ÖZGÜR PAKSOY / MA/AMED
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın kardeşiyle görüştürülmesini değerlendiren DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, “Görüşme zaten Sayın Öcalan’ın yasal hakkıdır. Arkadaşlarımız bunun için değil tecridin kırılması için açlık grevi eylemleri başlattı. Amaç Kürt halkının iradesinin özgürleştirilmesidir” dedi.
Öcalan’ın 1999 yılında Türkiye’ye getirilmesiyle tecridin başladığını kaydeden Öztürk, 5 Nisan 2015’te ise tecridin ağırlaştırıldığını söyledi.
Çözüm için barış için
Öcalan’ın avukatları, vasileri ve ailesiyle görüşmesinin anayasal bir hak olduğunu anımsatan Öztürk şunları aktardı: ”MGK toplantısında alınan ‘Çöktürme Planı’ ilk olarak İmralı Adası’nda devreye konuldu. Kürt halkını bitirmeyi hedeflediler. Her taraftan Kürt halkına saldırmaya başladılar. Bugün bu boşa çıkarıldı. Eşbaşkanımız Leyla Güven ve açlık grevindeki bütün tutsaklar bugün buna öncülük ediyorlar. Kürtler bitmedi, Kürtler iradesine sahip çıkıyor. Leyla Güven ve diğer arkadaşlarımız çözüm yolu, barış yolunun açılması için bu eyleme başladı.”
Yeni süreç havası yaratılıyor
Öcalan’ın kardeşiyle görüştürülmesinin anayasal bir hak olduğunu anlatan Öztürk, “Amaçları, bir görüşme sağlandı, ondan sonra 2 yıl 3 yıl boyunca görüşme gerçekleştirmemesidir. Gitti, görüş, bitti. Hayır olmaz, burada kurnazlık yapılıyor. Yerel seçimler geliyor. Kürt halkında bir umut yaratarak, yeni bir sürecin başladığı havası yaratmak istiyorlar. Ancak böyle bir durum söz konusu değil” şeklinde konuştu.
Seçim odaklı politika
Açlık grevlerinin Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması istemiyle başlatıldığına dikkati çeken Öztürk, “Amaç Kürt halkının iradesinin özgürleştirilmesidir. Devlet burada ne yaptı; bir görüşme gerçekleşsin, bunu iki, üç yıl daha sürdürürüm politikası yürütmek istiyor. Bu seçim odaklı bir politikadır.”
Görüşme sonrası Güven’in “Tecrit kalkmadı, eylemimiz sürecek” yönündeki açıklamasına işaret eden Öztürk, “Leyla Güven ve diğer arkadaşlarımız tecridin kırılmasında kararlı. Leyla Güven’in açıklaması da kararlılığı bir kez daha gösterdi” dedi.
Açlık grevinin 71’inci gününde olduğunun altını çizen Öztürk, Güven’in durumunun kritik aşamada olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir kez daha Kürt halkına, Türkiye halklarına, CPT’ye ve Avrupa Konseyi’ne çağrıda bulunuyoruz; bu kabul edilemez, bir arkadaşımızın şehadeti yaşanırsa, sorumlular onlardır.”
Güçlü ses çıkarsaydık…
Sessizliği eleştiren Öztürk, şunları dile getirdi: “2015 yılından bu yana bir karar alınmış ve bu karar ile Kürt halkına saldırılar oluyor. Cizre, Nusaybin ve Sur’da yaşanan büyük katliamlara karşı sessiz kalındı. Kimse ‘görmedim, duymadım’ diyemez. Bu sessizlik bizi bu günlere getirdi. Güçlü bir ses çıkarsaydık, bugün arkadaşlarımız bu eylemleri gerçekleştirmeyecekti. Tecritten söz edilmezdi. Bu saatten sonra sessiz kalınmamalı.”
Öztürk, HDP tarafından tecrit ve açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla 19 Ocak’ta Amed’de, 3 Şubat’ta ise İstanbul’da düzenlenecek mitinglere ilişkin, “Tecrit kaldırılmadığı sürece, Sayın Öcalan barış fikirlerini dile getirmedikçe Türkiye halkları bunun bedelini ödeyecek. Tayip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ödemiyor. İmralı’da başlayan saldırılar Kürt halkı üzerinde ve Türkiye halklarını da bir ateşin içine atmış durumda. Bu ateşten çıkmak için tecrit kaldırılmalı. Miting de tecridin kaldırılması talebiyle düzenleniyor. Halkımızda miting alanında tecride karşı sesini yükseltmelidir” çağrısı yaptı.