Güney Kürdistan’da yaşayan ve bu coğrafyayı yakından tanıyan Kürt siyasetçi Dr. Hüseyin Akdağ, 17 Ekim’den sonra Güney Kürdistan’ın topraklarının yüzde 46’sını kaybettiğini bunun da hem halkta hem de peşmergede büyük bir moral bozukluğuna yol açtığını belirtti. Güney Kürdistan’da kendi özgücünden çok dış güçlere güvenen, ulusal birlikten kaçan siyaset tarzının artık iflas ettiğini belirten Akdağ, bundan sonra demokratik, ekolojik ve direnişçi siyaset tarzının ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Akdağ, 3 Mart’ta ‘Roj Peşmergesi’ adıyla Şengal’de Êzîdî halkına saldıran KDP’nin Heşdi Şabi güçlerine yine alanı terkedip gittiğini, bu yapının bir çoğunun kaçtığını, Şengal’de KDP peşmerge komutanlığı yapan Qasim Şeşo’nun şu anda KDP’yi bırakarak Heşdi Şabi ile uzlaşmanın yolunu aradığını söyledi. Akdağ, bu anlamda KDP’nin Kürt halkına büyük bir özür borcu olduğunu düşünüyor.
Siyaset ve sosyoloji ile izah etmek mümkün değil
Akdağ referandum sürecindeki tuhaflıkları şu cümlelerle ifade ediyor: “Referandumdan önce de mevcut durumu değerlendirmiştik. Gerçekten de Güney Kürdistan’da hem referandum öncesini hem de referandum sonrası süreci sosyoloji bilimi ya da siyaset bilimiyle izah etmek mümkün değil. Bilimsel bir bakış açısı olmuş olsaydı, muhtemelen ya referandum yapılmazdı ya da ‘illahi biz bu referandum yapacağız’ denseydi bile askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik bütün bu hazırlıkların yapılması gerekiyordu. Öyle anlaşılıyor ki hem hazırlıklar yapılmadı hem de referandumda da ısrar edildi. Şu ana kadar neye güvenilerek bu referandumun yapıldığını doğrusu ben anlamış değilim. Mesela neye, kime güvenildi? Niye bu kadar ısrar edildi? Perde arkasında hangi oyunlar veya neler döndü? Şu anda bunu bilmiyoruz. Ama şu anda bir realite var. Tüm eleştirilere, tüm ulusal kongre çağrılarına rağmen bunlar dinlenmedi. Hatta bunu dile getirenler, olabilecek olumsuzluğu bütün çıplaklığı ile gören ve uyaranlar, vatan hainliği ile suçlandı. Bu kesimler konuşturulmamaya çalışıldı, engellenmeye çalışıldı ve ısrarlı bir şekilde Kürtlerin duygularıyla oynandı. Şimdi sonuçta sen ilkel milliyetçiliği kışkırtıp buna karşılık da ciddi anlamda da bir hazırlık yapmazsan bunun yaratılan ilkel milliyetçi dalganın altında ezilmek işten bile değil. Aslında Güney Kürdistan’da da gerçekleşen bu durum oluyor. Bir ilkel milliyetçi dalga yaratılmak istendi. Bunun üzerinden dört parça Kürdistan’da halkın kendi etrafında toplanacağı hesaplandı. Bu yanlış hesap üzerinden gerçekleşen bir referandum var. Bütün bunların sonucu olarak 3 sömürgeci devlet bir araya geldi. Sonuçta ortak hareketler planlandı. Bunun sonucu olarak Güney Kürdistan’da yaşanan bu siyasi hezimet tablosu ortaya çıktı. Daha önce ortaya çıkacak gelişmelerin, mevcut durumu bile geriye götüreceğini söylemiştik. Tarihin bizi doğrulmasını istemezdik ama maalesef tarih doğruladı.”
Halktan kopuk siyaset iflas etti
Güney Kürdistanlı güçlerin şu anda çok daha geri bir durumu kabul etmek zorunda kaldıklarına dikkat çeken Akdağ, 2 günde toprakların yüzde 46’sının kaybedildiğini, halkta ve peşmergede büyük bir moral bozukluğunun ortaya çıktığını söyledi. Akdağ devamla “Şimdi bunun siyasi sorumlularının ortaya çıkıp ‘biz yaptık, bunun sonucu böyle ortaya çıktı’ gibi kamuoyunu ikna edici açıklamalar yapması gerekiyor. O süreçte yaşananları derli toplu bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekiyor. Bunun dışında bölük pörçük açıklamalar ve birbirini suçlamaların bir anlamı yok” dedi.
Güney Kürdistan’da halktan kopuk, mevcut konjonktürü okumadan uzak elit siyaset tarzının ve siyaset kültürünün, referandum sonrası artık tümüyle iflas ettiğini vurgulayan Akdağ, Güney’in siyaset tarzının parçacı, aşiretçi, mezhepçi ve aileci bir yapıda olduğuna dikkat çekti.
Güney federasyon bile değildi
Dr.Akdağ devamla şunları söyledi: ”Elit siyasetin temsilcileri, henüz federasyon durumunda bile değilken ‘ben devlet kuracağım’ dedi. Okurlarınız bilmesi açısından söylüyorum; Güney Kürdistan henüz gerçek anlamda bir federasyon değil. Güney Kürdistan 25 yıldır iki parti tarafından yönetiliyor ama halen bir bütün olarak federe örgütlenmesi veya federe yapılanması yok. İki ayrı asayişi var, iki ayrı peşmergesi var. Yine iki ayrı yönetimi ve iki ayrı ekonomik yapılanması var. Bütün bu hayati fonksiyonları bütünleştirememiş, federe bir yapıya dönüştürememiş bir Güney Kürdistan realitesi vardı. Bu klasik siyaset tarzı, kamuoyuna ‘devletleşeceğiz’ dedi ardından da referanduma gidildi. Dört parçanın Kürtleri bir nevi manipüle ve olanlara angaje edilmeye çalışıldı. Ancak sonuç, bir hezimet durumudur. KDP kitlesi açısından daha çok Türkiye’ye olan güvenin gerçekleşmemiş olmasından dolayı duyulan derin bir hayal kırıklığı ve moralsizliği var. Bunun sonucu olarak Peşmerge’de ve örgütsel çalışmalarda yer alanlarda kitlesel olarak kendi evine çekilme, siyaset dışına çıkma ve askeri alan dışına çıkma gibi bir durum var. YNK kitlesi açısından da KDP kitlesi açısından da şu anda böyle bir durum var. Şunu belirtmek mümkün; hem siyasal çevreler hem ekonomi çevreleri artık mevcut bu siyaset tarzının tükendiğini, miadını doldurduğunu, bittiğini ifade ediyor. Yeni bir siyaset tarzının ortaya çıkması gerektiğini Güney Kürdistan halkı sokaktaki insanıyla, aydınıyla ve entellektüel kesimiyle düşünüyor. Klasik anlamda parçacı olan, yöresel, aşiretsel, mezhepsel olan, ulusal bir çerçeveyi düşünmeyen siyaset tarzının, artık devreden çıkarılmasını düşünenler azımsanmayacak kadar çoğunlukta. Bu konuda sokakta ve aydın yapısı arasında yoğun şekilde yürütülen tartışma var.“
Rojava modeli şimdi daha iyi anlaşılıyor
Güney Kürdistan’da Rojava modeli ve bu modele hayat veren politikanın da tartışıldığını dile getiren Dr.Hüseyin Akdağ, Demokratik Suriye Federasyonu sınırları içinde Kürtlerin, Araplarla, Türkmenlerle, Süryanilerle ve diğer tüm toplumsal yapılarla bir ittifak geliştirdiği ve bu ittifak sonucunda ise başarılı olduğuna dikkat çekiyor. Akdağ, “Rojava’da oluşan ittifak ve bu ittifakın getirdiği başarılar, Güney Kürdistan’da örnek olarak gösteriliyor” dedi.
Tuzxurmatu’da toplumsal felaket
Güneyli güçlerin, Kerkük, Tuzxurmatu, Şengal gibi tartışmalı bölgelerin idari yapısının netleşmediğini söyleyen Akdağ, “Tartışmalı bölgelerde şu anda tümüyle netleşmiş bir şey yok ancak şu anda Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerden Güneyli güçlerin çekilmesinden sonra Irak ordusu ve Heşdi Şabi yerleşmiş durumda. Buralarda hiç kimsenin özellikle de peşmerge güçlerinin silah taşımasına müsaade edilmiyor. Oralarda YNK ve KDP’nin peşmergesi şu anda yok” dedi.
Referandumdan sonra sadece toprağın değil, havaalanları, sınır kapıları, polis merkezleri, petrol alanları ve barajlar gibi yapılar da Irak hükümetine devrediliyor. Dr.Hüseyin Akdağ, bu durumun federal yasaların da çok gerisinde olduğunu ifade etti.
Büyüme imkanları heba edildi
Akdağ şu hususları da dile getirdi: “Şengal’de biraz hafızamızı zorlarsak, 7 ay önce Şengal’de KDP, Roj Peşmergesi adı altında bir saldırı gerçekleştirdi. KDP’li bir çok yetkili Şengal’i değerlendirirken ‘Şengal Kürdistan’ın kalbidir. PKK mutlaka Şengal’den çıkmalıdır. PKK’nin Şengal’de ne işi var. Şengal’de PKK sorun yaratıyor’ diyordu. Özellikle Şengalli olan KDP’nin önemli oranda komuta yapısı şu anda Şengal’de ve bunlar KDP’den vazgeçmiş durumda. Bu kesimler şimdi de Heşdi Şabi ile iş yapmak istiyor. Örneğin, Qasım Şeşo ve çevresindeki kişiler... Şu anda peşmergeden artık vazgeçmişler, Şengaldeler ama Heşdi Şabi ile uzlaşmaya çalışıyor. Yine Kürt’e o kadar acımasızca saldıran ve kendisine Roj Peşmergesi diyenler şimdi evlerine gidiyor. Abarttıkları o insanların bir çoğu şimdi Rojava’ya kaçmış. KDP’ye şimdi sormak gerekiyor; Kürt’e yiğit kesilen bir askeri duruşunuz vardı da bu duruşu Irak hükümeti ve Irak güçleri karşısında niye göstermiyorsunuz. Kürdistan topraklarının yüzde 46’sı 2 günde teslim ediliyor. Oysa o dönemde hem Şengal’de YBŞ’ye hem de PKK’ye karşı gösterilen bir reaksiyon vardı. Yine buna paralel olarak da Rojava’ya karşı gösterilen bir düşmanlık durumu vardı. Tüm bunlar öyle unutulmuş da değil. Madem bu kadar zayıftın, direnecek gücün de yoktu, peki o dönem niye Kürt’e saldırdın? Oradaki Kürtlerle birlik kurarak büyüme imkanın varken, neden acımasızca saldırdın? Ben tüm bunların artık net bir şekilde izah edilmesi gerektiğini düşünüyorum. KDP’nin Şengal ve Rojava için Kürt halkına ciddi bir özür borcu var. Bu yapılmadan, bundan sonra sağlıklı bir ulusal birlik tartışması da yürütülemez, ihtiyaç olan birlik sağlanamaz.”
Türkiye de bir bütün olarak kaybetti
Referandum sonrası ortaya çıkan durum ile aynı zamanda Türkiye’nin de kaybettiğini sözlerine ekleyen Kürt siyasetçi Akdağ, “Türkiye, KDP ile Güney’de güç sahibiydi. Türkiye, KDP’yi kendi eliyle bu duruma düşürdükten sonra artık bir daha kimse Türkiye’ye güvenmez. Irak artık bir bütünen Türkiye’nin kontrolü dışında bir coğrafyaya dönüşüyor. Zaten Türkiye de bir nevi buna göre siyaset yapıyor. Türkiye’nin siyaseti, Kürt’ün olmasın, kim giriyorsa girsin. İran mı etkili oluyor İran olsun, ABD mi etkili oluyor ABD olsun ama Kürtler olmasın, Öbür tarafta Suriye, Bu tarafta İran olsun. İran, Irak, Suriye’de bir bütün olarak baktığımızda Türkiye bir bütün olarak kaybetti diyebiliriz” ifadesini kullandı.
Çözüm nasıl sağlanır?
Dr. Akdağ, iflas eden Güney siyasetinin aynı zamanda bir siyasi kültür olduğununa da dikkat çekerek bu siyasetin parçacı, direnişten uzak, kendi özgücünü esas almak yerine farklı devlet ve güçlere güvenen ve onlara sığınan bir yönü olduğunu söyledi. Akdağ, “Bu siyasi kültürle başta KDP olmak üzere Güneyli güçler kaybetti. Bu siyasi kültürde,Rojava’yı, Rojhilat’ı, Bakur’u ya da Başur’u bir çırpıda satmaya hazır bir anlayış var” diye belirtti. Güney Kürdistan’da Demokratik Ulus Paradigması temelinde yeni bir siyasi kültürün ortaya çıkabileceğini de ifade eden Akdağ son olarak şu belirlemede bulundu: “Daha fazla özgücüne dayanan Kürt realitesi, Güney’de de ortaya çıkarabilir. Bunun Araplarla, Türkmenlerle, Hıristiyanlarla, diğer halklarla yaratacağı ittifakla geleceğin Irak’ını yaratmak da mümkündür. Güney’de ulusal demokratik bir siyaset ve direniş kültürünün ortaya çıkarılması, önemli bir görev olarak kendini dayatıyor.”