Eşi zorla kaybedilen kadınların deneyimlerine odaklanan raporun, şiddet ve istismar vakalarının bu denli arttığı bir dönemde yeniden gözden geçirilmesi önemli. Raporda görüşülen kadınların deneyimleri aracılığıyla devlet şiddetinin boyutlarının daha bütünlüklü ve devlet şiddetinin nasıl da toplumsal cinsiyet odaklı olduğunu görmek mümkün.

ZABEL MİRKAN

1984 yılında ilk olarak 8 ilde (Çewlîk, Amed, Xarpêt, Colemêrg, Mêrdîn, Sêrt, Dersim ve Wan) ilân edilen Olağanüstü Hâl, 1994’e gelindiğinde 14 kentte uygulanmaya başlandı. OHAL, 2002 yılına dek devam etti. Bölge valilikleri sınırsız yetkiyle donatıldı. 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlanan koruculuk sistemiyle de bu savaş konsepti beslendi.

1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’nin tabanda gördüğü karşılık ve harekete beslenen sempati devleti daha çok korkuttu. Artık sadece gerillalar değil, gerilla güçlerini politik olarak destekleyen, maddi desteğini de esirgemeyen insanlar devletin açık hedefindeydi. Halkının evlatlarına sahip çıkmaya çalışan insanlar “örgüte lojistik yardım” suçlarıyla gözaltına alındı, tutuklandı ve infaz edildi. Zorla kaybetmeler ve zorunlu göç, 90’larda Kürt halkının yaşamının bir parçası hâline geldi.

Zorla kaybedilenlerin sayıca en yoğun olduğu dönem 1993-1996 yıllarıydı. 1992 yılında 22 olan zorla kaybedilen insan sayısı, 1993 yılında 103’e, 1994 yılında 518’e yükselmiş. 1995’te 232, 1996 yılında 170, 1997 yılında ise 94 kişi zorla kaybedilmiş. Kayıpların yüzde 97’si ise erkek.

   

Eşi zorla kaybedilen kadınların deneyimleri

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi Hafıza Çalışmaları birimi tarafından hazırlanan “Fotoğrafı Kaldırmak” raporu, eşi zorla kaybedilen kadınların deneyimlerine odaklanıyor. Zorla kaybedilenlerin eşleriyle yapılan görüşmelerde amaç, kadınların deneyimleri aracılığıyla devlet şiddetinin boyutlarını daha bütünlüklü olarak ortaya koyabilmek ve devlet şiddetini toplumsal cinsiyet odaklı bir bakışla analiz etmek.

Raporun hazırlanma sürecinde Cizîr, Hezex, Silopî, Basan, Qileban, Şirnex merkez, Amed ve İstanbul’da 33 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmış. Kadınların kendi ifadelerinin de sıklıkla yer aldığı raporda çatışma ve savaş durumlarının cinsiyet temelli analizi yapılıyor, buradan hareketle zorla kaybetmelerle ilgili her türden hakikat arayışının geride kalan kadınların deneyimini de içermesi gerektiği vurgulanıyor.

 

‘İnsanların hayatının değeri bir soğan başı kadardı’

2014 yılında yayımlanan rapordaki aktarımlardan bazıları şöyle:

“O zamanlar [olumlu] hiçbir şey yoktu. Her şey gizliydi. Dünya öyleydi ki insanlar biz varız demeye bile korkuyorlardı. Yangın yeriydi kızım. İnsanların hayatının değeri bir soğan başı kadardı. Bu kaybedilen insanların hepsi o dönemde kaybedilenler kızım. Binlerce insan kaybedildi. Kim kimin yanına gidebilirdi ki? Kim gidip de ifade verebilirdi ki? Kim böyledir diyebilirdi ki?”

Kader’le görüşme, Şirnex/Hezex, 20.09.2013

 

“Yani nasıl diyeyim, insana dünyası tükenmiş gibi geliyor. İnsan yaşamak istemiyor. Çünkü erkek kardeşim öldürüldü, onun sonrasında bu kaybedildi, onun ardından da diğer erkek kardeşim, onun ardından da diğer kardeşim, onun ardından da amcam. Sadece o çocukların hatırına ayakta kalabildim. Yani ben, onların babaları gitti diyordum, ayakta kalabilmeliyim diyordum, çocuklarıma bakmalıyım diyordum.”

Pervin’le görüşme, Şirnex/Qileban, 23.09.2013

 

Yapılanları unutmamak da bir erdem

Rapor 2014 yılında yayımlansa da şiddet ve istismar vakalarının bu denli arttığı bir dönemde yeniden gözden geçirilmesi önemli. Raporda görüşülen kadınların deneyimleri aracılığıyla devlet şiddetinin boyutlarının daha bütünlüklü ve devlet şiddetinin nasıl da toplumsal cinsiyet odaklı olduğunu görmek mümkün. OHAL’in yeni KHK’ler ile rutinleşeceği önümüzdeki günlerde hafızamızı tazelemek için ise birebir. Bize yapılanları unutmamak da bir erdem çünkü.