HDK ve bileşenlerinin çağrısıyla bir araya gelen çok sayıda kurum temsilcisi, “Leyla Güven Haklıdır, Tecrit Kalkmalıdır İnisiyatifi” kurdu. "Talepleri talebimizdir" diyen İnisiyatif, Leyla Güven'i de ziyaret edecek.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve bileşenlerinin çağrısıyla bir araya gelen “Leyla Güven Haklıdır Tecrit Kalkmalıdır İnsiyatifi” Taksim'de basın toplantısı düzenledi. HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, günler uzadıkça eylemcilerin sağlık sorunlarının geri dönülmez boyutlara ulaştığını söyledi. Koçyiğit, eylemcilerin taleplerini tekrarladıklarını dile getirerek, "5 Nisan 2015'ten bu yana Sayın Öcalan ile hiçbir şekilde iletişime izin verilmiyor. 5 Nisan Türkiye'de siyasi açıdan da bir dönüm noktası. AKP'nin barış politikalarından şiddete yöneldiği tarihtir. O günden bugüne ülkenin içinde bulunduğu koşullara bakarsak her gün savaş ve şiddetin arttırıldığı, ortak vatanda bir arada yaşamaya dönük saldırıların yaşandığını biliyoruz. 5 Nisan 2015'ten bu yana uygulanan tecridin sadece Sayın Öcalan'a uygulandığını söylemek yanlış olur. Bu tecrit bugün toplumun her alanına uygulanıyor" dedi.
Devlet hukuk dışına çıktı
“Tecridi ülkenin bütün politik, ekonomik sorunlarıyla nasıl bağdaştırırsınız?” diye sorulduğuna işaret eden Koçyiğit, "Bütün sorunların temelinde Kürt sorunu olduğunu biliyoruz. Kürt sorununun bu ülkenin temel sorunu olduğunu hepimiz biliyoruz" dedi. Açlık grevindekilerin sadece Öcalan üzerindeki mutlak tecrit kaldırılmasını, ailesi ve avukatları ile görüşmesinin önünün açılmasını talep ettiklerini ifade eden Koçyiğit, şunları söyledi: “Bu taleplerin karşılanması için bir adım atılmasına gerek yok. Var olan yasaların kullanılması bu açlık grevlerinin bitmesine vesile olacaktır. Hukuk dışına çıkan devleti, hukuk sınırlarına davet eden bir çağrı olduğunu belirtiyoruz. Bu talebi sahiplenmek bu ülkeyi düze çıkarmaya sahip çıkmaktır. Her birimiz bugün değerlerimiz nezdinde bir kez daha sınanıyoruz. Ya insanlıktan yana olacağız ya da bu koyu karanlık bizi yutacaktır."
Ortak açıklama yapıldı
Koçyiğit’in ardından ortak açıklamayı okuyan Cansu Kalender, öncelikle şu soruları sordu: "Tanzim satış kuyruklarında etrafımıza dizilen bariyerler bizi nelerden ayırır? İş-kur önlerinde bekleşen binlerce işsizi diğerlerinden ayıran nedir? Çocuğuna bir parça ekmek için çırpınan anneleri, atanamayan öğretmenleri, yaşa takıldığı için emekli olamayanları, fabrikanın dört duvarı ile evin dört duvarı arasında gidip gelenleri birbirinden ayıran nedir? Grev çadırında işini ve ekmeğini isteyenleri, mesela bir yıla yakın bir zamandır Flormar önüne kurduğu çadırda direnen işçileri duvarın öte yanındaki arkadaşlarından ayıran ya da kadınların her tarafı saran erkek egemen kültürün yarattığı şiddet, taciz ve tecavüz tehdidiyle yaşam alanlarını daraltan şey nedir? Birbirileriyle hiçbir sorunu olmayan halkları ve emekçileri, milliyetçiliği ve mezhepçiliği kışkırtarak birbirinden ayıran, birbirine düşman eden, yerel ve bölgesel savaşların girdabına çeken şey ne? Köşe başlarında bekleyen panzerler, dilini konuştuğu için dışlanan Kürt, inancını yaşadığı için yok sayılan Alevi, fikrini savunduğu için kovuşturmaya uğrayan ya da cezalandırılan muhalifler hangi gerçeği anlatır bize? Görünür-görünmez duvarlarla çevrili bir açık hapishanenin tutsakları değil miyiz hepimiz? Yani hepimiz aynı gerçeğin parçası olsak da muktedirlerin etrafımıza ördüğü duvarlarla parçalanarak güçsüz ve çaresiz bırakılmak istenmiyor muyuz? Ve bu aslında tecrit değil de nedir?”
Biz olmak içindir
Leyla Güven başta olmak üzere yüzlerce insanın bu sorulara yaşamları pahasına yanıt verdiklerini aktaran Kalender, şöyle devam etti: “Açlık grevine girenler ‘Bu tecrit hepimize’ diyor ve bedenlerini açlığa yatırarak canları pahasına insanlık onurunu ayağa kaldırmak ve etrafımıza örülen görünür görünmez tüm duvarları yıkmak için direniyorlar. Aramızdaki sınırları kaldırmak ve biz olmak için yapıyorlar bunu. Halklarımızı birbirinden koparan bu insanlık dışı yaşama karşı yeni yaşamı savunmak, barışın, kardeşliğin adaletin, eşitliğin hüküm sürdüğü bir yaşamı savunmak için tarihsel bir sorumluluk üstleniyorlar. Onlar İmralı'dan başlayarak özgürlüğümüz ve geleceğimiz önünde dikilen tüm duvarları kaldırmak ve tecride son vermek mücadele için ediyorlar. Bunun için 'Talepleri talebimizdir', bunun için 'Mücadeleleri mücadelemizdir', bunun için 'İradeleri geleceğimizdir' diyoruz. Seslerine ses veriyor ve artık yeter diyen herkesi 'biz' olmak için çağrımıza yanıt vermeye çağırıyoruz."
ESP: Hepimizin omuzunda
Ortak açıklamanın ardından söz alan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanvekili Şahin Tümüklü, faşizmin kendisini yeniden kurumsallaştırmaya çalıştığı bir süreçten geçildiğini belirterek, şunları kaydetti: "Bizler açısından her mücadele kendini yeniden var etme olarak sürece yansıyor. Sayın Leyla Güven'in eylemi sadece İmralı'da Sayın Öcalan'ın ailesi ile görüşmesi değil, başka bir politik mesaj veriyor. Savaş politikalarının son bulması, Kürt sorununun çözümünü istemektir. Bu anlamıyla Leyla Güven'in eylemi her birimizin omzunda. Daha geniş kesimlere aktarmayı bir görev olarak görmeliyiz."
DEVRİMCİ PARTİ: Direnişi büyütmeliyiz
Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Murat Bircan da Leyla Güven'in, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı eylemin aslında bu ülkenin tecrit altında kurtarılması için bir çağrı olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: "Bugün işçiler, kadınlar tecrit altındadır. Bugün tecrit altında olan sadece Kürt Halk Önderi değildir. Tüm ülke halkları tecrit altındadır. Zindandaki yoldaşlarımız bize direnişin yolunu göstermektedir. Temel gayemiz bu direnişe sahip çıkmak ve büyütmektir. Bu direnişe sahip çıkarak, bunun pratiğini ören bir yerde durmalıyız. Bu direnişe sahip çıkmak zorundayız. Bu direnişe sahip çıkmak faşizme karşı direnmektir."
DGDD: Demokrasi içindir
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Dernekleri Federasyonu adına konuşan Abdulhakim Daş da "Leyla Güven ve onun yoldaşlarının eylemi bu ülkede demokrasinin gelişmesi içindir" dedi. Daş, birlikte mücadele vurgusu yaparak, "Bu tecridi uygulamaya kimsenin hakkı yok. Uluslararası anlaşmaları tanımadıklarını uygulamalarıyla gösteriyorlar" diye ekledi.
KALDIRAÇ: Savaşın sonucudur
Kaldıraç Temsilcisi Hakan Dilmaç ise şunları vurguladı: "Tecrit bölgede yürütülen paylaşım savaşlarının sonucudur. Ortadoğu'da paylaşım savaşı yapanlar bu tecridi uyguluyor."
ÖHP: Bu ateş hepimizi yakar
Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) üyesi Avukat Sinan Zincir de hem bilgi verdi hem de tutumlarını açıkladı. Avukat zincir, şunları dile getirdi:"Eylemcilerin talepleri çok net. Devlete, kendi hukukunu uygula diyorlar. Abdullah Öcalan İmralı Ada Hapishanesi'nde bir hükümlüdür. Hükümlüler için avukatlar hafta içi, mesai saatleri içerisinde dilediği saatlerde görüşme yapabilir. Ancak biz bu görüşmeleri yapamıyoruz. Ağırlaştırılmış müebbet tutukluların aileleri ile ayda iki defa görüşme hakkı vardır. Bu bir lütuf değildir. İmralı Ada sisteminin sahipleri rahat olmasınlar, işkencenin zaman aşımı yoktur. 27 Temmuz 2011'den itibaren avukat görüşleri için başvuru yapıyoruz ama kabul edilmiyor. Ailelerle 4 yıldır görüşme gerçekleştirilmiyor. İmralı'da gri bir alan yaratılmıştır. Bu hukuk dışı gri alan tüm Türkiye'ye uygulanmaktadır. Taleplerimiz açık ve nettir. Türkiye devleti Türkiye'de tüm cezaevlerinde uyguladığı yasaları İmralı'da da uygulamaya davet ediyoruz. İnsanlar ülkenin yasalarını uygulaması için son çare olarak bedenlerini açlığa yatırmış bulunuyor. İmralı'da hukuksuzluk yapılıyor. Barolara, insan hakları kurumlarına çağrıda bulunuyorum. Bugün İmralı'da hukuksuzluğa karşı çıkmazsanız yarın Ankara'da ve İstanbul'da bu uygulama ile karşılaşırsınız. Bu ateş hepimizi yakar."
SYKP: Tecride ortak olmayın
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Temsilcisi İlhan Yıldırım, iktidarın 20 yıldır milliyetçiliği, şovenizmi oya çevirmeye istediğinde ilk yöneldiği yerin İmralı olduğunu hatırlatarak, "Biz sosyalistlere düşen ise tecrit için direnenleri tecrit etmemektir. Tecrit için direnenleri tecrit eden düşünceler var. 'Bu eylem nerden çıktı' diyenler var. Bu yanlıştır. Tecride ortak olmayalım" diye konuştu.
YEŞİLLER VE SOL: Mücadele lazım
Yeşiller Sol Gelecek Partisi adına Sinan Tutal, İmralı tecridinin Dolmabahçe Mutabakatı'nın yok sayılmasıyla başlandığını belirterek, "Asıl olan yaşamdır. Kürt sorununun demokratik çözümü için her türlü mücadeleyi yürütmemiz lazım" dedi.
78'ler Girişimi adına Seher Sentürk ise "Henüz direnişin taleplerinin karşılanmaması adına atılan bir adım yok. Eylem ciddi bir aşamaya geldi" şeklinde konuştu.
İnisiyatif, önümüzdeki günlerde Amed’e giderek, Leyla Güven'i ziyaret edecek.
İSTANBUL
- İnisiyatif içerisinde yer alan kurumların isimleri şu şekilde:
Alınteri, Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi, ESP, SYKP, Yeşiller ve Sol Gelecek, SODAP, Politika Gazetesi, KÖZ, Kaldıraç, Devrimci Parti, DBP, EMEP, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Yeni Dünya İçin Çağrı, 78’liler Girişimi, TÖP, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu, İşçi Sözü, Teori ve Politika, Demokratik Alevi Dernekleri ve Çağdaş Hukukçular Derneği.