Türkiye 6-8 Ekim serhildanları sonrası adeta akıl tutulmasına uğradı. Erdoğan açıktan "Kobanê düştü, düşüyor" diyerek ardından sıranın Efrîn'e geleceğini haykırdı. Bunu bir üzüntüyle veya hayıflanarak söylemedi. Kürtlere fazla sevinmemelerini, bu sonuçları ortaya çıkarmak için çabaladıklarını ve başarmak üzere olduklarını ima ederek söyledi. Tüm demokrasi güçleri ve Kürdistanlılar da bunu böyle, doğru algıladılar. Şengal'deki vahşet ve Erdoğan'ın IŞİD'le ortaklığı, iş tutması halkta bir kopma ve başkaldırı sonucunu yarattı.
AKP hükümeti ve Türkiye'yi yönetenler halkın bu karşı duruşundan, isyan eden halinden doğru dersler çıkarıp IŞİD'le ilişkilerini kesme ve yüzünü Kürtlere dönme yerine tersini yaptı. Sanki Türkiye'de eksik olan, ihtiyaç duyulan şey daha sert yasaların gerekliliğmiş gibi davrandı. Halbuki, yasalar fazlasıyla vardı. Kürtler için fazlasıyla sertti ve keyiflerince uyguluyorlardı. Binlerce Kürt KCK adı altında tutuklanmış ve yıllarca cezaevlerinde tutulmuştu. İstedikleri zaman da içeri atıp ezebiliyorlardı. Evleri basma, gösterileri dağıtma, bol bol gazlama serbestti. Kimse ne yapıyorsun bile demiyordu. Gösterilerde çok sayıda insan, çocuklar dahi öldürülmüş, hiç kimse ceza da almamıştı.
Sorun sert yasalar olsaydı herhalde Mısır halkı Mübarek'e karşı ayaklanmazdı. Ya da Esad rejimine karşı sokaklara çıkıp direnmezdi. Bu devletler oldukça sıkı, hatta istihbaratlar eliyle yönetilen devletlerdi. Hukuk falan pek de işlemiyordu. Kaldı ki, Kürtlerin 15 Ağustos 1984'te silahlı mücadeleyi başlatmalarının nedeni yumuşak yasalar değil, sert ve baskıcı yasalardı. Türkiye'nin anayasası dahi hala Kenan Evren'in yaptığı ırkçı ve baskıcı anayasadır. İsyan ve itiraz bu yasaklara ve baskılaradır. Bir yerde haksızlık ve adaletsizlik varsa insanlar buna karşı çıkar. Yasalara bakmaz. Yasalar halkın taleplerine ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmek zorunda. Demokrasinin gereği budur.
Türkiye'yi yönetenler ise halkın taleplerini ve ihtiyaçlarını dikkate alma ve yasaları bu temelde düzenleme yerine kendi taleplerini ve iradelerini yasalaştırıp halka dayatmaktadırlar. Halka da buna itiraz etme, edersen seni ezerim, daha sert yasalar çıkarırım, diye tehditler savurmakta ve saldırılara geçmektedirler. Halk da buna uymaz ve haklarında ısrar ederse ne olur? Yasaların sert olup olmaması bir şey ifade etmez. Çünkü yasaların bir hükmü kalmaz! Halkın gücü ve adalet, özgürlük talebi tüm yasaların üstündedir. Türkiye'yi yönetenler acaba bunu anladılar mı?
Erdoğan iki polisin öldürülmesini gerekçe gösterip 60-70 uçağı birden kadırıp PKK'yi, Kürtleri bombalamaya gönderdi. Ellerinden gelse yüzlerce, binlerce insanı öldüreceklerdi. Kasıt ve hedefleri oydu. Ancak herkes biliyordu ki, bu savaşı başlatma iki polisin öldürülmesi için yapılmamıştı. Suruç Katliamı ile maskeleri iyice düşmüştü. IŞİD'le yaptığı ortaklığı açıktan sürdürme şansı kalmamıştı. Güya IŞİD'e karşı koalisyonda yer alacaktı ama IŞİD'le savaşan PKK'ye saldırarak IŞİD'e nefes aldırmaya çalışıyordu.
Erdoğan ve hükümeti aylarca önce bu savaşın hazırlıklarını yapmıştı. Mecliste kavga dövüş eşliğinde zorla güvenlik yasalarını çıkarmaları bunun içindi. 500'den fazla insanın ev ve adreslerini herhalde bir günde saptayıp o kadar polisi harekete geçirmediler. Bunlar hazırlıkların uzun zamandan beri yapıldığını ve savaş kapsamında harekete geçildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Bu hava saldırıları ve ev baskınları, tutuklamalar PKK'yi ve Kürtleri korkutup taleplerinden vazgeçirdi mi? Kırk yıllık direniş ve savaş deneyimi olan bir halkı ve hareketi teslim almak veya bu yöntemlerle yola getirmek mümkün müdür? Daha zor ve ağır koşullarda direnmiş ve haklarından vazgeçmemiş bir halkı, bir hareketi direnişten caydırabileceklerini mi varsayıyorlar? Sonuçlar daha şimdiden ortada. Uçakların, tankların üzerine gönderildiği bir halka yasalara uy demenin bir anlami kalır mı? Dense bile kimse o yasaları takar mı? Yasalar şimdi yürürlükte. Güvenlik ortamı o yasaların çıkmadığı dönemden daha mı iyi durumda? Olmadığı kesin. Demek ki, sorun yasaların azlığı veya daha sert olması değilmiş. Sorun halkların varlığına, iradesine va haklarına saygı gösterip göstermemedir.
Kürtlere ait olan her şey yasak kapsamındaydı. Yasalar kati surette hak tanımıyordu ve katıksız uygulanıyordu. Bu, Kürtleri susturup ve haklarını aramaktan vazgeçirebildi mi? Kürtler şimdi niye haklarından vazgeçsin? Anlaşılan Erdoğan ve hükümeti egemenlikçi zihniyeti terk etmiyor. Devleti ve gücü ellerinde bulunduruyorlar ve Kürtlere karşı kullanmayı kendileri için bir hak olarak görüyorlar. Siyasi hesapları yanında bir güç zehirlenmesi yaşadıkları da açık. Şimdi cenazeler ve gençlerin tabutları üzerinden iktidarda kalacaklarını sanıyorlar. Ancak yanılıyorlar. Başaşağı gidişlerini hızlandırma dışında varacakları bir yer yok. Yasalar ve silahlar onları kurtaramaz. En büyük güç halkların özgürlük ve demokrasi talepleri ve bu uğurdaki arayışlarıdır.