlar yanacak günahsızlar kazanacak...
Resimler yayınlanıyor. Doğru mudur, eğri midir, bir şey denemez. Gelgelelim, o resimlerin tam da Cenevre 2 öncesinde yayınlanması akılları karıştırıyor…