KCK 8 Aralık’ta yaptığı açıklamayla yeniden ulusal birlik çağrısı yaptı. Bu çağrıya Kürt örgütlerinin ne cevap vereceği önemli. Ancak burada en çok merak edilen Güney Kürdistan güçlerinin yaklaşımıdır.

Bölgede gelişen alt-üst oluş Kürtleri de kaçınılmaz olarak yol ayırımına getirmiş durumdadır. Dar bölge siyasetiyle, parti odaklı iktidar hesaplarıyla ulusal mücadelenin yürütülmesi, sonuç vermesi mümkün değildir. Sadece parti odaklı iktidar değil, dört parçaya bölünmüş Kürdistan gerçeğinde sadece bir parçayı esas alan siyasetin de sonuçta kaybettirmesi kaçınılmazdır. 

PKK’nin son yıllarda sık sık gündeme getirdiği ulusal birlik ve ulusal kongre çağrısı ve siyaseti artık karşılık bulmak durumundadır. Kuzey ve Rojava’da ulusal birlik siyasetinin başat olduğu düşünüldüğünde, sorumlulukla karşı karşıya olanın Güney Kürdistan siyaseti olduğu daha net görülmektedir. 

Güney Kürdistan hükümeti ve siyasi güçlerinin eski klasik, parçacı, aşiretçi, aileci siyasetlerini mi sürdürecekleri yoksa ulusal birlik siyasetine mi yöneleceklerini hep birlikte göreceğiz. Fakat yine de ezberlenmiş klasik siyasetin terk edilmesinin o kadar kolay olmayacağı biliniyor, ancak yine de birliği zorlamakta yarar var. Zaten KCK’nin çağrısına halen hiçbir siyasi parti tarafından ya da hükümet tarafından resmi olarak verilen bir cevap yok. Fakat yine de bu olmayacak anlamına da gelmemektedir. 

Ancak Güney siyasetinin buna gelmesi için en başta siyasi akılda köklü değişim yaşamaları kadar ulusal birlik için karar vermeleri gerekir. Kendi içlerinde bu yönlü tartışmayı tüketip karar verirlerse olumlu tepkiler ve giderek ulusal kongreye doğru somut adımlar da gelişecektir. 

Kürt ulusal siyasetinin gelişmesinde Güney kesinlikle kilit önemdedir. Zira Rojava ve Kuzeyde bu yönlü net bir kararlılık var ve bunun için de sürekli olarak çağrılar yapılmakta ve gerekli adımlar da atılmaktadır. Ancak Güney Kürdistan kendi iç sorunlarına boğulmuş, dar iktidar hesaplarıyla anlamsız bir krize yuvarlanmışken ulusal birlik yönünde adımlar atamaz. Ya da tersinden de, bu sorunlarını aşması ancak ulusal bir siyaseti tercih etmesiyle mümkündür. 

Diğer bir husus, bölgesel çapta yürütülen siyaset; Kürt ulusal çıkarlarını önceleyen, parti çıkarlarının önüne alan bir siyaset değildir. Güney siyaseti bir an önce bundan da kurtulmalı ve kendi iç çelişkilerini, dar parti iktidarını hedefleyen siyaseti bir kenara bırakmalıdır. 

İkincisi bölgesel çapta yürütülen siyaset ve kurulan ilişki ve ittifakların Kürt ulusal birliğine hizmet eder temelde geliştirilmesidir. Güney siyaseti bu yönlü halen yanlış bir perspektife sahiptir. 20.yy’da ve bugün de Kürt soykırımını kendi varlık ve hakimiyet gerekçesi sayan Türk devletiyle kurulan ilişki ve ittifak terk edilecek mi? 

Örneğin, Güney iktidarının Rojava siyaseti başından beri AKP-Erdoğan siyasetine yedeklendiğinden Kürtler içinde sürekli olarak eleştirilen bir siyasettir. Bunun Kürt ulusal çıkarlarına hizmet etmesi bir yana, tümüyle Kürtlerin ulusal çıkarlarını engelleyen, tasfiye etmeyi amaçlayan bir siyaset olduğu herkesçe kabul edilmektedir. Güney, Kürt örgütleri ve siyasi güçleriyle kurduğu siyasetini Türk ya da İran gibi devletlerle kurduğu ilişki ve ittifakları üzerinden değil, aksine bu devletlerle kuracağı ilişkileri Kürt siyasi güçleriyle ortaklaşa geliştirmelidir. Güney siyasetinden en başta düzeltilmesi gereken şey budur. Zira Kürde en çok kaybettiren de budur. 

Yüzyıldır bölge halklarına ve en fazla da Kürtlere her türlü şiddet, acı, soykırımdan öte bir şey getirmeyen ve giderek tedavülden kaldırılmaya çalışan ulus-devlet milliyetçiliğine tutunmak, varlığını ve hakimiyetini Kürdün her türlü soykırımına bağlamış bu ulus devletlerden medet ummak Kürt siyasetinin ve özelde de güney siyasetinin en büyük çıkmazıdır ve temel kaybettirenidir. 

Eğer bir ulusal birlik ya da ulusal kongre olacaksa başta da bu zihniyet ve siyaset düzeltmesi üzerinden yapılmalıdır. Yanlış zihniyet kodlarıyla şekillenmiş bir siyasetten doğru bir sonuç çıkarmaya çalışmanın hiçbir izahı yoktur.