AZİZ OÐUR 


Rojava Devrimi’nin kadın devrimi olduğu gerçeği her geçen gün kendini daha da dışa vuruyor. DAİŞ vahşetine karşı verilen mücadelede kadının cephede gösterdiği karharamanlık örnekleri saymakla bitmez. Yaşamın her alanında kadın yer alıyor; Rojava’daki tüm kurumlaşmalarda yüzde eli kadınlardan oluşuyor. Trafik polisinden, Jin asayişe kadar bu böyle.

Rojava’ya gelmeden önce Kürt televizyonları üzerinde kısa tanıtımı yapılan Jinwar, yani ‘’Kadın Köyü Projesi ‘’ ilgimi çekmişti. İlk fırsatta oraya gitmeye karar verdim.

Qamişlo’daki Şehit Faik Basın Akademisi’ndeki arkadaşların desteği ile Kadın Köyü Projesi’nin çalışmalarını görmek için yola çıkıyoruz. Dirbesi bölgesinde kurulmuş. Qamişlo’dan araba ile bir saat uzakta. Serêkaniyê, Kobanê yolu üzerinde. Yol boyunca Türk devletinin Kürtler arası dayanışma ve desteği engellemek için ördüğü utanç duvarının yanından geçiyoruz. Amudê’nin içinden geçip Dirbesiyê’ye varıyoruz. Dirbesiye-Serêkaniyê yolu üzerinde Dirbesiyê’yi tahminen 10 km  geçtikten sonra yolun sağında  ki “Gundê Jinê (Kadın köyü)”, “Jin Bingeha Jiyanê ye (Kadın Yaşamın Temelidir)” Kürtçe ve ve Arapça yazılı tabela bize yolun sol tarafını işaret ediyor. Köy ana yolun iki ikibuçuk kilometre aşağısında tepelik bir alanın yamacında kurulmuş. Köyün girişinde ekilen bahçe ve ağaçlar göze çarpıyor. Arabayı kullanan Hawar arakadaş ile Kadın Köyü yolunun kötü olduğu üzerine konuşuyoruz, sonra Hawar, “Hele bir köy inşası bitsin, sen bak bizim kadın arkaraşlar neler yapacak, yolda yaptırırlar başka şeyler de” diyor. 

Köyün girişinde renkli harflerle JINWAR yazılı. Öğle saatinde vardığımız için işçiler ve ordaki ekip iç içe oturmuş öğle yemeklerini yiyorlardı. Bizi güler yüzle karşılıyorlar. İş makineleri ile ilgilenen, başında açık renkli şapkası ile yanımıza gelen bir arkadaş kendini tanıtıyor; “Hoş geldiniz, ben Nahide, üçyıl öncesine kadar Yeni Özgür Politika’nın iyi bir okuruydum, sizi burda görmek sevindirdi beni” diyor. İşini halettikten sonra geleceğini söylüyor. 

Güzel Kürçte konuşan Alman asıllı Nûjin’nin “önce sizinle köyü dolaşalım mı” önerisiyle hareketleniyoruz. Nûjin, Rojavalı halkın Kürtçelerine kattığı Arapça kelimeleri de kullanmaktan çekinmeden tam bir rehberlik hizmeti veriyor.Yine çatısı kapatılan ,duvarları inşa edilen evler var. Evler farklı büyüklükte yapılmış, iki, üç, dört odalı evler. Temel malzeme kerpiç ve ağaç. Ancak mutfak ve banyoların içi beton ile yapılmış. Duvarlar yerden bir metre yükseklikte çimento ile sıvanmış. Evlerin böyle daha uzun ömürlü olacağı ve az aşınacağı hesaplanmış. Kavurucu sıcakta girdiğimiz kerpiç evlerin serinliğini kısa sürede hissediyoruz. 

Humalı bir çalışma var. Kaba inşaatı biten evlerde elektrikçiler çalışırken, kimi evlerin duvarları örülüyor, hemen ilerde ise kadınların kerpiç ile yaptıkları çalışma alanı görünüyor.Kurutulmaya bırakılan kerpiçler, saman yığınları duruyor. Geziyi bitirmek üzereyken, köyün kuzeyinde iki katlı olarak inşa edilen binayı soruyoruz. Çalışanlar artan kerpiçlerden iki katlı kerpiç ev yapma hobisini edinmişler.

Gezimiz bittikten sonra söyleşiyi kiminle yapacağımı soruyorum. Aslında işin dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen Nahide’nin yapması öneriliyor. Büro olarak kullanılan küçük barakaya geçiyoruz ve Kadın Köyü Projesi çalışmalarını yürüten ekibin içinde yer alan Nahide ile projenin oluşum aşaması ve geleceği üzerine sohbetimize başlıyoruz...



İngiltere’den Rojava’ya geldiğinizi biliyorum. Sizi buraya getiren Kadın köyü projesi  mi?

Üç yıldır Rojava’dayım ve devrim sürecinde hizmet vermekteyim. Burda çalışıyoruz, üretiyoruz. Avrupa’dan geldim.Benim gelişim ve burda kalmam tamamen gönüllü bir süreç.Aslında geliş amacım devrime katılarak devrimci olmaktı. Şengal ve Kobanê süreçlerinde Rojava’ya gelme kararı verdim. Kadın Köyü Projesi üzerinden gelmedim. Zaten ilk geldiğim dönemde böyle bir projenin koşulları da yoktu. Yakın alanlarda savaş vardı. Çalışmalar daha çok direniş ve savunma üzerineydi ve güvenlik sorunu nedeniyle böyle bir projenin gündeme gelmesi zordu. Buna rağmen Kadın Köyü  projeSİ  sürekli gündemimizde vardı. Ne yapılabilinir, nasıl yapılabilir tarzı düşünceler paylaşılıyordu. Zaman içerisinde düşünce alıverişi somut bir projeye dönüştü. Ve yoğun tartışma, görüşme ve çalışma neticesinde burdayız şimdi. Hayatımda aldığım en doğru karar Rojava’ya gelmekti. Arkasında durmakta bazen çok zorlandığım da oldu ama burda olup günlük olarak üretmek müthiş bir duygu. Biliyor musunuz, insanın kendisiyle gurur duşması kadar güzel bir şey yoktur.


Jinwar olarak formüle edilen Kadın Köyü projesinin teoriden pratiğe dönüşmesi sürecinde ne gibi sorunlarla kaşılaştınız?

Coğrafik olarak başlıyayım; Su, yeşillik, ulaşım gibi konularda daha uygun yerler mevcuttu. Ancak güvenlik sorunundan ötürü o alanların tümünü uygun bulmadık. İkincisi de burda yapılan bir köy değil bir zihniyet devriminden sözediyoruz. Bir irade var. Karşıt durumundaki zihniyeti hesaba katarak yol alamaz. Bu irade kendi öz gücüyle ortaya çıktığı zaman doğal olarak var olan zihniyet veya statüko ile çatışacak.Bu çataşmada çelişkiler ortaya çıkacaktır. Bu konuda değişik söylemler ortaya çıkıyor. Mesala deniliyor ki, niye kadın köyü? Ya da güvenliği nasıl sağlayacaksınız? Oraya erkekler de gelebilecek mi? Ve bunlar gibi onlarca soru. Bir bakıma var olan toplumsal gerçeklikte birlikte butür sorularla karşılaştık. Mevcut toplumsal zihniyet açısından normal gibi görünse de yaşam paradigmamıza baktığımızda görülecektir ki altı boş olan sorular bunlar. Bunlar bir yönüyle zihniyetin dışa vurumu. En basitinden sordukları soru kadın köyü güvenliğini nasıl sağlayacağımız şeklinde. İyi de bir erkek köyü kurulsa güvenlik konusunda bir sorun veya sıkıntı olmayacak mı? Bende bu soruyu sorma ihtiyacı hissediyorum. 



Peki Kadın Köyü Projesi veya Jinwar nedir? Ne anlama geliyor?

Şunu hep söylüyoruz; Rojava Kadın Devrimi’dir. Kadının bir bütünen yaşamda bir savaşı var. Kadın ve savaş olgusunu sadece cephede düşünmek, cephe ile sınırlı düşünmek sağlıklı bir yaklaşım değil. Aslında kadının yaşam içinde verdiği savaş daha zor. Binlerce yıl ile ifade edilen bir süreçle şekillenmiş zihniyete karşı verilen savaşımdan bahsediyorum. Beşbin yıl diyoruz, ama bu beş yıl içerisinde kadının yaşadığı yenilgileri, ya da despotluk karşısındaki durağanlığı diyebiliriz, yani oluşturulan erk karşındaki sabit duruşu diyelim. Eğer kadın tamamıyla bitmiş olsaydı, günümüzde bir ayağa kalkıştan, katılımdan söz edilemezdi. Şu an yapılan ve yaşanan şey, 5 bin yıllık durağanlığın ayağa kalkışıdır aslında. Kadın Köyü tamamıyla tarihsel bir ayağa kalkıştır. İnşaat yapalım, evler olsun, kadınlar gelsin ve yaşasın ile sınırlı bir şey değil, çok daha derin bir şey bu. 

Burda attığımız her adımda, her taşı yerinden kaldırdığımızda veya yaptığımız çalışmada bir sonraki adımı veya süreci düşünerek hareket ediyoruz. Kendimiz an be an bu tarihi süreci yaşıyoruz. Jinwar ya da Kadın Köyü Projesi kadının ayağa kalkışının toplumun gözü önünde ifade edilişi oluyor. Burda oluşturulacak yaşam tüm Kürtlerin ve tüm dünyanın gözü önünde olacak. 



Teoriden pratiğe geçiş sürecini konuştuk, peki bu projenin somut çalışmaları ne zaman başladı?

Geçen sene Eylül ayında proje üzerine somut çalışmalar başlatıldı. Görüşmeler, tartışmaların başlangıç tarihi bu süreçti. Kongra Star bileşenlerinden kadın arkadaşlar, belediye bünyesindeki kadın arkadaşlar Mala Jin’dan (Kadın Evleri) kadın arkadaşların dahil olduğu toplantı süreçleri yaşandı. Bu toplantılarda kadın köyü nedir, nasıl inşa edilir, içi nasıl doldurulur, yaşam ne şekilde yütürülmeli, oranın ekonomisi nasıl olmalı, yaşam standartları hangi ölçüde olmalı gibi konular detaylıca masaya yatırıldı. Bu süreç geliştikçe, ne eksik, daha ne yapılmalı üzerine derinleşme söz konusu oldu. 

Yıpılacak çalışma ve proje somutlaşınca bu işi yürütecek bir komitenin kurulması ihtiyacı gündeme geldi. İşin yürütülmesi, koordine edilmesi lazım, çünkü ortada bir organizasyon var. Komiteleşme ile birlikte işin pratik aşamasına geçildi, yani inşaa sürecinin startı verildi. 


Bu komitenin görevi neydi, ya da nasıl bir görev paylaşımı yapıldı?   

Komitenin oluşması ile birlikte yaşamsal belirlemeler yapıldı. Onun üzerine projeler çizilmeye başlandı. Tabii projelere geçmeden önce halletmemiz gereken konu coğrafya idi, yani projenin gerçekleştireceği arazi parçası nerde olacak sorusunun cevabını aramaya çalıştık. Birçok alternatif değerlendirildikten sonra en son şu an üzerinde bulunduğumuz noktada kurmaya karar verdik. Burası netleşinceye kadar çok gezdik.Cizîrê Kantonu’nda hemen hemen gidilmedik yerini bırakmadık.Bu araziye rejim zamanında hazinenin malı olarak statü vermişti. Rejim bölgeden çıkarıldıktan sonra Dirbesiyê Ekonomi Meclisi bu işlere bakmaya başladı. Meclis tarafından kooperatif alanına dönüştürülmüş bu alanda  ağaç ve bostan ekimi yapılmıştı. Burası üzerine karar kıldığımızda, meclis en ufak teredüt göstermeden köy yapımı için burayı bize tesis etti. 



Size verilen araziye uygun projeyi oluşturmak için nasıl bir yol izlediniz?

Köye ait arazi 200 dönümden oluşuyor. Bu araziden 35 dönümü ekime uygun değil. Üstte toprak görünüyor ama altı taş ve kayalık. Şu an kurulma çalışması devam eden köyün yerleşim alanını o ekime uygun olmayan yere inşa ettik. Yani projeyi  coğrafyanın özelliklerine uygun yaptık. Arazinin özelliklerini gözönünde bulundurduk inşa çalışması yaptık.Bu  çalışmada onlarca mühendis ile, işlerden anlayan kişilerle görüştük. Fikirlerini sorduk, önerilerini aldık, tartışmalar yürüttük. Resmi olarak en az 20 toplantı yaptık. Bir çok proje de önümüze geldi. Betonarme, siteleşme veya tatil köyü mantığını yansıtan projeler önerildi. Aradığımız şey hiç birisi değildi, ama hiç birini de ötelemedik, hepsinden bir sentez oluşturduk. 


 Proje aşaması net olarak bitti mi? yoksa hala önerilere açık mısınız?

İnşaat çalışması devam ederken bile şu an önümüze koyduğumuz projeyi yüzde yüz uyguluyacağız demiyoruz. Yani esnek bir yaklaşım var. Yine şartlar önemli, ambargo bölgesinde yaşıyoruz, bütün bunlar ihtiyaca ve şartalar göre eklemeler veya farklı şekil vermeleri beraberinde getirebilir. Mesela, ihtiyaç duyduğumuz birçok malzemeyi bulamıyoruz, bundan ötürü de kendimiz üretiyoruz. 



Projeye ilk olarak nasıl bir çalışma ile başladınız ?

Bir inşaatçı projesi için ayrılan arazi parçasına gittiği zaman temeli kazacağı veya atacağı yeri düşünür. Doğal olarak biz de inşaatı yapılacağı yeri düzeltmekle işe koyulduk. Belediyelerimiz iş makinelerini gönderdiler. Ama çok kolay da başlamadık. İş makineleri bozuldu, sonra yağmur yağdı, farklı farkı prüzler çıktı ve bir ay sürdü bu düzeltme çalışması. 


İnşaatın temellini oluşturan ilk kerpiç ne zaman kesildi?

İlk kerpiçi yaptık ama ne yaptığımızı bilmeden yaptık. Kadın arkadaşlar kerpiçi yaptı ama ne kadar saman, ne kadar ve hangi toprağı koyacağımız bilmiyorduk mesala. Herkesin biraz tecrübesi vardı ama çok çok farklı şeyler de söyleniyordu. Kırmızı toprak kullanın diyen oldu, ardından gelip kırmızı toprak olmaz, siyah toprak kullanın diyenler oldu. Samanı daha da inceltmemizi söyleyen oldu, var olan samanın çok ince olduğunu söyleyen oldu. Yani büyük bir kafa karaşıklığı ile başladık kerpiç yapımına.


Kerpiçler dağıldı ve emekler boşa gitti yani...

Yok yok.. bize yapılan tüm önerileri sentezledik ve ortaya kötü bir sonuç çıkmadı. Şu anda kerpiçimiz dünya kalitesinde. İki kerpiçi aralıklar yan yana koy, üçüncüyü ikisinin kenarına gelecek şekilde üstlerine yerlerştirin ve üstüne çıkıp zıplayın hiç bir şey olmaz. 


İlk kepçe vurulduğunda, ya da ilk kerpiç kesildiğinde ne hissetiniz, o anki duygu halinizi merak ediyorum?

Arazi seçildi, ardından düzeltildi; temel kazıldı, temele taş konuldu, kerpiç için toprak sulandı, saman getirildi, toprak ve saman bir birine karıştırıldı... Yani bu aşamaların her birinde aynı duyguyu yaşadık. Duvar yükseldi aynı duygu, çatısını kapattık aynı duygu, içine girdik nefesini aldık aynı duygu. Buraya gelen insanlarımızın her yaptıkları öneri aynı duyguyu yaşatıyor. Bu çalışmanın en güzel yönü coşku hiç kaybolmuyor. 


Burada gün nasıl geçiyor, sabah işe  nasıl başlıyorsunuz  ne zaman bırakılıyo kısaca burda yaşam nasıl geçiyor?

Biz burda kalıyoruz. Evlerden birinin çalışmasını hızlandırdık ve inşa sürecinde orda kalıyoruz. Mevsim yaz, daha çok dışarda uyuyoruz.En erken kalkanımız 6’da uyanıyor, en geç 7’de herkes ayakta ve çalışmaya hazır oluyor. Kerpiççiler, duvarları ören arkadaşlar, elektrikçiler, şöför arkadaşlar falan hepsi geliyor. O gün yapılacak işlerin planlaması bir gün öncesinden yapılıyor. Yani her gün iş bitiminde günün değerlendirilmesi yapılıyor ardından bir gün sonraki iş planı oluşturuluyor. Çalışmalar o kadar oturmuş ki, herkes ne yapacağını biliyor. Yani doğalında gelişen bir şey. 



Alt üst ilişkisi veya bir şeyleri yaptıranlar ile yapanlar gibi bir ayrım Jinwar’da yok. Biz de öğrenerek bu işi yapıyoruz. Çalışan arkadaşlarımıza bile sen şunu yap, bunu yap demiyoruz. Tartışarak, paylaşarak bir birimize güç veriyoruz. Herkes burda bir bütünlük içinde çalışıyor. Bizi aşan sıkıntılar olunca bir telefonla belediyelerimiz seferber oluyor. Öğleden önce tüm çalışma alanlarına bir gezi yapılır. Saat 12 olunca hep birlikte yemek yiyoruz. Yazın hava çok sıcak olduğu için saat 2’ye kadar öğle arası devam ediyor. Ondan sonra günlük çalışmalar tekrar devam ediyor. Duruma göre işimiz akşam üstü, 5, 6 gibi, bazen gün batımında sona eriyor. Bazı ekipler günbatımından sonra gidiyor. Kimisi de işini 4’te bitiriyor gidiyor.

Çalışan arkadaşlar gittikten sonra burda kalan arkadaşların yaşamı devam ediyor. Akşam yemeği yenildikten sonra günün değerlendirmesi ve yarının planı yapılıyor. 


Köyde kaç ev olacak, evlerin dışında neler olacak?

Başlangıçta 50 yapmayı hesaplamıştık. Alanın özgünlüğünden ötürü 30 ev olmasına karar verdik. Ama evlerin dışında ortak yaşam alanları, okul, melclis, doğal tıp merkezi, üretilen ürünlerin pazarlanacağı dükkan, okul, misafirhane, kafeterya gibi yerler de olacak. Bunları da hesaba kattığımızda plandağımız bina sayısına denk bir inşa olacak. 


Anlattıklarınızdan yola çıkarak söylüyorum, burası klasik anlamda kadınların ‘sığınacağı’, korunacağı ya da gelip gündelik yaşamı sürdüreceği bir yer olmayacak. Peki nasıl bir yer olacak?

Demokratik, ekolojik ve komünel bir yaşam olacak. Demokratik olması, buranın meclissel bir yapılanma ile yürütüleceği, yani burdakilerin yaşamlarıyla ilgili karar aşamalarında olacaklarını gösteriyor. Ekolojik olması da burdaki hem yaşam hem de üretimde doğaya en az zarar veren uygulamalardan kaçınılacağı anlamına geliyor. Kimyasal tarım ürünleri buraya girmeyecek mesela. Yine hormonlu ürünlerin üretileceğini düşünmüyorum. Kadının kendi bilinciyle toprakla özdeşleşmesi sonucu tamamıyla doğaya zarar vermeden yapılacak ziraatten bahsedebiliriz. Kimyasal gübre yerine zibil kullanılacak, sebze ve meyvelerin geri dönüşümünü yapacaklar, damlama sistemi ile sulama yapılacak bütün bunlar organik tarımın aşamalarıdır. Yani çevreye zarar vermeden tarım yapılacak. Mesela havuz yapıyoruz ki hem sudan hem de suyun çıkarılması için jenaratör çalıştırılmasında kullanılan mazon veya benzinden tasaruf edilsin. 



Jinwar veya Kadın Köyü Projesi sadece burasıyla mı ilgili bir çalışma; yani bu konuda ‘gizli bir ajandanız’ olup olmadığını merak ettim?

Jinwar ismini zikrettiğimiz zaman hemen arkasından bunun bir model olacağını söylüyoruz. Model kavramı zaten bunun bir başlangıç olacağı başka yerlerde şartlara uygun benzeri çalışmaları teşvik etmek, ışık tutmak örnek olmak hatta destekleyip tecrübeleri paylaşmak anlamına geliyor. Rojava’da, bölgede ya da dünyanın değişik yerlerinde burayı örnek alarak benzeri çalışmalar yürütülebilir. İlla burası gibi olmak zorunda değil. Burdan daha iyisi, daha farklısı hatta bizi de daha fazla geliştirecek çalışmalar olabilir. Burasının inşa şekli değil de, yaşam şeklinin model olması amacımızdır. Burda toprak var biz kerpiç kullandık, Derik tarafında taş var orda taş kullanılır, başka yerde kamış kullanılır. İnşaat değişebilir, önemli olan model olarak o devrimsel zihniyeti yaşatabilmek olacaktır, yani kurumsal inşaanın model olmasıdır. Bu yaşam biçimi ve kurumsallığı bir model olarak dünyaya yansıtabilirsek başarılı olmuş oluruz. 



Bu tür çalışmalar mücadele içinde yer alanlar ile halkımız tarafından ne kadar benimsenmiş. Buna benzer çalışmaların önemi ne kadar bilince çıkarılmış?

Burayı önemsememe, anlamama veya basit bir tartışma konusu yapmak  erkek zihniyetinin dışa vurumudur. İstediğimiz kadar anlatılsın, reklamı yapılsın durum çok değişmeyecektir. Kürdün aklı gözündedir derler ya. Biraz da görmesi lazım anlaması için. Bu reklamla olacak bir şey değil. Hayatı reklam edemezsiniz. Hayat, içine girilir, gözlemlenir, yaşanılır ondan sonra açığa çıkar. Medyanın eksikliği ya da ilgisizliği ile ifadelendirmek yanlış olur. Belki de biz burdaki kadın yaşamı, oluşturmak istediğimiz modeli ya da yaşam biçimini şartların da etkisiyle yeterince açıklamamışız. Ama ben umutsuz da değilim. Buraya veya kadına bakış süreç içerisinde değişecektir. 10 ya da 20 yıl önce nasıl düşünüldüğü aşikar.


Bu çalışmada sizi en çok etkileyen ne oldu?

Biz her gün burda çok etkileyici şeyler yaşıyoruz. Yani çalışmanın ve yaşamın tümü çok etkileyici. Kadın arkadaşların gelip kerpiç yapması müthiş bir şey bence. Yine gece yapmamız gereken işleri karanlıkta el yordamıyla yapma çabamız da ilginç bir şey. İş durduktan sonra ya da iş arasında kendi aramızda dakikalarla sınırlı sohbetler bile harika. Mesala arkadaşlarla beş dakikalığına yaptığımız sohbetin bize verdiği güç ve oluşturduğu ruh halini anlatamam. Kelime ile, sözcük ile anlatılmaz, yaşamak lazım.



Avrupa ‘da yaşayan Kürtler, gençler veya dostlarınız  için ne söyleyemek istersiniz?

Hiç bir şeye romantik bakmasınlar. Ordan bakıp, arkadaşlar orda müthiş mücadele ediyor demekle olmuyor. Madem sahipleniyorlar gelsinler burayı görsünler. Gelemeyenlerin de yapabilecekleri birçok şey var. Biz nasıl yönümüzü bulup geldiysek, dahil olduysak onlar da bunu yapabilir ve bence öyle yönlendirilmeye falan da ihtiyaçları yoktur. Biraz vicdanları, biraz da duygularıyla başbaşa kalsınlar bakalım neler çıkacak ortaya. 

Buraya gelmeleri de şart değil, gitsinler bizi anlatsınlar. Maddi destek de istemiyoruz. Hepimiz aynı paradigmanın içinde yer alıyoruz. Gitsinler kendilerini anlatsınlar. Şehir merkezlerine kürsüler kursunlar, alsınlar ellerine mikrofon, megofon bağırsınlar. Her şeyden önemlisi de bizi anlamaya çalışsınlar ve eğer anladıklarını düşünüyorlarsa anlatsınlar. Büyük bir istek değil bu, kendilerini anlatsınlar diyoruz. Bu modeli Avrupa’da da oluşturabilirler mesela. Orda o kadar fazla imkan var ki bu zihniyeti yaşatacak projeler geliştirsinler.