Hafif yazı

Hatice ERGÜN Haberleri —

  • Masumiyet Müzesi’nin dizi versiyonu, yönetmeni, senaryosu, çekimleri, mekân düzenlemesi, oyuncularıyla başarılı bir performans. Önerim; kitabı okuduysanız diziyi izlemeyin. Okumadıysanız ilk tercihiniz olmasın.

HATİCE ERGÜN

Orhan Pamuk okur musunuz? Modern, günümüz Türkiye edebiyatının en sağlam erkek isimlerinden. Beni önce Cevdet Bey ve Oğulları’yla büyülemişti. Ardından Sessiz Ev’le. Sessiz Ev ve Beyaz Kale’nin ve devamında, diğer eserlerinin aldığı ödüllerin rotasında Benim Adım Kırmızı’yla Nobel Ödülü'nü alan yazar, bir şekilde edebi diline dayandığı diğer erkek yazarların hattından doğru kendi üslûbu ve olay örgüsüyle birden fazla nesli etkiledi. Nobel aldığı yılın, dönemin dinamikleri, Pamuk’un vazgeçmediği politik-etik duruşuyla birleştiğinde bir yanda alkışlayanlar, diğer yanda reddedenlerin sayısı yazarın edebi çizgisine ket vurmadı. Orhan Pamuk, her zamanki üretkenliğiyle birleşen etik duruşunda devam ediyor.

Önce Kara Kitap ve ardından Masumiyet Müzesi’nin üzerimdeki etkisine şaşırakaldığımı belirtmem gerekiyor. Sanırım, şöyle oldu: Benim açımdan Cevdet Bey ve Oğulları ve Sessiz Ev, Pamuk’u okumaya devam etmemi sağlayan kitaplar. Kara Kitap ve Masumiyet Müzesi yazarın hat değiştirdiği eserler. Diğer eserlerinde birden fazla karakter belirli bir dengeyle yaşarken, konuşurken Yeni Hayat ve Masumiyet Müzesi’nde erkek karakter konuşuyor; iç dünyasını, ilişkilerini onun gözünden görüyor, sesinden duyuyor; onunla yaşıyoruz.

Başarılı bir dizi

Bugünlerde Masumiyet Müzesi’nin dizi versiyonu, Netflix’te yayınlanmaya başladı. Dizi, yönetmeni, senaryosu, çekimleri, mekân düzenlemesi, oyuncularıyla başarılı bir performans. Her uyarlamada olduğu haliyle metnin orijinali arkadan size eşlik ediyor ve görsel performansın etkisini dengeliyor. İyi ki öyle oluyor. Aksi takdirde, Adorno’nun kötümserliğine teslim olma riski yükselir. Diziyi başarılı kılan bir diğer unsur, tanıtımı. Malûm, artık her türlü eser izlerkitlesini ürün tanıtımıyla arıyor. Okurlar, izleyiciler, dinleyiciler neyi duyacaklarını, okuyacaklarını, neye bakacaklarını gündeliğin tesadüflerinde, kişisel tarihlerinin akışından ziyade reklamlardan buluyor. 

Bu yazının hafifliği, Pamuk gibi usta bir edebiyatçının kaleminden çıkan, sağlam dokunmuş edebi metinlere yerleşik erkek dilinin, okurun tahayyülünü kısıtlayan görsel performans formlarında aşikârlığına dayanıyor. Bir erkeğin kendi yarattığı aşk girdabına girmeye davet ediliyoruz ya da erkeği o girdaptan kurtarma rolü için alternatif senaryolar düşünmeye.

Yönetmen alan açıyor

Dizide estetik sevişme sahneleri, anaakım beğeniye hitap ederek sergilenen servet ve bağlantılı mekânsal temsiller, iki genç kadın karakterin cazibesiyle buram buram üst sınıf erilliği aktaran anlatıyı sorgulamaktan uzaklaşmamız pek mümkün değilken, üç kadının (nişanlı, âşık ve erkeğin annesi) belirleyici güçleri ara ara nefes almamızı sağlıyor. Yönetmene haksızlık etmeyelim: Üç kadının gücünü göstermeye, konuşturmaya alan açıyor. Ana karakterin sevmekle –belki, kendinden başkasını sevememekle- ilgili eşzamanlı iki ayrı deneyiminde kadınların çekip gidebilmelerinde, çekip gitmeyen anne karakterinin az sözle üst sınıf kadınlığı resmedişinde bu gücün izlerini görmek mümkün. Pek tabii, hepsi eril kodlu ama hikâyenin geçtiği dönemi hatırladığımızda umut verici. 

Yoksulluğun izlerinin erkek karakterin takıntıyla bağlandığı genç kadına dair cümlelerde, kirada oturduğu aile evinde ve mahallede, babasının ve evlendiği erkeğin üstünde başında ve kendilerine biçilen kenar duruşta gösterildiği dizi, salt bir erkek metni değil, aynı zamanda üst sınıfın metni; üst sınıf erkeğin dilinden bir dönemin aşkının gündeliği esir aldığı bir anlatı.

Bu hafif yazıyı önerimle kapatıyorum: Kitabı okuduysanız diziyi izlemeyin. Okumadıysanız ilk tercihiniz olmasın.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.