
Şimdi merak edilen konu ekonomik krizin nedenleri kadar, günlerdir başlayacağı söylenen bu gösterilerin neden kısa soluklu olduğudur.
Güney Kürdistan’daki ekonomik krizin temel nedeninin izlenen ekonomik politika olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü tüketime dayalı bir ekonomi politika izlendiği için, bölge genelinde neredeyse üretim yok denilecek kadar az. Özellikle 2003 sonrası, petrol gelirinin maaş adı altında halka dağıtılmasından dolayı Kürdistan Bölgesi genelinde çalışmak adeta angarya olarak görülmeye başlandı. Bunun bir sonucu olarak da köyden şehre göçler arttı. Hükümetten alınan maaş ile kendi idame ettirmek bir yaşam tarzı haline geldi. Bunun karşısında şehir yaşamının sürdürülmesinde gerekli olan hizmet sektöründen tutalım, inşaat sektörüne kadar bir çok iş alanı da dışardan gelen işçilerle dolduruldu. Yöre insanı sınırlı bir çalışma karşılığında maaşa bağlanarak para kazanmaya ve rahat yaşama alıştırıldı. Ve bunu da KDP başta olmak üzere bölgenin etkili siyasi partileri yanlış bir ekonomi politika olarak izlediler ve bu şekilde maaşlıların sayısının çok fazla kabarmasına neden oldular.
Tabi ki, emek verilmeden kazanılan paranın dağıtılması durumu zamanla dağıtım işinde de çok büyük yolsuzlukların doğması gibi sonuçlara yol açtı. Bölgenin iktidar partilerinin başında bulunanlar zamanla pastadan aslan payı aldılar. Fakat Bağdat ile Hewler hükümetleri arasında kriz yaşanıp da ‘petrol geliri azalınca’, elde edilen gelir kimsenin yaşam alışkanlıklarını karşılamaya yetmez hale geldi. Bir taraftan çok sayıda maaşlının olması, bir taraftan yaşam alışkanlıkları, bir taraftan yolsuzlukların sürmesi, bir taraftan siyasi partilerin tüketime dayalı ekonomi politikası küçük bir ekonomik sıkışmışlıkta insanların hemen tepki göstermesine neden oldu.
Ekonomik kriz deyip tepki gösterenler peki haksız mı? Hayır, haklı. Ama sorun maaşların zamanında ödenmemesi ya da paranın olmamasından kaynaklanmıyor. Sadece Türkiye sınırındaki İbrahim Xalil Sınır Kapısı’dan Kürdistan Bölgesi’nin günlük elde ettiği gelir en az 1 miyon dolar. Bunun dışında Türkiye ve İran üzerinden (Bağdat’tan habersiz) satılan petrolün miktarının ve gelirinin haddi hesabı yok. 5-6 milyon nüfuslu Kürdistan Bölgesi’ne yeterli olandan çok daha fazla bir gelir var. Fakat bu gelirin nereye ve kimin cebine girdiği belli değil.
Siyasi partilerin (veya ailelerin) kasasına giren bu paraların bir bölümü partilere bağlı üye ve tabana kayıt dışı bir şekilde, maaş olarak verilmektedir. Çünkü her parti kendi tabanını bir biçimde maaşa bağlamış ve bu biçimde de kendine bağlamış durumda. Hükümetin verdiği maaşlar bu dönemde ödenmiyor olsa da partilerin dağıttığı maaşlar verilmeye devam ediyor. Maaşların ödenmemesinden dolayı herkes hükümete karşı tepkili olabilir, ama herkes kendi partisiyle barışık. Bundan dolayı da hükümet karşıtı gösterilerde birçok kesim birleşse de kendi partisi söz konusu olduğunda genelden ayrışmaktadır.
27 Eylül günü yaşanan gösteriler esnasında bu durum çok fazla hissedildi. Siyasi partilere bağlı olan öğretmenler 25 Eylül’de eylem yaparak kendi tutumlarını sözde ortaya koydular ama özünde 27 Eylül gösterileri için de eylem kırıcılık rolü oynadılar.
Tüm bu durumlar göstericilerin güç olma ve eylem yapma iradesini olumsuz etkiledi. Daha doğrusu güçlerini parçaladı.
Ekonomik krizin esas ve tek mağdurları iktidar partileriyle sınırlı düzeyde ilişkili olan kesimlerdir. Fakat onlar da örgütlü bir güce dönüşme konusunda sorun yaşadıkları için, siyasi partilerin politikaları karşısında etkili olamıyorlar.
Tüm bu sorunlar Kürdistan Bölgesi’nde 27 Eylül günü yaşanan gösterilerin kısa soluklu olmasına neden oldu. Bundan sonra da öğretmenlerin ortaya koyacağı eylemlerin de marjinalliği aşması pek mümkün görünmüyor.
Güney Kürdistan’da yaşanan ekonomik krize ilişkin kısaca şunu söylemek mümkün; evet bölgede bir ekonomik kriz var, ama Bölge’deki ekonomik krizi yaratan esas etken siyasal krizdir. Bölgedeki siyasal kriz çözülmedikçe ve doğru bir ekonomi politika belirlenmedikçe ekonomik krizin de aşılması mümkün değil.
Nihat Kaya