Evvelsi gün televizyonda Türk Hava Kurumu Başkanı Osman Yıldırım, iki yıl önce başlayan bir projeyi anlatıyordu. Projenin adı "Taş atma, uçak at". Yıldırım anlatıyor, "Doğu ve Güneydoğuda gençlere ücretsiz havacılık kursu verilecek. İş imkanı, üniversitede eğitim olanakları sağlanacak. Açılım çok güzel gidiyor. İçerde kan akmıyor. Bu devam etmeli… Valilikler bu projeyi destekliyor… Bu projenin asıl amacı Doğu ve Güneydoğu Bölgesi halkının ülkelerine, devletimize, milletimize bağlılığını artırmak… Kendimize inanıyoruz. Bu, hükümetin bize verdiği bir güven. Allah razı olsun… Güzel ülkemizin güzel insanına daha fazla eğitim vererek ülkesine olan sadakatini geliştireceğiz…"

Bu söylemden ülkemizin güzel insanlarının doğu ve Güneydoğuda yaşadıklarını ve genel olarak Kürt olduklarını anlıyoruz. Bir de devlete millete sadakat eksikleri olduğunu elbette. Güzel olmak gam değil elbet, ancak devletin bu derece nazarında yaşamak hiç de kolay değil.
Köyleri yakılırken, evleri bombalanırken, faili meçhul cinayetlerle katledilirken, gözaltında kaybedilirken, tecavüze uğrarken, dışkı yedirilirken de güzeller miydi bilmiyorum ama kalekollar mı dersiniz, sadakat şartına bağlanan iş güvencesi mi dersiniz, hep bu güzel insanlar için bugün.
Ancak, kalekollara karşı mücadele eden, özgürlük ve kimlik taleplerinden vazgeçmeyen Kürtler için bu güzelleme yok, onlar terörist. PKK kaçırdı diye ortaya düşülünce çocuk olanlar devlet öldürünce terörist oluyor halen. Devlete karşı gelmenin bedelini ödüyorlar. Ceylan, Uğur ya da İsmail, ya da Berkin…
Devletin ve devlet olmaya soyunan AKP’nin statükosunu korumak için paranoyak bir saldırganlık içinde olmasında değişen bir durum yok. Ancak devir değişiyor, hiçbir şey olduğu yerde kalmıyor.
Dünün Kemalist statükosu bugün yerini siyasi İslamın statükosuna kaptırma raddesine geldi. Devlet neredeyse AKP oldu. Ordusundan, polisine, yargısından yasamasına yürütmenin, yani AKP iktidarının vesayetine alınmaya çalışılıyor.
Bu nedenle daha önce devletin yaşadığı bölünme, parçalanma, yok olma paranoyası bugün AKP'ye sirayet etti. Bu yüzden siyasi iktidar hiçbir eleştiriye tahammül gösteremiyor. Bildiği tek hakimiyet modeli baskı ve yasaklarla kurumlaşma çabasını sürdürüyor.
Tüm bu olanlar devlet güçleri içinde, uluslararası emperyalist sistem içinde karşılık buluyordur elbette. Ancak bu olanlardan halka ne düşecek sorusu bizi ilgilendiren.
Görünen o ki; devlet askeri vesayetteyken de, AKP vesayetindeyken de halka düşen zulüm ve yoksulluk. Yaşamak bile şarta bağlı bir lütuf her zaman ki gibi.
Hiçbir şey ilelebet aynı kalmıyor. Ancak değişimin çaba gerektirdiği de bir gerçek. AKP'nin devlet içinde, istemese de devleti zayıflatan politikaları, tarzı ve tutumu Kemalist devletçileri feverana sürüklemekle kalmamalı. Toplumun, halkların haklı talepleri için bir fırsat olarak kullanılabilmeli.
Bölgede, devletin, iktidarın ve devlet medyasının kamuoyundan saklamaya çalıştığı gelişmeler bu fırsatın yakalanma gayretine örnek kabul edilebilir. Devlet gücüne, ayak oyunlarına rağmen Ağrı’da yerel seçimleri BDP’nin kazanması az şey mi örneğin? Beri yandan ülkenin genelinde, halkların barış içinde özgür ve eşit yaşamının kazanılması için devletin değişmeyen insanlık dışı kodlarına, kırmızı çizgilerine karşı mücadelenin yükseltilmesi için de, Tayyip’in başkanlık hayalleri, despot yönetim arzusu, halkların hakkını hukukunu hiçe sayan gelecek kurgusu, din dahil her şeyin ticarileştirildiği bir geleceğe razı olmadığımızın gösterilmesi için de bu bir fırsat. Kullanabilirsek.