Kadınlar söze geldiğinde
Hatice ERGÜN Haberleri —
- Eril sözden dışlanan kadın sözleri, tarih boyunca kadınların özgürleşme mücadelesinin vazgeçilmez parçasıdır.
HATİCE ERGÜN
'Söz’ün eril denetimden tamamen çıktığı bir dönemi henüz yaşamadık. Kuruluşunda, paylaşımında, yaygınlaştırılmasında, muhatabın tespitinde, okurun belirlenmesinde feminist kazanımlarla birlikte kadınların özerkliğini görebilsek de özellikle akademik, edebi, bilimsel yayın dünyasında patriyarkal kodlar devam ettikçe bu mümkün değil.
Umut yok mu? Elbette var. Bu umut, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalardan, farklı bağlamlardan, sınıflardan kadınların birbirlerine uzattıkları sözlerle serpilen, gelişen, akan hepimize mirastır. ‘Kadınlar nerede söze gelir?’ Mutfakta, pazarda, evi temizlerken, işyerinde çay molasında, güneşe yüzlerini dönerken, sağanak yağmurda yürürken, otobüste, trende yanında hiç tanımadığı bir kadına hayatını anlatırken, hiç tanımadığı bir kadının hayatını dinlerken... Özel olanın politikliğine tanıklık eden bu söz/lenme biçimi, eril kamuya yayılmaz belki ama kadınlar arasındaki bağın kendiliğindenliğini ve dolayısıyla yaratıcılığını gösterir. Tam da Maria Tamboukou’nun (2024, s. 39) not ettiği, eril akla kilitli bilgi anlayışına direnen bir bilme halidir, bu: "...bilgi, zorunlu olmayan, belirli koşullarda kurulması muhtemel ilişkiler ağındaki yeni başlangıçlar ve beklenmedik bağlantılarla ortaya çıkar."
Tikelden çoğula dönüşmeye doğru
Kadınların mektuplarda kurdukları anlatılarla kendi gerçekliklerini aktarmalarına bilgi, sevgi/aşk ve politik varoluş arasındaki ilişki üzerinden bakan Tamboukou, hayatın bilgisi açısından vazgeçilmez olan yaşam öykülerinin ‘sevgi/aşk ve politika’ arasındaki içiçe geçmişlikle ilgili ipuçları barındırdığına dikkat çeker. Büyük ölçüde Hannah Arendt’in düşüncesine dayandırdığı yaklaşımında, eril bilgi tarihi boyunca kişisel, özel, mahreme sıkıştırılan kadınlar dünyasının, yine, kişisel, özel, mahrem addedilen paylaşımlarla patriyarkal söylem düzenine ve toplumsal alana çıktığını, böylelikle tikelden çoğula dönüşmeye doğru adım attığını savunur: Söz[lerimizle] ve yapıp ettiklerimizle kendimizi insan dünyasına yerleştiririz. Bu yerleştirme ikinci kez doğmak gibidir... Bu yerleştirme bize zorunluluk olarak dayatılmaz. ... Doğumumuzla [işaretlenen] başlangıçtan çıkan itkiye kendi isteğimizle yeni bir şeye başladığımız sırada karşılık veririz. (Arendt, 1998, s. 37)
Mektup yazımıyla kamusallaştırma
Öyleyse sözümüz ve yapıp ettiklerimiz ‘dünyaya karşılık vermek ve dünyayla bağlantılanmaktır.’(Tamboukou, 2024, s.37) Öyleyse eril sözden dışlanan kadın sözleri, tarih boyunca kadınların özgürleşme mücadelesinin vazgeçilmez parçasıdır. Öyleyse eril akla değil, kadınların deneyimlerine dayanan kadınların bilgisi farklı formlarıyla tarihsel bilginin çoğulluğunu, gerçekliğin alternatif ya da karşıt okumalarını taşır.
Öyleyse Feminist Asylum: A Journal of Critical Interventions’ın 5. sayısı, bu köşenin kadın okurlarına ve bu köşeyi okumayan tüm kadınların sözlerini mektup formlarında anlatmak için yapılan bir çağrı niteliğinde. Bu sayısını kadın yazılarının belirli bir formuna ayırıyor: Mektuplar. Mektup yazmak, özellikle fiziksel, entelektüel ve psikolojik dışarılanma zamanlarında kadınların seslerini kamusallaştırmaları açısından başvurdukları bir biçem. Bilgi üretiminde ve fikirler tarihinde cinsiyetçi hiyerarşilerin tarihsel açılımı mektup yazmanın kadınların gündelik hayatları, hane içi ve dışı alanlardaki ilişkileri, siyasetle ilgili fikirleri ve entelektüel işleri için önemli bir epistemik alan sunduğuna işaret eder.
Kadınların tarihini aktaran, erkeklerin tarihine meydan okuyan, tecritteki gündelik hayata tanıklık eden–hastalıklarla, engellerle, kapatılmayla, yerinden edilmeyle, sürgünle, zorunlu göçle ilgili hikâyeleri içeren mektuplar, kadınların mektupları üzerine akademik çalışmalar ve mektup formunda görsel çalışmalar. Ayrıntılı bilgiye şu adresten ulaşabilirsiniz:
https://feministasylum.pitt.edu/faci/announcement/view/3







