KDP ve Goran Hareketi arasında uzun süredir beklenen görüşme iki gün önce gerçekleşti. Fakat KDP heyetinin ne Goran Hareketi’yle ne de diğer siyasi partilerle yaptığı görüşmelerde ne tür sonuçların ortaya çıktığı belli değil. Görüşmelerin esas amacının siyasi partiler arasında diyaloğun yeniden başlatılmak olduğu belirtiliyor, ama bu görüşmelerin programı, ulaştırılmak istenen hedefi ve bu hedefe ulaşmada izlenecek yol haritası şu ana kadar ortada yok. Siyasi partiler arasında görüşmelerin yapılması siyasi krizin aşılmasında önemli bir adımdır, ama programsız ve hedefsiz görüşmek de zaman kaybından başka bir şey. 

Çünkü benzer bir görüşmeyi KDP yine birkaç ay önce Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Dr. Fuat Hüseyin başkanlığındaki bir heyetle yapmıştı. O dönem de tüm siyasi partiler ziyaret edilmiş ve ziyaretlerin amacına ilişkin de ‘tarafların görüşlerini topluyoruz’ tarzında bir açıklamayla yetinilmişti. Fuat Hüseyin’in başkanlığındaki heyetin ilk tur görüşmelerinin ardından beklenen ikinci tur gelmemişti. KDP Politbüro Genel Sorumlusu Fazıl Mirani başkanlığında yapılan son görüşmelerin de devamının gelip gelmeyeceği belli değil. Çünkü bu görüşmelerle ulaşılmak istenen hedefin ne olduğu belli olmadığı kadar krizin çözülmesinde nasıl bir yol haritasının izleneceğine dair de hiçbir açıklama yok. Tam bir belirsizlik üzerinden KDP siyasal bir hamle yaptı, ama bundan sonra ne olacak kimse bilmiyor. 

Tabi programı ve hedefi önceden belli olmayan bu görüşmelerin de bir amacı var. KDP bu görüşmelerle kamuoyuna ‘bakın biz elimizden geleni yaptık, sorun bizden kaynaklı değil’ demek isteniyor. Hem bu görüşmeler hem de KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’nin ‘krizin çözülmesi için gerekirse ben de başkanlık görevinden çekilirim’ sözlerinden ortaya çıkan tek sonuç KDP’nin siyasi krizi çözmek için çabaladığı, ama bundan sonrasının diğer siyasi partilerin tutumuna bağlı olduğu mesajıdır. KDP bir anlamda topu diğer siyasi partilerin kucağına attı.  

Ama şunu da hemen eklemek gerekir ki; Güney Kürdistan’da yaklaşık iki yıldır devam eden siyasi kriz, Mesud Barzani’nin Kürdistan Bölgesi Başkanlık süresinin dolduğu 19 Ağustos 2015’te patlak verdi. Fakat Kürdistan Bölgesi’nin bir türlü resmileşmemiş de olsa, mevcut anayasasına göre iki dönem Başkanlık görevi yürüten Barzani’nin yeniden Başkanlık için aday olması mümkün değildi. Anayasaya göre, görev süresi dolan başkanın yerine yeni biri seçilene kadar da başkanlık görevini Parlamento Başkanı’nın vekaleten yürütmesi gerekiyordu. 19 Ağustos’a kadar seçimler yapılmadığı ve yeni bir başkan seçilmediği için de anayasanın verdiği yetki gereği Başkanlık görevi Parlamento Başkanı’na geçti. Zaten kıyamet de oradan koptu. Ne Barzani görevi bırakmak istedi, ne de KDP yeni birini kabul etti. Hatta tam tersine hatırlanacağı üzere, Hewler sokaklarında peşmergeleri yürüttü ve Parlamento Başkanı Dr. Yusuf Mihemed’in de Hewler’e girişine izin vermedi. Bir nevi askeri darbe yaptı. Ve siyasi kriz de ondan sonra büyüdü. 

Fakat kriz daha derin ve daha karmaşık. Köklerine inilmedikçe de çözmek mümkün değil. Çünkü Güney Kürdistan’da yaşanan krizin asıl kaynağı ne Mesud Barzani’nin başkan olup olmaması, ne başka birinin Bölge Başkanı seçilip seçilmemesi ne de siyasi partiler arasında görüşmelerin başlayıp başlamaması değil. Sorun sistemsel bir sorundur. Çünkü Güney Kürdistan’da görünüşte tekli bir iktidar olsa da fiiliyatta ikili bir idari yapı söz konusu. Üstelik bu idari yapıların siyasi ayağı olduğu kadar askeri (Peşmerge) ayağı da var. Ve bu askeri güce dayanarak Güney Kürdistan Hewler ve Süleymaniye diye şu an iki ayrı idari yapı gibidir. Ki, buna dayanarak KDP Hewler’de istediğini yapıyor, istemediğinde de Parlamento Başkanı’nı dahi kente sokmayabiliyor. Siyasi krizin esas kaynağı da işte bu ikili idari yapıdan kaynaklanıyor. 

Hewler’de KDP’nin olduğu gibi Süleymaniye’de de YNK’nin mutlak hakimiyeti var. Bu iki parti silahlı gücüne de dayanarak – ki; Kürdistan Bölgesi’nde peşmerge gücü resmiyette tek askeri güç gibi dursa da fiiliyatta hala KDP ve YNK peşmergeleri diye ikiye ayrılıyor – Güney Kürdistan içinde iki ayrı derebeylik ya da devlet federasyonu gibi işleyen bir idari sistem oluşturmuşlar. Ve bu sistemde her iki partinin kendi alanlarındaki mutlak hakimiyeti temelinde stratejik bir anlaşma söz konusu. Bu anlaşmanın her ne kadar iptal edildiği söylense de fiiliyatta hala işler haldedir. Yaşanan bu ikili iktidar ve idari sistem nedeniyle Kürdistan Bölgesi’nde demokratikleşme gelişmiyor ve sistemin kendi kendisine kriz üretmesine neden oluyor. Bu kriz bugün başkanlık sorunu adıyla yaşandı, ama yarın bir başka adla yaşanacak. Çünkü Güney Kürdistan’da temel sorun demokratikleşme ve sistem sorunudur. Bu sorun çözülmedikçe de Mesud Barzani’nin başkanlık sorunu çözülse dahi kriz bir başka şekilde patlak verecektir. 

Güney Kürdistan’daki siyasi krizin çözülmesi iddiasıyla harekete geçen KDP heyetinin görüşmelerindeki eksik yan da işte bu noktadan kaynaklanıyor. Sorunu köklerinden değil, dallarından tutarak çözmeye çalışmaktadır. Kriz bundan dolayı doğru tahlil edilememekte ve çözümün yol haritası oluşturulamamaktadır. Bu da siyasi partiler arasında yapılan görüşmelerin sadece birbirini görme düzeyiyle sınırlı kalmasına neden olmaktadır.