Cinayetle gelen yeni politika
Mayıs 2012’den bu yana François Hollande ve PS hükümeti tarafından yönetilen Fransa’da özellikle ekonomik durgunluk ve işsizlik gibi sorunların çözülememesinin yerel seçimlerde tepki oylarını getirmesi sürpriz olmayacak. Yaklaşan tehlikenin farkına varan Sosyalist Parti’nin imdadına güneydeki sahil kenti Marsilya’da yaşanan bir cinayet yetişti. Pazartesi günü suç örgütleri arasındaki hesaplaşma sonucu 25 yaşındaki bir gencin öldürülmesi üzerine başbakan Jean-Marc Ayrault ve beraberindeki 5 bakan önceki gün kente gitti. Zira bu cinayet Marsilya’da bu yıl içinde suç örgütleri arasındaki 13’üncü iç hesaplaşma cinayeti olarak kayıtlara geçti.
HemAyrault, hem de güvenlikçi politikaları ile bilinen İçişleri Bakanı Manuel Valls Marsilya’ya polis ve jandarma birlikleri gönderileceğini açıklayarak, kentteki suç vakalarına karşı ‘kökünden’ mücadele vaat ettiler. Valls, ülkenin ikinci büyük metropolü Marsilya’nın kendilerinden önceki iki sağcı hükümet döneminde devlet tarafından terkedildiğini ve bunun da suç oranlarının artmasına yol açtığını da iddia etti.
Sosyalist Parti’nin hükümet olarak zorlandığı bir dönemde güvenlik odaklı siyasete yönelmesi bir kısım seçmen üzerinde olumlu etkide bulunabilir. Zira ülkede neredeyse son onyıllarda seçimlerde en çok oy getiren konulardan biri de göçmenler, suçlarla mücadele ve güvenlik konuları.
Ancak güvenlik eksenli tartışmaların seçimlerin özellikle ilk turunda anamuhalefet UMP ve iktidardaki PS’den çok, yabancı düşmanlığıyla bilinen ırkçı Ulusal Cephe (FN) adlı partiye yarayacağı açık. Sosyalist Parti’nin ani bir şekilde ana muhalefetin elindeki Marsilya’daki cinayet üzerinden seçim tartışmalarını başlatmış olması, her ne kadar belirgin olmasa da ilginç bir seçim stratejisinin de ürünü olabilir. Yani, seçimlerde sağ ve aşırı sağın oy paylaşmasından istifade ederek aradan sıyrılmak.
BEDRAN DENİZ/ANF/ STRASBOURG