Bu topraklar üzerinde Kürt halkının da özgür ve bağımsız bir biçimde yaşama hakkı olduğunun, dolayısıyla sömürgecilere karşı cesaretli durulması gerektiğini kaydeden PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Federe Kürdistan’ın başbakanlığı koltuğunda oturan Neçîrvan Barzani’ye tepki gösterdi. "Kürtlerin de şerefi ve onuru vardır, Kürtler adına konuşunlar böyle şeylere tenezzül etmemeli" diyen Karayılan, şunun altını çizdi: "Madem bir adım atılmış; o zaman bedeli ne olursa olsun bu göze alınmalı ve saldırılara karşı gerekli tutum takınılmalı."

Dengê Welat Radyosu’na konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Güney Kürdistan’daki referandum sonrası sömürgeci devletlerin tavrı ve KDP’nin sömürgecilerle ilişkileri konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu. Karayılan’ın konuşmasındaki o bölüm özetle şöyle:

Kürdistan halkı ve siyasetçileri olarak kendi aramızda tartışıyoruz, tartışmalıyız. ‘Bu referandumun zamanı uygun muydu, değil miydi; referandum gerçekten çözüm müdür, değil midir; kararı nasıl alındı ya da alınmadı’ vb. çerçevelerde Kürtler olarak kendi içimizde eleştiriler yapabiliriz; tartışabiliriz. Bu, bizim halk olarak kendi içimizdeki bir sorundur. Fakat bugün Kürt halkına dönük saldırı, tehdit ve işgal hazırlıkları var. Referandum, nasıl ki bütün halkların hakkıysa Kürt halkının da kaderini kendi belirleme hakkı vardır. 'Nasıl siz böyle yaparsınız; Kürtler olarak böyle yapamazsınız’ deniliyor ve Güney Kürdistan’a çok dil uzatılıyor. Özellikle de Türk devleti herkesten fazla dil uzatıyor. Sanki Güney Kürdistan, Irak devletine değil de Türk devletine bağlıymış gibi ele alıyorlar. Zaten Türk devletinin bu yaklaşımları olmasaydı Irak ve İran bu kadar sert çıkış yapmazdı. Türkler daha çok tahrik etti. Tahran’a gittiler; görüşmeler yaptılar telefon üzeri Ebadi ile konuştular; yani bu işin başını Türkler çekti. Sanırsın ki Hewlêr ve Kerkük bunlarındır da onların elinden gidiyor. Bu şekilde öne çıktılar.

Mesud Barzani’ye iki kez anlattım

AKP devletinin ve AKP-MHP ittifakının gerçekliğini önceden Güneyli güçlerle paylaştık. Onlara, ‘siz bizim kadar AKP’yi, Erdoğan’ı tanımıyorsunuz. Erdoğan yeni Saddam’dır; hatta Saddam’dan daha tehlikelidir. Çünkü ırkçıdır. Bizi birbirimize düşürmek, ilişkilerimizi bozmak, sizden istifade edebilmek için sizinle dostluk yapıyor gibi görünüyor ama öyle değildir; sizin de düşmanınızdır. Şimdi kendilerini yalnızca PKK düşmanı gibi gösteriyorlar ama bunlar bütün Kürtlerin düşmanıdır’ dedik. Özellikle de AKP ve MHP arasında gelişen konsepti anlatmak istedik. ‘Türk devleti yeni bir konsepte girmiştir; bu yeni konseptte stratejileri Kürt halkının bütün kazanımlarını yerle bir etmektir. Bunun için bu kadar Rojava’ya karşı duruyorlar. Rojava halkının haklarına kavuşmasını istemiyorlar. Çünkü onlar Kürt halkının bütün kazanımlarının elinden alınmasını istiyorlar’ dedik. Ben kendim Sayın Mesud Barzani’ye iki sefer bunları bizzat anlattım ama maalesef bizi dinlemediler. 

Düşmana bu kadar güvenilmez

Gittiler; Türk devletiyle derin dostluklar geliştirdiler. Şimdi Türk Özel Kuvvetleri’nin yarısı Güney Kürdistan’dadır. Bundan dolayı Türklerin sesi bu kadar çıkıyor, sanki kendilerine bağlıymış gibi konuşuyor. İnsanın düşmanına bu kadar güvenmemesi gerekir. Bu doğru bir siyasi yaklaşım değildi. Eğer Türkiye’ye bu kadar güvenmeseydiler ve 2013’te beraber başladığımız ve çalışmalarını yürüttüğümüz Ulusal Kongre çalışmalarını başarıya taşıyabilseydik bugün durum böyle olmazdı. Örneğin; referandum, bir ulusal karar olarak gündeme girseydi, Türkiye’nin durumu da hesap edilir ve ona göre gündeme girerdi. Tedbiri alınırdı ve ondan sonra gündeme konulurdu. Yani durum böyle olmazdı. Ama bu biçimde bir yaklaşım oldu. Dikkat edin; bizim sözlerimiz (ki ileride imkan olursa bu konu üzerine daha fazla konuşurum) bir bir doğru çıktı. Bizim AKP-MHP üzerine olan sözlerimiz, Erdoğan üzerine dile getirdiğimiz konular bir bir doğru çıktı. O zaman biz, ‘Kürtlerin nerede bir kazanımı olursa, bunlar saldırırlar’ dedik. Çünkü bunlar Kürtlerin bir saç teline bile tahammülleri yoktur. Hatta, ‘bütün dünya kabul etse de Türkiye devleti yine de kabul etmez’ dedik. Kürtlerin varlığını kabul etmek istemiyorlar; nasıl Kürdistan’ın bağımsızlığını kabul edecekler! Şimdi eğer Irak devleti ‘ben uğraşmıyorum’ dese de bunlar saldıracaklar. Böyle görünüyor.

Güney halkını yalnız bırakmayız

Güney Kürdistan halkımız bilmeli ki, biz PKK olarak eğer Türkiye devleti saldırırsa buna seyirci kalamayız. Biz, Kürdistan’ın savunmasını yapan Apocu Savunma Kuvvetleri olarak, Türkiye’nin saldırganlığına karşı Güney Kürdistan halkımızı yalnız bırakmayız. Halkımızı savunacağız. Yine süreç böyle giderse bu yük bizim omuzlarımızda olacaktır. Biz bunun farkındayız. Ama burada açığa çıkan gerçeklik, doğru yolun ulusal birlik olduğudur. Bizler, kendi içimizde olan sorunlarımızı, ister Güney özgülünde olsun, isterse de genel ülke kapsamında olsun, çözmeliyiz. Yine ortak bir stratejimiz olmalı. Artık Kürdistani bir strateji olmalı. Bunun için adı kongre mi, konferans mı, çalıştay mı, ne konulursa konulsun geliştirilmelidir. Halkımızın Ortadoğu’daki mevcut koşullardan istifade etmesini ve bu davanın başarıya gitmesini istiyorsak zaman ortak bir stratejimiz olmalıdır. Bunu derken, ‘yönümüzü düşmana verelim’ demiyoruz. Ne zaman ki düşmana bel bağlanmışsa o zaman Kürdistan toplumu kaybetmiştir. Tarihte onlarca kez ispat edilmiş olan bu şey, işte bu dönemde de ispatlanmıştır. Bu nedenle bütün Kürdistanlı siyasetçiler, bu açığa çıkan gerçekliği göz önünde bulundurmalı ve ulusal yaklaşımı daha fazla geliştirmelidirler. Çünkü tek yol Kürt halkı olarak omuz omuza vermek, gerçekliğimizde ısrar etmek ve düşmana karşı geri adım atmamaktır.

Halk adına konuşanlar ölçülü olmalı

Neçîrvan adeta Türkiye’ye ‘yalvarır’ gibi konuşuyor. ‘Biz hiçbir zaman çıkarlarınız karşısında tehlike oluşturmadık; şimdi de tehlike değiliz’ vb. şeyler söylüyor. Adam sopasını kaldırmış tepende bekliyor; sen niye öyle konuşuyorsun! Ayıptır. Yani birisi gelip karşında tankla duracak, sen de sonra gidip ona yalvaracaksın. Madem adım atmışsın, devam etmelisin. İnsan böyle şeylere tenezzül etmemeli, geri adım atmamalı. Karşı tarafın askeri devreye koyduğu bir ortamda tehditler savururken biz de tutum sahibi olmalıyız. Bu halkın da bir şerefi ve onuru vardır. Yani bu halk adına konuşanlar, bu konularda ölçülü olmalıdırlar. Politika adı altında bu kadar şeye tenezzül etmek bizce doğru değildir. Halkımız bugün Ortadoğu’da gerçekliğini ispat etmiştir. Artık bir aktördür. Bunların bize yaptıkları tehditler bizi daraltmamalı. Bundan sonra herkesin bugün ortaya çıkan bu gerçeği göz önünde bulundurup buna göre tutumunu yenileyeceğini; bu biçimde halkımızın kazanımlarını daha iyi savunabileceğimizi düşünüyoruz. 

Geri adım atılmamalı

Bu topraklar üzerinde Kürt halkının da özgür ve bağımsız bir biçimde yaşama hakkı vardır ama bu meşru ve doğal hakkın yerine gelebilmesi için bizler doğru yöntemlerle, doğru siyasetle hareket etmeliyiz ve bir de düşmana karşı gerçekten cesaretli bir biçimde durabilmeliyiz. Madem bir adım atılmış; o zaman bedeli ne olursa olsun bu göze alınmalı ve saldırılara karşı gerekli tutum takınılmalı. Bu çerçevede gelişmelerin olacağına inanıyoruz.

Biz hareket olarak ulusal tutum ve duruş bağlamında her daim halkımızın arkasındayız. Fakat yanlış çizgide ısrardan hiç kimsenin faydası yoktur. Önemli olan gerçekten bu halkın çıkarları için ulusal-demokratik bir siyaset yapabilmemiz ve bu temelde bu tarihi dönemde Kürt özgürlük davasını başarıya ulaştırmamızdır. BEHDİNAN


İmralı sistemini aşmalıyız

Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin Türk sömürgeciliğinin Kürdistan halkına karşı yaklaşımını ortaya koyduğunu belirten Karayılan, Kürdistan halkının da bunun farkında olup çeşitlik eylemler geliştirdiğini söyledi. Eylemlerin daha da güçlendirilmesi gerektiğini kaydeden Karayılan, şunların da altını çizdi: "Diğer yandan bugün İmralı’da Önder Apo’ya karşı yapılan şeylerin sorumlusu bizleriz. Zamanında görevlerini yapması gerekenler bu görevlerinin hakkından gelseydi, yani biz zamanında gerekli görevleri yerine getirmiş olsaydık, bugün düşman Önder Apo’ya karşı bu biçimde hukuk ve ahlak dışı bir işkence sistemini geliştirmeye imkan bulamazdı. Özellikle de bu Hareketin yönetimi ve militanları olarak bizler bundan sorumluyuz, bunun farkındayız. Gerçekten sorumlu yaklaşma ve sorumluluklarımıza sahip çıkma yönünde bir çaba vardır. Yani gerektiği gibi yanıt olamadık ama iddiamız ve kararlılığımız bugün daha güçlüdür ve bugünkü koşullar daha müsaittir. Bugün, Önder Apo’nun ve kahraman şehitlerimizin beklentilerine yanıt olma imkanlarımız vardır. Bu konuda kararlılığımız güçlüdür ve mücadelemiz devam etmektedir. Hareket ve halk olarak Önderliğimizin ve şehitlerimizin beklentilerine yanıt olursak işte o zaman İmralı sistemini aşabilir, ortadan kaldırabiliriz.


Devlet stratejik olarak yenildi

Türkiye devletinin 34 yıldır ‘bu yıl bitirdik; filan ayda bitiriyoruz, vuruyoruz, yakalıyoruz, öldürüyoruz’ dediğini fakat esas olarak stratejik açıdan gerilla karşısında yenildiğini belirten Karayılan, şunları ifade etti: "Gerillayı tasfiye edemediler. Gerilla her gittikçe büyüdü, bütün Kürdistan’a yayıldı ve bugün Ortadoğu düzeyinde bir güç ve irade olmuştur. Şimdi AKP-MHP devleti kaybedileni geri kazanma çabasındadır. Bunu nasıl yapıyorlar: Esas olarak karada gerillaya karşı savaşabilecek hiçbir güçleri yoktur. AKP-MHP devleti bugün, teknik, istihbarat ve psikolojik yöntemlerle savaşıyor. Şu an Kürdistan’da yaşanan savaşın yüzde 90’ı hava kuvvetleriyle gerçekleşiyor. Gerillayı görünce geri kaçıyorlar ve ardından uçakları çağırıyorlar. Yani şu an savaş buna dönmüş. 

Ciddi bir savaş var

21 Eylül’de Cîlo Dağı’nda gerillanın pusu eyleminde askerlerine ne olduğunu açıklasınlar. O savaşta askerleri 20’den fazla kayıp verdi. Kalanları o dağlarda dağıldı, kayboldu, perişan oldu. Yani kırıldılar. Halen bu operasyonu sonuçlandırmadılar.

Yine hemen bundan 2 gün sonra, 23 Eylül’de hem Çelê-Colemêrg yolunda güçleri pusuya düştü, darbe yedi ve 10’dan fazla kayıp verdiler; hem de aynı gün Oramar-Gever yolunda da güçleri pusuya düştü, savaş yaşandı ve ağır darbe yediler. Gerillanın tespitine göre bu iki günde 40’tan fazla kayıpları yaşandı. Hiç bundan bahsediyorlar mı? Hayır. Sanki bu savaşlar hiç yaşanmamış! Bahsetmiyorlar; çünkü psikolojik savaş yürütüyorlar. 

Ciddi bir savaş vardır ve bu savaş stratejik bir savaştır; artık bir zirvedir. Yani bu sefer de AKP-MHP devleti sonuç alamaz ve kırılırsa artık Türk sömürgeciliği, Kürdistan’da barınamaz; yıkılır. Bunun için de gerçekten savaş bugün böyle stratejik bir dönemde yürümektedir.