İsviçre Gündemi


İsviçre 2016 güvenlik raporu, İsviçre'nin iç ve dış güvenlik sorunlarına bakışını, politikasını ve tutumunu anlamak açısından önemli ip uçları veriyor. 

Rusya’nın Sovyet politikalarına dönüşü ve ABD ve Batı’nın ambargolarına rağmen giderek yayılmacı politikalar izlediği belirtilerek, geçmiş yıllara oranla uluslararası çatışma ihtimalinin giderek güçlenmesine neden olduğu vurgusu dikkat çekiyor. 

Çin’in giderek daha fazla dünyayı etkileyen bir güç durumuna gelmesi, Suriye'nin Rusya için stratejik bir alana dönüşmesi ve batı karşıtlığında Esad’la buluşması, genel global sorunlardan kaynaklı Rusya-Batı-Çin çatışması- Arap baharının sonuçlarının terör olarak batıya ve İsviçre’ye yansımasının jeopolitik anlamda yeni bir dönem açtığının vurgulandığı raporda, Paris, Almanya vb. ülkelerdeki DAİŞ saldırılarının teröre karşı ortak strateji, işbirliği ve farklı yöntemlerin devreye konmasında etkin rol oynadığının da altı çizilerek, yine de İsviçre'nin herhangi bir saldırı tehdidi altında bulunmadığı belirtiliyor. 

Buradan şu anlamı çıkarmak mümkün. Avrupa'nın ortasında bulunan ve bir anlamda kendisini cevreleyen ülkelerle kendini güvende hisseden İsviçre, uluslararası sorunlara "tarafsız" yaklaşımı ve yer yer "uzlaştırıcı" politikalarıyla bir saldırıya uğramayacağını düşünüyor. 

Raporun ‘Şiddet aşırılık ve terörizm’ bölümünde, ülkedeki radikal eğilimlerin oluşturduğu tehditler sıralanıyor. DAİŞ'in Avrupa ülkelerinde olduğu gibi İsviçre için de tehdit oluşturduğu vurgulanıyor. Raporda, İsviçre’de DAİŞ'e bağlı bireylerin her an bir saldırı yapma ihtimali bulunduğu belirtilerek, Avrupa ülkeleriyle birlikte çalışmanın ve önlemler almanın gerekliliğine dikkat çekiliyor.

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) başlıklı bölümde, PKK'nin bütün Avrupa’da örgütlü ve hızla mobilize olabilen bir güç olduğuna dikkat çekilerek, bireysel bir takım olaylar dışında Kürtlerin İsviçre'de şiddete başvurmadığı, eylem ve gösteriler yaptıkları belirtiliyor. Kürtlerin eylemlerinin yaşadıkları topraklardaki siyasi gelişmelere paralel geliştiğinin de hatırlatıldığı raporda, bu gelişmelerin şiddet eğilimlerini arttırabileceği de hatırlatılıyor. Bu bölümde İsviçreli sol örgütlerin Rojava devriminin yarattığı etkilerle birlikte Kürt ve Türkiyeli sol gruplarla ortak hareket ettiği ve birlikte eylemler düzenlediğinin de altı çiziliyor.

Rapor Kürtleri şiddet potansiyeline yakın olarak gösterse de buna dair ciddi kanıtlardan yoksun. Denilebilir ki 2016 yılında Kürdistanlılar ve kurumları barışçıl, yasal eylemlerle yoğun bir yıl yaşanmasına rağmen, şiddet eğilimlerine izin vermediler. 

Bu konuda gösterdiklerin titizliğin, Kürtler hakkında söylene gelen kalıpları değiştirmemiş olması, kamuoyundaki pozitif imajlarını sarmaya yetmeyecektir. İsviçre kamuoyu ve siyasi çevrelerin Kürtlerin yasal, resmi ve meşru mücadelelerine hem destek verdikleri hem de birlikte hareket ettikleri bilinmektedir. 

Yine de münferit olaylar dışında Kürtlerin yasal eylem ve gösterilerle yetindikleri ve bu eylemlerin yaşadıkları coğrafyadaki gelişmelere endekslenmesi pozitif bir yorumdur.

2016'daki Kürt duruşu, 2017'ye de önemli kazanımlar devretti. Bunun kalıcılaştırılması ve siyasi kazanımlara dönüştürülmesi, gelecek yıl yayınlanacak raporda da önemli değişikliklere neden olacaktır.