Faşizm sadece ya da daha çok bombalarından, silahlarından, güvenlik güçlerinden ayakta durmaz. Hatta çok sanılanın aksine bir meşruiyete ihtiyacı vardır. Bunu bazen öte dünyadan, bazen kanının renginden, ne kadar çok sevildiğini söylemekten ve daha da beteri bizi ne kadar sevdiğini söylemekten alır. Yani mutlaka ki öldürür, işkence eder, imha eder, konuşur ve sonra şöyle ne güzel bir söz söyledim diye, kırıtarak etrafı süzer, çok muhtemel aynaya bakarken de kendini öyle süzüyordur ve kendini çok seviyordur... Fakat var olabilmesinin temel koşulu, kendi yasaklarının en azından bir bölümün rızası dahilinde olmasıdır. Bunun için kripto’lu kelimeler vardır. Yalnız ve zavallı küçük faşistin, kendisini iyi hissettiren kelimelerdir bunlar. Bu kelimelerin karşısında kendini o kadar küçük hisseder ki herkesi aynı boyda zannettiğinden, coşkulu bir şekilde alkış tutar. Hatta kendisi de söylenen suçlu paketi içinde yer alsa da, kendisini de lanetleyerek koroya dahil olur. Toplumsal bir nevrozdur bu.
Sigara yasağı tam böyle bir yasaktır. 8 yıl olmuş, ‘Sigara Yasağı Faşizmdir.’ Yazısını yazalı. Sigara yasağı yasakların koç başıdır demişim. O birçok kişinin koç başının bir tarafından tutarak başlayan yasak, bu günkü yasakların tam başlangıç noktası. O yazı da tahmin ettiğim gibi arkasından içki yasağı geldi. Sonra ne kadar tuzlu yiyip yemediğimizi kontrol etmeye başladılar. Şişmanlar dışlandı. Devlet dairelerinde merdiven tırmanmaya mahkum edildiler. Şimdi de SGK, sigara içenlerin akciğer kanseri olurlarsa ilaç paralarını ödemeyecekmiş. Burada garip olan akciğer kanseri olanlarında bu kararı doğru buluyor olmalıdır. Faşizm gündelik hayatı öyle bir sarar ki en ufak keyif bile size kendinizi suçlu hissettirir.
Kafka zaten devleti böyle anlatır; “Bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan evrağa dönüşür. Evrağa verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrağın akışına girer. Bu varlık, şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca ‘olay’dır. ‘Konu’ ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. Resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. Sigara içmek kesinlikle yasaktır. Bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. Her türlü ümit uçup gider. Kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. Buraya giren, yalnızca bir vizite kâğıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese bile kendini suçlu duyumsar. En iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur.”
Ayrıca SGK benim ilaç para mı nasıl ödemez? Hiç doğru dürüst sigara içmeyen biri olarak soruyorum bu soruyu. Sadece benim primlerinden oluşan bir kurum, benim para mı bay başkan ya da olmaya çalışan bir kişi istedi diye nasıl ödemekten kaçınabilir? Mesela 21 yıldır prim ödeyen bir kişi sigara içiyor diye 21 yıl sonra hasta olduğunda sana ilaç parası yok sen sigara içiyorsun dendiğinde her şey bir yana sen bana bunu 21 yıl önce söyleyeseydin demez mi? Yani –komik ama bu ülkede her şey olabiliyor.- benim sigara içmekten kaynaklı karaciğer kanserine ilaç alma hakkım, ‘Müktesep Hak’, kazanılmış hak değil midir? Yani o zaman bu durum bugünden sonra sigaraya başlayan ki daha önce içmişse gene hakkı müktesep ve sonra karaciğer kanseri olanları olumsuz etkiler. O zaman zaten yine işçilerin primleriyle yapılmış SSK hastanelerini satışa hazır hale, ticari işletme haline sokmasaydında da en azından müktesep hakkımız kanserimizden yararlansaydık.
Bu kadar şey varken neden yine sigara yazdın diyorsanız. Bombaların, cinayetlerin üstü bu yasak dumanlarıyla örtülmek istendiği içindir. Sigara yasağı ve benzerleri gündelik faşizmi besler, cehennemin yolu bu taşlarla doludur ve geçen yazı gibi bitirmeliyim; her türlü müsibet faşizme yeğdir.