Son dönemlerde kamuoyunun temel gündemi haklı olarak kuzey Kürdistan'da başlayan savaş. Türk devletinin hiçbir hukuk ve ahlakı kuralı tanımadan Kürtlere dönük geliştirdiği saldırılar. Her gün yeni bir yerde ilan edilen sokağa çıkma yasağıyla güne başlıyoruz. Yasağın uygulandığı her yerde de gelebilecek ölüm haberlerine kesiliyor kulaklarımız.
Cumartesi günü Ankara’da barış mitingine yapılan saldırıyla aslında topluma pompalanan faşizmin nelere kadir olduğu bir kez acı bir şekilde görüldü. Bu katliamı kim yapmış olursa olsun asıl sorumlusu devletini yönetimini elinde bulunduranlardır.
Devletin son dönemlerde kuzey Kürdistan ve giderek Türkiye metropollerine taşırdığı bu terörde yaşamını insanlık, barış ve demokrasi uğruna verenleri saygıyla anıyor, bu saldırganları lanetliyorum.
Ancak sadece Türkiye ve kuzey Kürdistan'da değil, son dönemlerde güney Kürdistan'da da her geçen gün yaygınlaşarak büyüyen halkın gösterilerine, iktidara yönelik tepkilerine şahit olmaya başladık. Ne yazık ki burada da her geçen gün sayıları artan ölümler, yaralanmalar yaşanıyor.
Geçen haftaki yazımda, güney Kürdistan'da süren siyasi ve ekonomik krizin toplumda giderek bir sıkışmaya neden olduğu, soruların geniş toplum kesimlerince sessiz de olsa sorulmaya başlandığını, asıl tehlikenin soruların sesli sorulmaya başlanmasıyla ortaya çıkacağına dikkat çekmiştim.
Özetle geçen haftaki yazımda işaret ettiğim yeniden hatırlatmak, aslında bugün yaşanan durumun o günden nasıl da görünür olduğunu bir kez daha hatırlatmak için, o yazıdan kısa bir pasajı buraya alıyorum.
"Bu kadar başına buyruk, bu kadar umarsız ve istediğim şekilde sizi yönetirim diyen bir yönetime halk soruları sesli bir şekilde sorup ‘dur’ derse ne olacak. İşte asıl kriz o zaman patlayacak. Başkanlık adı altında yaratılan suni krizle halkı uyutan, ülke petrolünden sağlanan geliri yurtdışı bankalarında kendi hesaplarına yatıran iktidar güçleri o zaman paçayı sıvamak zorunda kalacaklar.
Bir ülkenin böyle yönetilemeyeceğini, bir toplumun duygularının iktidar hesaplarına bu kadar pervasızca kurban edilemeyeceğini asıl o zaman görecekler.
1991’de Saddam rejiminin çekilmez hale gelen baskılarına karşı Raperin’i yaşamış bir topluma sürekli ölümü göstererek sıtmaya razı etmek akılcı bir yol değildir. Sürekli ülke tehdit altındadır, bağımsızlık ilan edeceğiz gibi asılsız vaatlerle bu toplumu kandıramaya çalışıyorlar. Halkın duygularını sömürerek siyaset yapmak bir marifet işiymiş gibi hem de."
Geçen hafta işaret ettiğim durum son 4-5 gündür neredeyse güney Kürdistan'ın tüm şehirlerinde baş gösterdi. Geniş kitleler halinde halk ayaklanmaya başladı. Öğretmenler, memurlar, peşmergeler ve kendilerine destek veren aileleri bu gidişata dur demeye başladı. Tarihini bilenler bu halk ayaklanmalarının 91 raperin hareketine çok benzediğini hemen göreceklerdir.
Qêladize’de yapılan gösterilerde iki kişi asayiş güçleri tarafından katledildi. Şimdiye kadar onlarca yaralı var. Öğretmenler ve halk maaşlar ödenmeyene kadar eylemlerini, okul boykotlarını sürdürmeye kararlılar.
Peki tüm bu yaşananlar karşısında siyaset ne yapıyor. Güney Kürdistanlı gazeteci Rebin Ömer’in belirttiği gibi “kendilerinin yarattığı suni kriz”le meşgullar. Siyasi partiler başkanlık konusunda halen anlaşamadılar. Ekonomik krizin aşılması, memurların, peşmergelerin biriken birkaç aylık maaşlarının ödenmesi, halkın yaşadığı ekonomik krizi bir nebzede olsa aşması için hiçbir adım atılmadı.
Görünen o ki önümüzdeki günlerde güney Kürdistan'ın her tarafında giderek gelişen halk serhildanları daha fazla yaşanacak. Ancak soru şu, zaten halen oturmayan güney Kürdistan sistemi bunu nasıl karşılayabilecek, halkın taleplerine karşılık verilip yaratılan suni siyasi ve ekonomik kriz aşılabilecek mi? Ya da bu yönlü adımlar atılmazsa, KDP Mesud Barzani’nin başkanlığında ısrar eder ve diğer partiler de buna karşı duruşlarını gösterirlerse sorunun aşılmasında gerekli çözüm yolu nasıl bulunacak?
Çok yalın şekilde dile getirdiğim bu durum aslında güney Kürdistan'da zaten niteliği belirsiz sistemi giderek yapısal bir çöküşe götürüyor. Hatta gidişatın güney Kürdistan'ı Süleymaniye ve Hewler merkezli iki hükümet oluşumuna götüreceği, KDP’nin çokça karşı durduğu kantonal sistemin gündeme geleceği söyleniyor. Bekleyip görelim.