Son iki yıldır yaşanan siyasi, ekonomik kriz ve bunun yol açtığı toplumsal çalkantıyla sarsılan Güney Kürdistan, gidilip yerinde görülmesi gereken bir yer. Zihniyeti demokratikleşmeyen ve onun bunun yönlendirmesiyle yönetilmeye çalışan Kürt’ün hayalindeki Kürdistan’ın nasıl bir ucubeye dönüştürüldüğünü anlamak için görmek gerekir. 

Özellikle de ‘bizim de bir devletimiz olsun’ diyen milliyetçilerin gidip görmesi gerekir. Devletsizlikten feryat figan yakınan ve “ille de devlet kurtarır bizi, tam bağımsızlık özgürleştirir bizi” diyenler... 

Kürt’ün iradesinin zapturapt altına alınmayacağı, gerçekten bağımsız ve özgür hissedebileceği bir Kürdistan’a herkesin ihtiyacı var. Buna hiçbir Kürt ve Kürt dostu hayır diyemez. Ama Güney Kürdistan ya da Federal Kürdistan Bölgesi’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal tablo, Kürtlerin daha özgür, demokratik, eşit bir sistemi nasıl kuracaklarını sorgulamaları açısından da iyi bir örnek. 

Güney Kürdistan halkı Soranca ‘Wazim lê anî’ diyor. Türkçe karşılığı ‘bırakıp gidiyorum’ demek. Hâlâ Enfal’in yol açtığı yaraları saramayan bu halk, uğruna onca bedel verdiği topraklarını ‘Waz lê tîne.’ Her karış toprağında toplu mezar bulunan bu ülke parçasında, halk maalesef ülkeyi yönetenlerin  mağduru. Siyasi, ekonomik ve toplumsal tabloya baktığımda Güney Kürdistan’ı yönetenlerin bu halka ihanet ettiğini söylemekten alıkoyamıyorum kendimi. Ki zaten halk bunu her gün söylüyor. 

Irak Baas rejimi karşısında Kürt halkının direnişi olmasaydı, şu an Başur Kürdistan’da musluğun başını tutanlar neyi başarabilirlerdi ki? Halk direndi, bedel ödedi ama ülke elit bir zümrenin tekelinde. 

Bunu ben değil, neredeyse son bir yıldır siyasi ve ekonomik krizin pençesinden kurtulmak için eylem alanlarını terk etmeyen halkın kendisi söylüyor. Gelecekten umutsuz olan gençler, son iki yıldır bölgeyi terk ediyor, umudu Avrupa ülkelerine kaçmakta buluyor. Hem de Ege Denizi’nde boğulup ölmeyi bir kurtuluş gibi görerek...

Siyasi kriz bir türlü çözülemedi. Çünkü KDP, çözüme giden yolların önünde kaskatı duruyor. 2015 Ekim ayından bu yana “ya benim dediğim çözüme gelirsiniz ya da bu kriz böyle devam eder” dedi ve bunu dayattı. Ekim 2015’ten beri parlamento yok, çünkü KDP’nin şerhi var; “ ya o parlamento başkanı değişecek ya da parlamento olmayacak” dedi. Ülkeyi hükümet ortağı olan partiler değil, bir parti yönetiyor. Ülke adına da sadece onlar karar alıyor, önemli anlaşmalara da bir parti imza atıyor. Siyasi tablo bu. 

Ekonomik tablo da siyasi krizin bir izdüşümü gibi. Geçen yıldan bu yana düzenli maaş alamayan öğretmenler ve diğer memurlar alanlarda. Petrol gelirleri birilerinin cebine giderken, halk evine ekmek götürememekten muzdarip. Rezidanslarda ışıklar hiç sönmezken, halk günde sadece 6 saat bile elektrikten yararlanamıyor. Kendi topraklarından çıkarılıp gözlerinin önünde başka ülkelere satılan gazdan bile faydalanamıyor. Çünkü gazı ancak parası olan alabiliyor. Hükümet de ‘ekonomik krizden kaynaklı’ halka gaz dağıtmayacağını açıklıyor. Bununla aslında, ‘ben gelirini toplarım, siz de havanızı alın’ demek istiyor. 

Baskı ve şiddet hat safhada. Gazeteciler faili meçhul cinayetlere kurban gidiyor. Düşünen, sorgulayan ve eleştiren kimseyi istemiyor  iktidar. Nasıl ki Baas rejimi itaat etmeyi dayattıysa bu halka, şimdi de ülkenin yönetimini elinde tutanlar itaati dayatıyor. 

Ama halk kırmızı kartı çıkardı hükümete. Yani hükümet artık oyun dışı. ‘Halkın iktidarı çok yakında’ mesajı veriliyor. 

Halkın kendi kendisini yönetmediği, halkın iradesinin esas alınmadığı çoğulcu ve katılımcı bir demokratik sistem olmadığı sürece Güney Kürdistan’ın ekonomik ve siyasi ipleri daima birilerinin elinde olacak. Bu duruma elbette son verecek olan halktır. Güney Kürdistan’ın mevcut tablosunu değiştirecek olan budur.