15 Eylül 2017’de Güney Kürdistan’da, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağımsızlık referandumu yapıldı. Referandum tartışılmaya başlandığı ilk günden itibaren kararı alan yönetim gerek Kürdistan’ı sömürgeleştiren ulus devletler, Türkiye, İran ve Irak tarafından gerekse uluslararası güçlerce referandumun yapılmaması yönünde tehdit edildi.
Bırakalım Kürdistan ve Ortadoğu’da herhangi bir Kürt kazanımını, Japonya’da dahi olsa Kürtlere yönelik düşmanca yaklaşım gösteren Türk devleti yine sahnedeydi. Bu düşmanca tavırların kronolojik bir listesini ancak ansiklopedik bir çalışma ile verebiliriz. Güney yönetimin aldığı referandum kararı da Türk devletinin Kürtlere yaklaşımını gösteren net bir siyasi gelişmeydi.
Referandumu genel olarak Kürt Özgürlük Mücadelesi “yanlış ve zamansız” olarak değerlendirirken, bazı tehlikelerin farkında olduğu için idi. Yoksa Güney halkının iradesi başgöz üzerindedir ve Kürtler için özgür bir ulus olmak her zaman haktır. Rojava’da Kürt topraklarını da aşan bir güce ve demokratik bir yönetim anlayışına kavuşan Kürtler, genel olarak dünyanın gündemine oturmuş ve daha büyük kazanımlar elde edebileceğini de gösteriyordu. Biz Kürtler açısından da işte bu referandumun zamansız yapıldığı, parça bütün ilişkisi olarak değerlendirildiğinde Kürdistan kazanımlarına zarar vereceği yönündeydi.
Nitekim öyle de oldu. Güney yönetimi yönettiği toprakların yüzde 40’ını kaybetti. Kerkük gibi bir kentin belki de yüzyıl sürecek bir Kürtsüz diyar olmasına neden oldu. Bu kırılma Türk işgalinin Efrîn’e uzamasına neden oldu. Hatta, uluslararası denge ve konjönktür Türk devletinin hayal ettiği 900 km’lik Kürt topraklarını işgal etme girişimini engellese de bu risk her zaman var. Türk devleti hala işgal etme planlarını kuruyor.
Bu tartışmalar başka bir yazının konusu olabilir. Ama dikkati şimdi ile ilişkili. Şuanda olanlar bizi referandumun başına götürüyor.
Kürdistan’da bağımsızlık referandumu gerçekleşirken, şimdilerde Kürdistan yönetimini kutlayan Türk devlet erkanının o dönemki yaklaşımları, her Kürd’ün düşünmesi gereken bir nokta.
“Kuzey Irak yerel yönetiminin bu adımdan geri adım atması şart, olmazsa olmaz. Suriye’de de birden fazla terör devleti kurulmasına izin vermeyeceğiz. Onlar için kuru bir rüya. Dedim ya, bir gece ansızın gelebiliriz.” Bu sözler Kürdistan Bağımsızlık Referandum’a karşı Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehdit sözleri.
Bununla da yetinilmemiş, Irak askeri gücü Habur’un Türkiye sınırına geçirtilip TSK ile ortak askeri tatbikat yapılmıştı. Tatbikat, Türk basınında geçen bir haberde şu şekilde veriliyordu: “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 18 Eylül’de Şırnak’ın Silopi İlçesi’nin TIR Bölgesi’nde başlattığı ve 3 kilometrelik alanda devam eden tatbikat çalışmasında gün boyu yeni mevziler açıldı. Yapılan askeri sevkıyatlarda Kuzey Irak yönüne açılan yeni mevzilere T-155 fırtına obüsleri yerleştirildi. Sabah saatlerinde gruplar halinde hücum ve teknik manevra eğitimlerine tabi tutulan birlikler daha sonra mevzilere çekildi.”
Yani her an Kürdistan’ı işgal edeceklerdi.
Tüm bu gelişmelerden en iyi belirleme olarak sonuç çıkaran Mesut Barzani idi. Sayın Barzani, referandum sonrasında “Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur” sözünü tekrarladı.
Peki sonra?
Barzani ailesinin çoluk çocuk tümünün Güney Kürdistan yönetimine göstermelik seçim ve törenlerle “sahip” olduğu Güney Kürdistan yönetiminde, Kürdistan şehitleri için ayağa kalkan, yukarıda saydığımız tehditleri savuran sömürgeci devletin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun işi ne?
Bir yandan PKK’ye yönelik askeri operasyon bahanesi ile Güney Kürdistan’ı işgal edeceksiniz, Kürt gerillalarını ve halkını katledeceksiniz, bir yandan da Güney Kürdistan yönetimini tebrik edeceksiniz.
Bu İstanbul seçimleri bahanesi ile Amed’e gelip Kürdistan’dan bahseden Binali Yıldırım samimiyetsizliği gibi bir samimiyetsizlik ama çok daha sinsi. Kürdü birbirine kırdırma politikası. Bu politikayı 7 yaşındaki Kürt çocuğu da çözebilmişken, Güney yönetiminin Türk devleti işgaline karşı ses çıkarmaması, bir Kürt partisinin Kürdistan tarihindeki suç hanesine yazılıyor.
Güney’in yeni yöneticilerine, Mesrur ve Neçirvan’a; “Kürtlerin dağlardan başka dostu yok” diyordu dedeniz Mele Mustafa Barzani. Babanız da 1 yıl önce söyledi bu sözü. Sizler de söylemek zorunda kalmazsınız umarım. Güney’de tarih bu kadar kısa sürelerde tekerrür etmemeliydi.