Güney Kürdistan’da başkanlık seçimlerinin yapılmamasından dolayı 2015’te patlak veren ve parlamento başkanının Hewlêr’e alınmaması ve koalisyon hükümetinin bazı ortaklarının yasal olmayan bir şekilde hükümetten çıkarılmasıyla tırmanan siyasi kriz hala çözülemedi. Daha da kötüsü çözüleceğine dair halkın umudu da her geçen gün azalıyor. 

KDP’nin siyasi partilerle 2016’ın ikinci yarısında iki tur şeklinde yaptığı görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmadı.  Hatta görüşmelerin KDP ile YNK arasında sıkışıp kalması halkta çözüme dair kaygıların artmasına neden oldu. Çünkü KDP ile YNK arasında kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapılıyor. Bu pazarlıklarda ne konuşulduğu tam bilinmese de, KDP ile YNK arasında 2013’te bozulan stratejik anlaşmanın yenilenmek istendiği ifade ediliyor. Ki, 2007’de imzalanan bu anlaşmaya göre; Hewlêr ve Dohuk eyaletlerinin idaresinden tutalım, Kürdistan Bölge Başkanlığına kadar yönetim sorununa kadar bir dizi alan KDP’ye verilmişti. KDP Genel Başkanı Mesud Barzani de bu anlaşmanın sonucunda Kürdistan Bölgesi Başkanı olmuştu. Aynı şekilde YNK de Süleymaniye idaresinin yanı sıra Bölge Başkan Yardımcılığı ile Irak’ın idaresinde Kürtlerin payına düşen Cumhurbaşkanlığı’nı almıştı. YNK Genel Sekreteri Celal Talabani ve onun hemen ardından YNK Politbüro üyesi Fuad Mahsum’un Irak Cumhurbaşkanı ve YNK Birinci Genel Sekreter Yardımcısı Kosret Resul’ün Kürdistan Bölgesi Başkan Yardımcısı olması bu anlaşmanın sonucunda olmuştu. 

Demokratik kriterleri hiçe sayan bu anlaşma, iktidarı silahlı peşmerge gücü bulunan KDP ile YNK’nin parseli haline getirirken, silahlı gücü bulunmayan partileri ise siyaset dışı bıraktı. Bu antidemokratik tutum Kürdistan Bölgesi genelinde tepkiyle karşılandı. Nitekim YNK, 21 Eylül 2013’te yapılan seçimlerde, bu yüzden kendi tabanı tarafından cezalandırıldı ve Goran Hareketi bölgenin ikinci partisi haline geldi. O günden sonra YNK bu stratejik anlaşmadan adım adım uzaklaştı. Ama KDP, stratejik anlaşma ile ele geçirdiği iktidar alanlarını bırakmak istemedi ve bu yaklaşımıyla da Kürdistan Bölgesi Başkanlık sorunuyla başlayan siyasi krizin doğmasına neden oldu. 

2013 seçimlerinde Güney Kürdistan’da halkın verdiği mesaj bölgenin kapalı kapılar ardında idare edilmeye değil, demokratikleşmeye ihtiyacının olduğuydu. Fakat KDP’nin şu an bir kez daha yapmaya çalıştığı demokratikleşmeyi geliştirmek değil, silahlı gücü bulunan bölgenin ikinci büyük gücü YNK ile anlaşarak sorunu kapalı kapılar ardında halletme arayışı ve bölgenin diğer siyasi partilerini ise daha sonradan anlaşmanın kabulüne zorlamaktır. Ki, bu demokratik bir yöntem değil, diktatöryeldir. 

KDP’nin bu tarz bir çözümde ısrar etmesinin ve YNK ile anlaşmayı yenilemek istemesinin nedeni halkın özgür iradesinden ve demokrasiden korkmasından kaynaklanıyor. Bu korkunun da iki temel nedeni var. Birincisi, KDP’nin kendi içinde dahi demokratik kriterlerden ziyade hala bir aşiret partisi gibi örgütlenmesidir. İkincisi, KDP’nin varlığını, yasal olmayan bir takım siyasi ve ekonomik anlaşmalar ile Türkiye başta olmak üzere bazı dış güçlere dayamış olmasıdır. İşte bu yüzden KDP doğrudan demokrasi fikrinden, daha doğrusu demokrasinin gelişmesi karşısında aşılmaktan ve yapılan bütün yolsuzlukların açığa çıkmasından korkuyor. Bunu da silahlı gücünün yarattığı avantajı siyasi baskıya dönüştürerek önlemeye çalışıyor. 

Bunu yapmasının önünde engel olabilecek olan sadece iki güç var. Biri YNK, diğer PKK. Onları da PKK’yi bölgede legal siyaset yapmasını engelleyerek, YNK’yi de stratejik anlaşma adı altında yanına çekerek engel olmaktan çıkarma çabasında. Goran Hareketi ve İslami Partiler başta olmak üzere silahlı gücü bulunmayanlar ise zaten dikkate bile almamaktadır.

KDP için işte bu yüzden YNK ile yenilemeyi düşündüğü stratejik anlaşmaya büyük önem arz ediyor. KDP’nin bu anlaşmayla sağlamaya çalıştığı Kürdistan Bölgesi’nde demokrasinin gelişmesinden ziyade, demokrasi görünümü altında bir ya da birkaç ailenin iktidarına dayanan modern halli bir monarşi geliştirme çabasıdır. KDP, YNK ile ‘Stratejik Anlaşma’ denilen bir anlaşma sağlayarak yapılan her türlü yolsuzluğu, adaletsizliği, hukuksuzluğu gizleme çabasında. Oysa Kürdistan Bölgesi’nin acilen demokratikleşmeye ve hükümetin her icraatının halka açık hale getirilmesine, şeffaflaştırmasına ihtiyacı var. Bu durum da gayet açık olduğu üzere bir-iki partinin kapalı kapılar ardında yapacakları görüşmeler ve anlaşmalarla sağlanamaz. 

Kapalı kapıların ardında her türlü dolap çevrilebilir, ama bir tek demokratikleşme ve şeffaflaşma gelişmez. Şu an KDP de YNK’yi gizli görüşmelere çekerek elbette ki bölgede yaşanan krizlerin çözümü için çabalamıyor. Krizin çözümü demokratikleşmenin geliştirilmesiyle mümkündür. Demokratikleşme de kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla değil, ancak halkın önünde yapılan anlaşmalarla sağlanabilecektir.