Sanırım başlık biraz laf salatası gibi geldi. Öyle değil aslında. Her iki Müslüman Kardeş de kendilerinden ve yüklendikleri misyondan oldukça eminler. Bu tanımlamaya da fazlaca bir itirazları olmaz sanırım. Ha Tayyip Erdoğan, ha Tayyip Mursi. Ha Mohammed Mursi, ha Mohammed Erdoğan. Ne de olsa aynı yolun süvarileri, aynı amacın Akıncılarıdır onlar.
Gerçi biri at sırtına geçeli on yıl oldu. Gerçek ajandasını gizleyerek amacına ulaşma konusunda sabırlı davrandı. Batı’yı gösterip Doğu’ya yöneldi. Demokrasi dedi otokrasiyi inşa etti. Askeri gösterip Kürde vurdu. Açılım ve müzakere dedi, ortalıkta müzakere yapacak tek Kürt bırakmayıp onbinin üstünde sivil siyasetçiyi, insan hakları savucusu, gazeteci, öğrenci ve çocuğu dama attı. Alevi açılımı yaptı, Madımak’ta mangal yaktı. Kemalist Diyaneti AKP’nin fetvalarına noterlik makamına dönüştürdü.
“Yasamayı, yürütmeyi kontrol etmek yetmez” dedi, yargıyı denetim altına almak için “yetmez ama evetçileri” karşı çıkanların üstüne saldı. 12 Eylül darbecilerinin tüm anayasal organ ve kurumlarını daha bir tahkim etti. “Her kafadan farklı bir ses çıkan basın istemem” dedi, medya patronları akord yaptı.
“Komşularla sıfır sorun” dedi, ortak kabine toplantıları organize etti, fazla geçmedi tank ve topların yönünü onlara çevirdi. Ortalıkta selam verecek komşu kalmadı. Beşar Esad’la hediye değiş tokuşu yaptı, birlikte namaz kılıp dualar okudu, ardından mezhebinden ötürü fetva çıkarıp kalem kırdı.
“Müslümandan terörist olmaz” deyip Sudan’ın eli kanlı diktatörü El Beşir’e kol kanat gerdi. İsrail’i devlet terörü uygulamakla suçladı, Roboskî’de 34 Kürt çocuk ve gencini bombalatmakta bir beis görmedi.
“Dinler arası diyalog” dedi, Zerdüştlüğü küfür mertebesine çıkardı. İktidarda olduğu ülkede devletin organize, gözetim ve kollaması altında Santoro ve Hrantlar katledildi, Hıristiyanlar kaçıp sığınacak ülke arayışına yöneldi.
“Dindar gençlik yetiştirme”, “her kürtaj bir Uludere”, “ulemadan fikir alma”, “her Türk kadını üç doğurmalı” ve ucubelerle “tıksırıncaya kadar içiyorlar” faslını ise şimdilik geçelim ve başka bir zamana bırakalım.
Mısır’ın yeni Sultanı, pardon Fıravun’ü Mohammed Erdoğan, Müslüman Kardeşi Tayyip Mursi Türkiye’de ne yaptıysa takkiyeye fazla ihtiyaç duymadan, eğilip bükülmeden yapmaya çalışıyor, hem de bir çırpıda. “Kuran’dan daha iyi bir anayasa olmaz” diyerek düşündüklerini dikte ettiriyor. Ses çıkaranın karşısına ordu ve polisle taraftarlarını, İhvan-ı Müslüm’ü dikiyor. Ve devrik diktatör Mübarek hasta yatağında hınzırca gülerek daha düne kadar can ciğer olduğu Batılı dostlarına el sallayıp “beterin de beteri varmış” diye tiye alıyor.
“Yargıya talimat verdim, gereken yapılacak” diyenle Anayasa Mahkemesi’ni işlevsiz kılarak rafa kaldıran anlayış arasında ne gibi bir fark var? Ya da demokrasiyi çoğunluk otokrasisi olarak anlayanla kendi hazırladığı Anayasa’yı bir gecede Parlamento’ya dikte ettirenin ortak yönlerini, benzerliklerini nasıl anlatmalı?
Elma ile armudu toplayıp anket yaptıran ve sonucunu “halkın yüzde 73 anadile karşı” diyerek demokrasicilik oynayanla 15 milyon Hristiyan ve en az bir o kadar laik insanın ne düşündüğüne bakmaksızın “halk şeriat istiyor” diye dayatmada bulunan anlayış arasındaki ortak özellikleri nasıl izah etmeli?
Evet Doğu’da Erdoğan, Batı’da Mursi. Müslüman Kardeşler atlamışlar arap atına fetih yolundalar. Tunus, Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Ürdün, Yemen ve diğer irili ufaklı Arap toprakları. Ortadoğu baştan başa harb meydanı. Günse enfal ve ganimet günü. Zamansa Avrupa’nın parası, silahı, tankı, topu ve himayesi altında Müslüman Kardeşler ve Salafilerden farklı düşünen ve yaşayanlara, farklı inanç ve etnisitelere kan kusturma zamanı.
Tayyip’ın on yılda geldiği yolla, Mursi’nin birkaç ayda aldığı yol aynı. Biri takiyeyle, taklayla, papyon ve kravatla, diğeri diz vermiş pantolon ve yakasız mintanıyla. Arada fazlaca bir fark yok. İkisi de Sunni İslam’ın sadece İslam aleminde değil tüm dünyada hakimiyetini savunup dini referansları esas alıyor, yönettikleri ülkelerdeki insanları inanç ve kökenlerine göre sınıflandırıp “ya bendensin, ya da gayrisin” diyerek katli vacip hale getiriyorlar.
Ey demokrasi! Ey uğruna milyonlarca insanın kanını döktüğü, canını verdiği özgürlük, eşitlik, kardeşlik arayışı! Ne çabuk da kılık değiştirip tanınmaz hale geldin! Ortadoğu denen cografyada saf değiştirip canına kastetmek isteyenler elinde bumeranga dönüşüp uğruna kanını akıtıp can verenlere karşı silah oldun!
Ya bu değerlerin boy verdiği Batı, ya özgürlükler diyarı Avrupa? Ne oldu da bu kadar tanınmaz hale gelip çirkinleştin? Ve seni sen yapan değerleri elinin tersiyle itip avro ve dolarlara peşkeş çektin?
Buyrun, Türk İslam Cumhuriyeti (TİC) ile Mısır İslam Cumhuriyeti sizin eseriniz. Eşantiyonları ise sırada: Suriye, Lübnan, Ürdün ve diğerleri. Ve bunlar da yetmez, ardından Berlin, Paris ve Londra...

msahin1@web.de