Siyasi gözlemciler Güney Kürdistan ve dört parça Kürdistan’ın iç ve dış koşullarının bağımsızlık amaçlı bir referandum yapmaya uygun olmadığını belirtseler de KDP’nin dayatmasıyla 7 Haziran günü referandum kararı alındı. Ama referandumun kararı da söylemi de ciddi bir iştir. Hele hele yüz yıllardır bağımsızlık özlemiyle yüz binlerce, belki de milyonlarca evladını yitirmiş bir halk için böylesi bir karar çok daha ciddi ve hassastır. Risk kabul etmez. Bir kişinin ya da siyasi tarafın hırsına hiç gelmez. İnce eleyip sık dokumayı gerektirir. O yüzden KDP’nin geliştirdiği referandum söyleminin içeriğine ve koşullarına bakmak gerekir.
Birincisi: referandumun amacı halka açıkça söylenmeli. Şu an referandumun asıl amacının Güney Kürdistan’ın bağımsızlığının oylanması mı, yoksa bir kamuoyu yoklaması mı belli değil.
İkincisi; referandumun nereleri kapsayacağı sorunu. Kürtlerin ve Iraklıların önünde dev gibi bir Kerkük ve 140’ncı madde sorunu hala var. Bu sorun çözülmeden Kürtler bağımsızlık için nasıl bir referandum yapacaklar? Bu yerler referanduma dahil mi, değil mi? Yoksa Kerkük, Şengal ve 140’ncı madde kapsamındaki yerlerin hepsinden vaz mı geçecekler? Fakat Kürtlerin bir oldubittiye getirip bu alanları kendilerine bağlamalarını da ne Bağdat yönetimi ne de hiçbir Arap gücünün kabul etmeyeceği de bilinmeli.
Üçüncüsü; referandumun meşruluk sorunu. Evet, her halkın kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Ama bu yapılırken de buna bir meşruluk kazandırılması gerekir. Şu an Irak hükümeti konunun anayasa çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtiyor. Hewler’de anayasaya göre, Bağdat’ın Kürtlere karşı yükümlüklerini yerine getirmemesi durumunda kendileri için böylesi bir hakkın doğduğunu ileri sürüyor. Buna en önemli kanıt olarak da Kürdistan Bölgesi bütçesinin 2014’ten bu yana ödenmemesi örnek olarak gösteriyorlar. Ama diğer yandan Kürtler de Bağdat’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Bağdat’ın bütçeyi vermesi için Bölge petrolünü Bağdat’a teslim etmesi gerekiyor. Ama Hewler bunu yapmıyor, yapmadığı halde de bütçe istiyor.
Dördüncüsü; iç koşullar. Bir halkın bağımsızlık ilan edebilmesi için her şeyden önce kendi içinde birlik olması gerekir. Bırakalım dört parça Kürdistan’da, Güney Kürdistan’da bile siyasi partiler bu konuda birlik değiller. Goran Hareketi ve Komela İslami Kurdistan böylesi bir kararın almasına karşılar ve kararın alındığı toplantıya da katılmadılar. Çünkü böylesi bir kararı bölge halkının iradesini temsil eden parlamentonun alması gerektiğine inanıyorlar. Bölge parlamentosunun iradesini kabul etmeyen, kendini parlamentodan ve halkın iradesinden üsten gören birkaç siyasi partinin alacağı kararların meşruluğunun olmadığını ileri sürüyorlar. Bundan dolayı böylesi bir kararı desteklemiyor, yanlış buluyorlar.
Diğer yandan karara katılan partiler de kendi içinde aynı görüşte değiller. Referandum kararının alınmasında KDP’nin yanında duran bölgenin ikinci büyük partisi YNK içinden karar sonrası karşıt sesler yükselmeye başladı. YNK genel merkezi yaptığı açıklamada toplantının referandumun yapılması kararını parlamento onayına bağladığını bildirdi. Onlarda bir biçimde Goran ve Komela’nın yanında durdular.
Beşincisi; müttefikler sorunu. Böylesi bir karar alınırken, kararı alanların dostlarını ve düşmanlarını iyi hesaplaması gerekir. Güney Kürdistan’ın da en büyük dostları ve stratejik müttefikleri Kürdistan’ın diğer parçaları olmalı. Türk devleti veya İran değil. Ama şimdi bakıyoruz, KDP bir devrim hareketi içinde olan Rojava Kürdistan’ına ambargo uyguluyor, Kuzey Kürdistan’da sürdürülen çetin savaşta Kürt kardeşlerinin yanındaysa Türk devletinin yanında yer alıyor, Doğu Kürdistan’daki direnişleri İran devletiyle pazarlık haline getiriyor. Diğer parçalardaki Kürtleri işgalci devletlere pazarlayarak, eğer Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına bu devletlerin desteğinin sağlanacağı sanılıyorsa bu büyük bir yanılgıdır.
Altıncısı; dış koşullar. Irak’ta bir Kürt devletinin oluşması demek Irak ve Ortadoğu’da statükonun parçalanması demektir. Durumun domino etkisini hissedecek olan Türkiye ve İran başta olmak üzere bölgesel güçlerin hiçbiri statükonun kırılmasını kabul etmeyecektir. Tabi Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması demek aynı şekilde bir Sünni devletinin de oluşması anlamına da gelmektedir. Bu durumun bir de bölgesel ve küresel etkisi olacaktır. Bu da Suriye ve Ortadoğu genelinde mezhep ve etnik temelli bölünmenin ve savaşların artması şeklinde yaşanacaktır. Bu durumu da ne bölgesel ne de küresel güçler kaldırabilir. 7 Haziran toplantısının sonucu açıklanır açıklanmaz hemen ABD, Rusya, Almanya ve Türkiye başta olmak üzere birçok devletin karşıt açıklamalar yapması da işte bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır.
Güney Kürdistan’ın içinde ve dışarıda yaşanan bu koşullara rağmen KDP ve destekçilerinin nasıl bir referandum yapacakları, yaptıklarında da arkasında durup durmayacakları merak konusu.