ABDULLAH ÖCALAN
Karl Marks’ın Kapital’i, Hegel felsefesini baş aşağı olmaktan ayakları üstüne dikmeye dair örnek bir yapıt olarak geliştirmek istediğini bilmekteyiz. Bunun için dönemin düşüncesinden iki yönlü bir yararlanma içinde olmuştur. Bir yandan Darwin’in evrim kuramından düz çizgisel ilerlemeci bir toplumsal kuram geliştirmek istemiştir. Hegel’den ise 'tanınma' kavramı altında tarihteki 'güçlü ve kurnaz adam'ın homojen ve en yetkin devlet kuramına yol açan diyalektiğini almıştır. Efendi-köle ikileminde efendiye oynatılan rolü, köleye (işçiye) oynattırarak felsefesini sözde ayakları üstüne diktiğini sanmış, böylelikle 'diyalektik materyalizm' adı altında bir sol Hegelcilikle hakikat yoluna girdiğine 'toplumsal bilimi' kurduğuna, en azından bunun için ciddi bir başlangıç yaptığına samimice inanmıştır. Fransız sosyalizminden ve İngiliz ekonomi politiğinden yararlanma ise ikinci planda rol oynamıştır. Fransız sosyalizminin azami bir laik cumhuriyetçilik, İngiliz ekonomi politiğinin ise kapitalist liberal bireycilik anlamına geldiği daha sonraları diyalektik gelişmenin netleştirdiği olgulardır.
Tanrı, Napolyon ve ulus-devlet
Hegel felsefesi önemlidir ve halen güncelliğini korumaktadır. Kapitalist birikim ve güç biçiminin felsefesi olarak gerçekten doruk aşamasındadır. Bu sistemin son sözüdür. Daha sonra sağ ve sol felsefe adına yapılanlar ayrıntılı çalışma program ve propagandalarından öteye gitmez. Buna her türlü Marksizm, liberalizm ve konservatizmin ideolojileri dâhildir. Filozof F. Nietzsche ayrı bir ekoldür. Şahsi kanaatim kapitalist sistem karabasanına karşı gerçek bir başkaldırı 'çığlığı'dır. Bir özgürlük sistemi olarak sonuca vardırılmış olmaktan uzaktır. İkinci Dünya Savaşı sonrasından Fransız felsefe ekolu bu görevi denemiş ama başarısı sınırlı kalmıştır.
Hegel, Napolyon şahsında iktidarın aldığı ulus-devlet biçimini siyasi tarihin sonu olarak anlamlandırmaya çalışmıştır. Tanrının ulus-devlet olarak Napolyon kimliğinde yeryüzüne indiği böylelikle hem insanlaştığı veya insandan ibaret olduğu, hem de öldüğünü (insanlaşarak) kapalı ifadelerle anlatmak istemiştir.
Kapitalist hegemonya 1800'de kesinleşti
Hegel’in yaptığı, eylediği başlıca çalışması, kendi dönemine kadar maddi ve manevi kültür ifadelerini, söylemlerini (din, sanat, bilim ve felsefe) toparlayıp sentezlemek olmuştur. 1800 tarihi bu çalışmanın ulus-devlet felsefesinin köşe taşını oluşturduğu külliyatın tamamlanışını ifade eder. Bu tarih aynı zamanda kapitalist batı hegemonyasının kesinleştiği tarihtir. Sanayi Devrimi denilen fenomen de bu tarihin damgasını taşır. Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçmiştir. Avrupa uygarlık hegemonyası küreselleşmenin üçüncü büyük dalgası olan finans çağını da ağır bir küresel krizle geride bırakmaya hazırlanmaktadır. Ticaret kapitalizmi ile sömürgecilik (15-18. yüzyıllar), sanayi kapitalizmi ile emperyalizm (19. yüzyıl), finans kapitalizmi ile küreselcilik (20. yüzyıl) denilen ve kendi içinde aşamalandırılan kapitalist hegemonyacılık artık Hegel’in maddi ve manevi kültürel ifade alanlarında (din, sanat, felsefe ve bilim) aşılmayı gerektirmektedir. Son (2000’li yıllar) finans kaynaklı krizler kapitalizmin yapısal olarak iflasıdır.
Karşıt cephenin yanlışı nerede?
Son iki yüzyıllık tarihin arkasında 5000 yıllık merkezi uygarlığın maddi ve manevi kültürüne yönelik eleştiri ve eylemini asla küçümsemiyorum. Buna her tür sosyalizm, anarşizm ve kültürel direnişler de dâhildir. Son dönem ekolojik ve feminizm ayrıca kayda değer açılımlardır. Ama yine de tarihin hiçbir döneminde görülmeyen; tüm bitki, hayvan, insan ve hatta atmosferi bile tehlike altına alan ve kâğıt parçalarından sağlanan talan rejimi, yaşam üzerinde bir karabasan gibi kendinden emin olarak halen hüküm icra ediyorsa, bu durum, karşıt cephede ciddi eksiklikler, yanlışlar olduğunu da kanıtlamaktadır. İnsanlık tarihinde hiçbir dönem zulme ve sömürüye bu denli yatkın hale getirilmemiştir.