
Acısını unutan ülke: Güney Kürdistan - 3
Güney Kürdistan’a günlük yayın yapan onu aşkın gazete, onu aşkın da ‘ulusal televizyon’ kanalı var. Ayrıca birçok haber ajansı ile haftalık ve aylık gazete ve dergi de yayın hayatındaki yerini almış bulunuyor .
Hewlati, Xebat, Rudaw, Bas, Aso, Çawdar, Awane, Nuçe , Yekgirtu gazetelerin başlıcaları. Kürdistan TV, KurdSat, Zagros, Newroz, Aso, Peyam, Korek, KNN, NRT de başlıca televizyonları. AK News, Peyamner ve PUK Media da önde gelen ajansları. Ayrıca onlarca radyo yayını da yapılıyor.
Tek kişilik ordu
Dicle Haber Ajansı’nın da Hewlêr’de resmi bürosu var. Süleymaniye’de de özgür basın geleneğinden bir stüdyo faaliyet gösteriyor. Fakat bunlar buradaki ihtiyacı karşılamaktan uzak. Bunların yetersiz olduğunu söylemem gerekiyor.
Küresel ve bölgesel güçlerin akbabalar gibi üşüştükleri bir dönemde bölgesel siyasetin üssüne dönüşen Güney Kürdistan’ı bir büro, bir stüdyo ve birkaç gazeteciyle izlemek yetmiyor. Daha çok gazeteci ve daha donanımlı bürolar gerekiyor.
Küresel dengelerin oturtulmaya çalışıldığı Ortadoğu’nun odağında yer alan Kürdistan’da halkın kaderini yaşamsal derecede etkileyen olaylar yaşanıyor. Dünya da zaten dikkatini buraya çevirmiş bulunuyor! Uluslararası basın gelişmeleri günü gününe izliyor. Dolayısıyla özgür basının da burada güçlü kurumsal varlığının olması gerekiyor.
Burada birkaç gazeteci arkadaş olağanüstü bir çaba sergiliyor ama, onların bu saygın çabası gelişmelere hakim olmalarına yetmiyor.
Kültür ve Sanat Festivalini Hewlêr TV tam 11 kişiyle çekiyordu ama, bizim Diha’dan bir gazeteci arkadaş da 11 kişinin yaptığı işi tek başına yapmaya çalışıyordu. Kamera çekiyor, soru soruyor, haber yazıyor, haber gönderiyordu. ‘Tek kişilik ordu’ tanımı bu arkadaşa uyuyordu ancak, kaçırdığı ve yetişemediği çok şey de oluyordu.
Özgür basının Hewlêr’de ciddi biçimde örgütlenmesi sadece habere hakim olmak, haber vermek ve analiz yapmak açısından değil, Güney halkının yaşadığı sorunların gündeme getirilmesi açısından da önemlidir. Çünkü Güney’de halkın sorunlarına sahip çıkan bir yayıncılık ne yazıkki yok.
Buradaki her televizyon ve gazetenin arkasında bir parti var. Sivil ya da Kürtlerin bütün dinamiklerine eşit mesafade yayın yapan bağımsız bir televizyon ya da gazete bulunmuyor. Siyaset gibi medya da parça parça. Burada ulusal ve demokratik bir yayıncılığa ekmek ve su kadar ihtiyaç var. Zira, partisel çıkarlar yüzünde halkın sorunları gündeme gelmiyor.
Askerlik geçim kaynağı olmuş
Sosyal sorunlara eğilen ve muhalafet eden KNN ve NRT televizyonları var ama, bunlar da Goran hareketine yakın televizyon kanalları. İkisi de sorunları siyasi rekabette malzeme olarak kullandıkları için etkili olamıyor. Hal böyle olunca da halkın sorunları çözülemiyor, toplumsal ilerleme sağlanamıyor...
Festivalin son günü Rewanduz kalesine gittik. Kaleler kentidir Rewanduz. Ne ki çoğu isyan dönemlerinde yerle bir edilmiştir. Sıcak havada yüksek tepelere çıktık ve isyan günlerinden kalma izleri takip ettik.
Orada tandır ekmeği ve otlu peynirden yedik. Kalede güvenliğimizi sağlayan bir grup genç peşmergeyle sohbet etme imkanı buldum.
Peşmergelerin çoğu yoksul aile çocuğu. Çoğu işsizlikten peşmerge olmuş. Askerlik burada geçim kapısı olmuş. Bir peşmerge avukat olmak istediğini fakat yoksulluktan okuyamadığını söyledi.
Kürt Hükümeti profesyonel bir ordu kurmaya çalışıyor. Soran ve Behdinan peşmergeleri ateş gücü yüksek, profesyonel bir orduda birleştiriliyor. Peşmergeden düzenli orduya geçiş süreci yaşanıyor. Bunun yerinde bir karar olduğu anlaşılıyor. Zira, mevcut durumda peşmergelik askerlikten ziyade ‘devlet memurluğu’ anlamına geliyor.
Peşmerge PKK gerillasına sempatiyle yaklaşıyor. Konuştuğum peşmergeler gerillaya ’biraderen’ diye hitap ediyor. Yalnız Rewanduz’da değil, Güney’de gittiğim abartasız her yerde PKK’ye sempati duyulduğunu gözlemledim.
PKK’nin itibarı son yıllarda hiç olmadığı kadar artmış. Galiba siyasal olduğu kadar yaşanan sosyal sorunların da bunda etkisi olmuş.
Geçmişte Rewanduz’u koruyan surların kalıntıları arasında kurulmuş kıl çadırların birine gidiyor, rengarenk giysili Soranlı kadınların pişirdiği tandır ekmeğinden yiyorum. Çok geçmeden de kendimi halayın içinde buluyorum. Halay özürlüsüyüm ancak, uzanan eli geri çeviremiyor, kalkıyor, kadın ve erkeklerin arasına karışıyor, onlarla birlikte birkaç tur atıyorum...
Kadınlar yanıyor, ben küle dönüyorum
Rewanduz’da son gece Mahabad’tan gelmiş Caf Kürtlerini dinleyerek geçti. Çoğu artık yerleşik hayata geçmiş, bir zamanların göçer aşiretleri konfederasyonu olan Caf Kürtleri, festival boyunca her gece Musa Anter’in oğlu Anter Anter’in işlettiği restorantta kendi aralarında çalıp söylediler.
Biz de yan masadan onları dinledik. Klasik Kürt sanat müziği söylüyorlardı ve harikaydılar. Bizim aile de aslında Caf’ın konfederasyonun bir koludur (Şemsikan); Ailemiz yüz yıl kadar önce Xoy’dan (Köhneşehr) Van’a göç etmiş.
Bundan mı yoksa başka nedenden mi bilemem ama, Caf aydınlarını dinlediğim her defasında ailemizin Xoy’un çiçekli kırlarında kaybolmuş sesini duyar gibi oluyordum.
Festival 25 Nisan günü sona erdi. Artık buradan da ayrılmalı, Hewlêr’e gitmeliydim. Festival Komitesi bizim için bir araba hazırlatmıştı. Birkaç arkadaşla birlikte sabahın erken saatinde yola koyulduk.
Acı haberi yolda aldım. Geceyi Soran’da geçiren gazeteci arkadaşım, "bu gece Soran’da 17 yaşındaki bir genç kız kendini yakmış" dedi. Ben oradayken kaç kadın kendini yaktı bilmiyorum ama, ayda ortalama 25 kadının kendini yaktığını istatistiklerden biliyorum. Bunların çoğu hayatını kaybediyor!
Sadece son 3 yılda kendini yakan kadın sayısı 1012! Kürt kadınları kendini yakıyor fakat, ne erkek egemen Kürt dünyası, ne de dünya insanlığı bununla ilgileniyor. Her Kürt kadını, kendini tutsak almış kalın duvarların arkasında tutuşmaya hazır bir ateş gibi parlıyor ancak, gören, duyan ve anlayan birileri çıkmıyor.
Toplumsal geriliğin ve erkek egemen ilkelliğin taht kurduğu bu coğrafyada neredeyse her ev Kürt kadını için bir hapishaneye ve yangın yerine dönüşmüş durumda. Ne ki bu bununla mücadele edecek güçlü bir kurum bulunmuyor. Kürt kadını ateşin ortasında yalnız kalıyor.
Burada kadının hayatın içindeki yeri çok gerilerde. Yok gibi adeta. Cinsiyet eşitsizliği temel sorunların başında geliyor. Kürt kadını toplumsal hayattan dışlanmış durumda. Toplumun neredeyse yarısı kadın ancak, kadının iş hayatındaki oranı yüzde biri anca buluyor!
Kadın ev dışında çalışmıyor, toplumsal hayata katılamıyor, hapsedildiği dört duvarın arasından özgürce dışarı çıkamıyor. Kendi hayatının efendisi olamıyor. Boyun eğmek, istemediği bir hayatı yaşamak zorunda bırakılıyor. Kürt erkeği Kürt kadınını kölesi yapmış, eziyor. Kadının buna tepkisi kendini yakmak, ateşe karışmak oluyor.
Her yerde bir heval var
Hewlêr’in Türk markaları ve mağazalarıyla dolup taşmış ünlü alışveriş merkezinde (Family Mall) BDP Cizre eski ilçe yöneticisi Esad Malkaç’la oturuyoruz. Malkaç, Dohok’ta yaşıyor. Orada iltica etmiş. Yalnız değil, 30 kişi birlikte iltica etmişler. Hepsi de KCK Davası’ndan arandıkları için Güney’e gelmiş.
Ne ki aradan bir yıla yakın zaman geçtiği halde iltica hakkı elde edememişler. Amed BDP eski yöneticileriyle DTK temsilcileri de sohbetimize katılıyor. Onlardan öğreniyorum; yaklaşık 900 kişi, evet 900 kişi KCK Davası’ndan arandığı için Güney’e kaçmak zorunda kalmış.
Bundan olsa gerek Güney Kürdistan’da hangi şehre giderseniz gidin karşınıza bunlardan biri çıkıyor. Hemen hemen hepsi de iltica alamamış. Yasal ve sosyal güvenceden yoksun bu insanlar arkadaş ve aile desteği sayesinde ayakta kalmaya çalışıyor.
Kimileri inşaatlarda çalışıyor, kimileri de küçük çapta ticaret yapıyor. BDP’nin tabanı burada zira, yalnız BDP yöneticisi ve üyeleri değil, iş için gelen seçmenleri de burada. Resmi rakamlara göre Güney’de Türkiye’den gelmiş 58 bin resmi işçi çalışıyor. Bunun yarısından fazlasını kuzeyli Kürtler oluşturuyor. Buna bir kaçak yollardan gelenleri eklemek gerekiyor.
Fakat bu alanda da ciddi bir örgütlenme yok. BDP resmi bürosunu yakında açmaya hazırlanıyor. Muazzam bir enerji deyim yerindeyse boşa gidiyor. Kaldı ki Güney halkı ve kurumlarının Kuzey’den gelen bu insanların birikimlerine ihtiyaçları var.
Ne ki garip bir biçimde Güney’de siyaset yapmaktan uzak duruluyor. Bunun nedenini soruyorum; "Yanlış anlaşılmalara ve sorunlara neden olmak istemiyoruz" yanıtını alıyorum.
Anlaşıldığı kadar Güney liderliği biraz da Türkiye’nin baskıları sonucu BDP’li Kürtlerin burada aktif olmalarını istemiyor. Yine de istenmesi halinde bir yol bulunacağını sanıyorum.
Pensilvanya’da oturuyor, Hewlêr’i izliyor
Family Mall, Majidi Mall, Naza Mall adındaki dev alışveriş merkezlerinden de söz etmek istiyorum. Vakko’dan Kığılı’ya, YKM’den İpekyol’a kadar bütün Türk markaları bu merkezlerde mağaza açmış. Kürkten parfüme, beyaz eşyadan lambaya herşey satılıyor!
Dev merkezlerdeki lokanta ve cafelerin çoğunu da Türkler işletiyor. Alışveriş merkezlerinde ağırlıklı olarak iki dil; Türkçe ve Kürtçe konuşuluyor. Yazar kasalar fişlerini Türkçe veriyor!
Family Mall ve Majidi Mall gibi dev alışveriş merkezleri Süleymaniye’de de var ve bunların cirolarının çok yüksek olduğu söyleniyor. Lüks tüketim deyim yerindeyse tavan yapmış durumda. Cuma günleri özellikle buralarda mahşeri kalabalıklar yaşanıyor.
Göz ucuyla alışveriş için gelenleri izliyorum. Müşterilerin rant ekonomisinin seçkinleri olduğunu anlamam uzun sürmüyor.
Family Mall’daki az sayıdaki Kürt cafelerinin birinde; Ada Kitap-Cafe’de 30 yılı aşkın bir süredir Güney’de yaşayan, zamanında peşmergelik yapmış olan Kuzeyli bir siyasal gözlemciyle konuşuyorum. Bana alışveriş merkezinin dört bir yanına kurulmuş mobese kameralarını gösteriyor.
"Bunları Fethullah Gülen Cemaati’ne ait bir güvenlik şirketi kurdu" diyor. "Görüntülerin bir kopyası eminim cemaate de gidiyor" diye de ekliyor.
Asıl bombayı ise sona saklıyor; Hocaefendi’nin "Pensilvanya’dan oturduğu yerden bizi izlediğini" söylüyor.
Mesud Barzani’nin yakın çevresine girmiş, tecrübeli gözlemciye, bunun Kürt halkının geleceği açısından tehlike yaratıp yaratmadığını soruyorum. Diplomatik soruma açık cevap veriyor. "Yaratıyor" diyor ve devam ediyor: "Mesud Barzani de bunun farkında. Türkiye’yle özellikle AKP ve Cemaatle ilişkilerde ifrada kaçıldığı anlaşılıyor. Bunun dengelenmesi gerekiyor. Sanırım zamanla dengelenecek."
Ticaret burada –tıpkı siyaset gibi- Türkiye ve İran ağırlıklı. Bin 300’e yakın Türk firması Güney’de iş yapıyor. Türkiye’yle ticaret hacmi 20 milyar Dolar düzeyine ulaşmış bulunuyor. Türkiye, küçük Kürdistan’la Almanya’yla yaptığı ticarete eş değerde ticaret yapıyor. Üstelik Türkiye’ye el altından satılan petrol bu rakama dahil değil.
Türkleri bine yakın firmayla İran takip ediyor. Türkiye Behdinan’ı, İran Soran bölgesini ekonomik olarak kendine bağlamış bulunuyor. Bu iki ülkenin siyasi ve ekonomik rekabeti artarak devam ediyor.
Maliki ve Barzani arasında yaşanan çelişki ve çatışmalara da buradan bakmak gerekiyor. Türk ve İran devletleri Bağdat ve Hewlêr hükümetleri üzerinden mücadele ediyor.
Sosyal sorunlar tüketiyor
Hewlêr’de de zaman sıkıntısı çekiyorum. Çoğu gazeteci ve siyasetçi birçok insanla randevum var, yetişmeye çalışıyorum. Başbakan Neçirvan Barzani’yle de röportaj yapmak istiyorum. Bu amaçla bürosuna başvuruyorum. Basın danışmanı yazılı başvuru istiyor, gönderiyorum. Günler hızla geçiyor ancak, olumlu ya da olumsuz bir yanıt da gelmiyor!
Necirvan Barzani’yle sosyal sorunları ve Ulusal Konferansı konuşacaktım. Zira, Hewlêr’den bakıldığında Kürtlerin birliği önündeki en büyük engelin ve geleceğe yönelik ciddi tehdidin sosyal adaletsizlikten, gelir dağılımındaki eşitsizlikten kaynaklandığı açık açık görülüyor.
Elbette yönetim bunun vebalini taşıyor. Bu yüzden birşey yazmadan önce onların düşüncelerini almak istiyordum. Kaldı ki eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik giderek de büyüyor. Bir avuç zengin daha zengin olurken, yoksal daha da yoksullaşıyor.
Bu durum toplumsal bölünmeyi derinleştiriyor. Çürümeye, savrulmaya ve dağılmaya yol açıyor. Halk üretim dışı bırakılmış ve sadaka kültürüne alıştırılmış. Nitelikli iş gücü hiç yok. Eğitim sistemi de buna yanıt olmaktan uzak; eğitimin kalitesi de düşük.
Yeni kuşakların donanımsız olduğu da gözleniyor. Ülke gençliği medyanın pompaladığı Amerikan kültürü ve yoğun olarak izlenen Türk dizilerin yozlaştırıcı etkisi sonucu duyarsız, özentili yetişiyor.
Ulusal Konferans Ulusal Strateji için gerekiyor
Hewlêr’in önemli gündem maddelerinden birini de Ulusal Konferans oluşturuyor. Gençlik, kültür-sanat ve kadın konferansları da daha çok bunun alt yapısını hazırlamak için yapılıyor.
Kürtlerin içinden geçmekte olduğumuz bu tarihsel dönemde Ulusal Strateji belirlemeleri amacıyla Ulusal Konferans düzenlemeleri elbette çok önemlidir.
Ne var ki AKP Hükümeti ve cemaat yanlısı medya daha konferans fikri ortaya atıldığında süreci provoke etti. Bu kesim sanki Kürtler kendi sorunlarını konuşmak ve ortak çözümler aramak için değil, PKK’ye ‘silah bıraktırmak’ için konferans düzenliyor gibi tamamen psikolojik savaş amaçlı bir algı oluşturdu.
Mesud ve Neçirvan Barzani’nin Türkiye’yle her temasında bu konuyu işlediler ve deyim yerindeyse konferansı ‘şüpheli’ hale getirdiler. Türk devleti ve AKP Hükümeti’nin böyle bir amacı olabilir ancak, Kürtlerin amacı çok farklı.
Kürtler, Ortadoğu’nun yeniden yapılandırıldığı bu süreçte birleşmek ve birlikte tarih sahnesine yükselmek istiyor. Ulusal Konferans’a böylesi bir misyon biçiyor.
Konferans çalışmalarını yakından izleyen Dildar Şeko, "Ulusal Konferans, dört parça için geçerli bir Ulusal Strateji belirlemeli ve bunu hayata geçirmek amacıyla da Kürdistan’ın demokratik iradesini yansıtan, geniş katılımlı bir Ulusal Konsey kurmalıdır" diyor. Sürecin zorluklarına rağmen bu yönde gelişeceğine inanıyor.
Evet, sona geldik.
Son olarak; Güney’den bakıldığında Irak’ın çözülmesi ve Suriye’de rejimin çökmesi derin bir kırılma yaratacağa benziyor. Buradan ya bağımsız bir Kürdistan doğacaktır ya da yenilenmiş Türk-Kürt ilişkileri ekseninde yeni bir ülke kurulacaktır.
Önümüzde bundan başka bir yol bulunmamaktadır. BİTTİ
GÜNAY ASLAN