Hükümette yer alan KDP dışındaki partiler yaşanan krize çözüm bulmak amacıyla bayram sonrası bir kez daha toplanacaklarını açıkladılar. Bu açıklama öncesinde Goran Hareketi Irak parlamentosu eski grup başkanı Hoşyar Abdullah sosyal medya üzerinden hükümet içindeki bu partilerin sürekli konuştukları, ama krizi aştıracak bir icraatta bulunmadıkları eleştirisini paylaşmıştı. 

Bu iki açıklama peş peşe gelince 17 Eylül’de parlamento adına da (aslında KDP adına demek daha doğru olur. Çünkü ortalıkta parlamento denen bir şey yok.) bir açıklama yapılarak tüm partilerin bir araya gelmesi istendi. 

Şimdi bu üç açıklamaya bakarak gerçekten bir çözümün gelişebileceğine dair çok da umutlu olduğumuzu maalesef söyleyemeyiz. Umutlu olamayışımızın sebebi de bu partilerin kendisi. 

Şimdiye kadar defalarca toplantılar yapıldı, tartışmalar yürütüldü ancak sorunun ismi dahi tam olarak konulmadı. Bu partiler krizin asıl nedenleriyken tek bir özeleştiri dahi yapmadılar. Onlarca toplantının sonunda yapılan vazgeçilmez açıklama “Toplantı iyi geçti. Görüşmelerimiz devam edecek” şeklinde oldu. 

İyi hoş, görüşün de önce soruna doğru bir tanım koyun ve ardından çözüm projenizi açıklayın. Bu halkın sorunlarını nasıl çözeceksiniz? Sözle umut dağıtmak kolay. Ama mecbur mu ki bu halk sizin boş umutlandırmalarınızla krize katlanmaya. Zaten kriz denen bu muallak kavram da giderek anlamını yitiriyor. Böyle diyerek hemen işin içinden çıkılıyor. Sanki bu tamamen kendilerine rağmen oluyormuş gibi. 

Bir yerde parlamento iflas etmişse, birisinin canı sıkıldığı için bakanları yasadışı şekilde görevden atmış, parlamento başkanının meclise girmesine izin vermiyorsa, bölge gayrı meşru bir başkan tarafından yönetiliyor ise neyin umudunu dağıtıyorsunuz? Neyin krizinden söz ediyorsunuz?

Aslında tam bir aymazlık durumudur. Ne kanun kalmış ne yasa. Ne kimse birbirini dinliyor ne de kimse akılcı bir şey söylüyor. Yani aslında dinlenip, kaale alınacak bir şey de yok. 

İşin gerçeği herkes birbirini idare ediyor. Kimse kimseye dokunmuyor. Çünkü herkes bu durumdan memnun, herkes pastadan pay alıyor. Nasıl olsa kendileri için biriktirdikleri onların yedi sülalelerine dahi yeter. O açıdan siyasi krizmiş, ekonomik krizmiş, açlıkmış, sefaletmiş, bayrammış seyranmış kimsenin umurunda değil. 

Dağıtabildiğin kadar umut dağıt. Yeter ki, soran sorgulayan olmasın. Yeter ki, hak arayan olmasın. Herkes “bu toplantı da olmadı, hadi belki başka toplantıya” deyip boş umutlarla kendisini avutsun. Hükümet adına konuşanların yaptıkları tek şey avutmak. Aslında bir diğer anlamıyla aldatmak. Bu hükümet gerçekten halkı açık şekilde aldatıyor. Kendileri inanmadıkları halde sürekli krizi çözeceklermiş gibi gösteriyorlar. 

Bir yerde herkes iktidarsa, halk adına, toplum adına bir muhalefet gücü yoksa oradaki siyasetin şeffaf olmasından, demokratik karakterde gelişmesinden söz edilemez. Güney Kürdistan’da siyasete, topluma şekil veren tüm partiler iktidar koltuğunda oturuyor. Birinin koltuğu küçük birininki büyük de olsa sonuçta yan yana oturuyorlar. Onun için bırakalım demokratikleşmenin gelişmesini, herkes oluşan dengeyi koruma, koltuğunu daha da büyüterek yerini sağlama alma ve daha fazla iktidarda kalmanın çabasında. 

Ama bir gerçek daha var ki, belki de en acısı da odur. Görünürde hükümet KDP, YNK, Goran bilmem kim olsa da aslında bunlar sadece davulu boyunlarında taşıyanlardır. Tokmak hep başkalarının elinde. İstediği zaman kulakları sağır edercesine vuruyorlar, istedikleri zaman ortalığa bir ölüm sessizliği yayıyorlar. 

Hal böyle olunca ortalıkta irade, yönetim, hükümet, başkan maşkan bir şey kalmıyor. Dolayısıyla yeniden toplantı kararı almak bir şey değiştirmiyor, krizin çözümü konusunda bir umut vermiyor. Bu partiler ki halen krizin nedenini, ismini bile tam koyamıyorlar. Böyle bir durumda nasıl çözüm geliştirebilirler. Ama suçlu addedilen hep belli: Hak aramak için sokağa çıkanlar. Yarattıkları yoksulluğa, çaresizliğe, keşmekeşliğe rağmen halen sorumlu olarak halkı görüyorlar. Sokağa çıkıp hakkını arayan, sürekli eylem halinde olan öğretmenleri, diğer memurları suçlu addediyorlar. Kendileri milyar dolarları dünya bankalarına yatırmalarına rağmen bu krizin çözümünü öğretmenlerin, avukatların bilmem tüm memurların maaşlarında kesintiye gitmede, aylarca maaşları ödememede buluyorlar. 

Uzun lafın kısası, partiler binlerce kez de bir araya gelseler bu krizlerin çözüm bu şekilde gelişmez, gelişemez. Yönetim erklerini ellerinde bulunduranların öncelikle bu krizi kendilerinin basiretsizliklerinde, iradelerinin başkaları tarafından ipotek edilmiş olmasında, halk yerine kendi bireysel, partisel çıkarlarını öcelediklerinde ikna olması gerekir. Suçu başkalarında değil, kendilerinde aramaları gerekir. Yoksa Hoşyar Abdullah’ın dediği gibi yine hep konuşurlar ve çözüm müzüm de geliştiremezler.