Güney Kürdistan'da gündemde önemli yer bir kaplayan anayasa tartışmalarında "Anayasanın şeriat kurallarına göre mi yoksa laiklik esaslarına göre mi olması gerekir?" ikilemi tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.
Bu tartışmanın bölgede yaratacağı etkiye geçmeden önce şeriat ve laikliğin tanımlarına kısa bir göz atmakta fayda var.
Şeriat, İslami hükümlere verilen isimdir. Din, Allah’ın emirleri, ilahi emir ve yasaklar anlamını içerir. Bir şeriat düzeninde herkes İslami kuralları uygulamakla mükelleftir.
Laiklik, Fransızca kökenli bir kelimedir ve din adamı olmayan kimse, halk anlamına gelir. Devlet düzeni olarak da, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması manası taşır. Laik bir devlette yurttaşlar arasında dininden, inancından dolayı ayrım yapılamaz ve din, vicdan ve ibadet özgürlüğü devlet tarafından korunur.
Din ve özgür düşünce çelişkisi tarihsel güçlü bir arka plana sahiptir. Ortaçağ Avrupa’sının da, Ortadoğu'nun da temel çelişkisi budur. Özellikle de ulus devletlerin tekçi zihniyetleri etnisiteleri kendi "biricik" varlıklarına armağan ederlerken de, din en büyük kullanım aracı yapılmıştır.
Bugün de binlerce insan inançları ve düşünceleri yüzünden ya pazarlarda satılıyor ya da kelle avcıları tarafından toplu katliamlardan geçiriliyorlar.
Peki gerçekten biz tarihin bize sunduğu bu verilere rağmen hangisini tercih edeceğiz? Özgür düşünce mi, yoksa herkesin tekleştirildiği, tek inanca mahkum kılındığı bir sistemi mi?
Anayasada, şeriat kuralları mı esas olmalı laiklik mi şeklindeki tartışma bu ikilemi kaçınılmaz olarak Güney Kürdistan'ın da gündemine taşıdı.
Önümüzdeki günlerde bu tartışma gittikçe daha da derinleşeceğe ve siyasi partiler arasında olduğu kadar toplum içinde de derin ayrışmalara neden olacağa benziyor. Bu tartışmanın muhtevasından kaynaklı zorunlu olarak böyle bir durumu yaratacaktır.
Zira siyasi partiler ve ‘bağımlı değişken’ olarak toplumsal kesimler arasında bölge başkanının seçimi konusunda zaten derinleşen bir ayrışma yaşanıyordu. Fakat bu, toplumsal farklılıkların çatışma noktasından ziyade, Barzani ailesinin, özelde de Mesud Barzani’nin, iktidarı tek-el-leştirme arzusuyla bağlantılıydı ve toplumsal farklılıklar arasında derin ayrışmaları körüklemesi, en azından uzun vadede çok da muhtemel bir husus olmayabilirdi.
Ne var ki, laiklik ve şeriat ikilemi Güney Kürdistan'ın hem toplumsal farklılıklarının birlikte eşit yaşamı, hem de bölgenin demokratik sistem ve toplumsal yapısı itibariyle oldukça keskin bir noktada duruyor. Eğer toplumsal farklılıkların mutabık olmayacakları bir düzen bu yeni anayasayla inşa edilirse, uzun vadede Güney Kürdistan'da derin iç çatışmanın da tohumu atılmış olacaktır.
İslam dininin esasları olan şeriat, devlet yönetim esaslarını da içerir. Bir şeriat devletinde yurttaşlar zorunlu olarak şeriat hukukuyla yönetilirler. Bu durum İslam olmayan diğer inanç sahiplerinin hak gaspını zorunlu kılacağından bu çatışma fitili de kendiliğinden ateşlenmiş olacaktır. Zira, Güney Kürdistan'da sadece Müslümanlar değil; Asuri-Süryaniler, Kakailer, Hıristiyanlar, Şebekler, Êzîdîler gibi çok değişik inanç grupları da mevcuttur. O zaman bunlara uygulanan hukuk ne olacak? Yeni anayasada tanımlanmak isteyen diğer inançlara nasıl yer verilecek?
Devleti, yurttaşın başına bir demoklesin kılıcı olmaktan alıkoyan, zor ve baskı aracı olmaktan men eden, ona hizmetkar kılan, din ve vicdan hürriyeti mi garantiye alınacak, yoksa tekçi, ötekileştiren, baskılayan bir sistemle herkesi kendi inancımıza mı mahkum edeceğiz?
Özellikle bölgemizde mezheplerin derin bir boğazlaşma içine sürüklendiği bir dönemde bu tartışmayı başlatmak hiç de hayra alamet değildir. Güney Kürdistan bu tartışmayı aklıselim yöntemlerle bir çözüme kavuşturmak zorundadır. Yoksa içinden çıkılmaz derin toplumsal kaosa yuvarlanması kaçınılmaz olacaktır.
Devlet, toplumu oluşturan farklı kesimlere eşit yurttaş hukuku tanımalı ve hepsine eşit mesafede durmalıdır. Özgür ve demokratik bir toplum yaratılmak isteniyorsa, bu kaçınılmaz olarak böyle olmalıdır.
Sözünü ettiğimiz laik düzen d dini baskılayan, devletine denetimine sokan değil, dinleri serbest bırakan, tüm inançlara eşit mesafede duran, hepsini haklarını anayasayla garantiye alan, dini devletin olmaktan çıkarıp halka teslim eden anlayışla uygulanmalıdır.
Dolayısıyla, yakın dönemde Güney Kürdistan demokrasisi açısından en önemli sınav bu ikilemdir. Önümüzdeki ay oylanması gereken anayasa için Güney Kürdistan siyaseti tarihi bir karar vermekle karşı karşıyadır. Dileriz ki bu verilecek karar herkesin eşit ve özgürce inancını yaşadığı bir sistem olacaktır.