
Frankfurt Halk Evi, 50. kuruluş yıldönümünü şair Ahmet Telli’nin katıldığı bir etkinlikle kutladı. Telli konuşmasında, Ankara Katliamı’na uzanan katliamlar dizisine dikkat çekerek, “Bizi ağıt toplumuna dönüştürmeye çalışan bu karabasana karşı biz, türkülerimizi söyleyeceğiz. 100 kez öldük, 10. ayın 10. gününde, saat 10’da. Unutmayacağız. Bu bellek silicilerine karşı hafızamızı daima tozlanmaktan kurtaracağız” dedi.
Almanya’nın Frankfurt kentinde çalışmalarını sürdüren Halk Evi, kuruluşunun 50. yılı dolayısıyla yaptığı etkinlikte şair Ahmet Telli’yi konuk etti. Dinleyicilerin salonu doldurduğu etkinlikte sanatçılar Aysun Kalmik ve Mehmet Ali de, Telli’nin şiirlerinden yapılmış besteleri seslendirdi.
HDP’ye oy verme çağrısı
Halk Evi Başkanı İbrahim Esen, etkinliğin açılış konuşmasında Halk Evi’nin 50. yılını kutladı, katılımcılara teşekkür etti. Yılmazer, devam eden oy kullanma sürecine dikkat çekerek, HDP’ye oy verme çağrısında bulundu. Yılmazer’in ardından sahneye çıkan Ahmet Telli, konuşmasını araya şiirler serpiştirerek yaptı. Telli, şiir ve müzik dinletisine geçmeden önce yaptığı konuşmada şunları ifade etti:
Veysel’in yaşayamadığı hayat...
“9 yaşındaki Veysel’in yaşayamadığı hayat, bize ödünç hayattır. Bu ödünç hayata layık olmaya çalışacağız. Veysel’in bize bıraktığı ödünç hayatı nasıl yaşayacağız, işte mesele budur.
Biz 100 kez öldük, 10.10.10’da. 10. ayın 10. gününde, saat 10’da. Unutmayacağız. Bu bellek silicilerine karşı hafızamızı daima tozlanmaktan kurtaracağız. Daha birkaç ay önce de Suruç’ta gencecik, sosyalist insanları katlettiler. Unutmamızı istiyorlar. Daha önce Diyarbakır’da, daha önce Rojava’da... Sivas’ta, Çorum’da, Maraş‘ta... Bir önceki unutulsun diye yeni katliamlar yapıyorlar her geçen gün. Unutmak vicdanımıza, unutmak yoldaşlarımıza, kardeşlerimize ihanettir.
Unutmayacağız
Durmadan tekrarlanan cinayetlerle bizi bir ağıt toplumu haline getirmek istiyorlar. Diyarbakır, Suruç ve hemen ardından 10.10.10. Bir öncekini unutmamız için cinayetlerini büyütüyorlar. Biz de vicdanımızı tozlardan arındırıp mücadele gücümüzü artırmak durumundayız. Çünkü faşizm, orta zekalı insanların örgütlenmesidir. Çünkü faşizm, bir sürü gibi orta zekalı insanları örgütleyen bir ideolojidir. Bizler vicdanımızın ışıldadığı kadar zeki isek eğer, o halde orta zekaya teslim olmamak zorundayız. Ve bizi bir ağıt toplumu haline getirmek isteyenlere karşı biz, aşklarımızı, sevgilerimizi, sevgililerimizi hatırlatmalıyız. Elinden tutmalıyız sevgilimizin. Ve biz türkülerimizi söylemeliyiz, şiirlerimizi okumalıyız. Duygularımızı kendi içimize gömüp çürütmemeliyiz; duygularımızı anlatmalıyız.
Omurgalı muhalefet
Gözyaşlarımız birbirine karışırken de birbirimize bakabilmeliyiz. Göz hizasında bakabilmeliyiz birbirimize. Duygularımızı birbirimizin gözlerine bakarak anlatabilmeliyiz. Ve biz, bu orta zekalı insanların iktidar olduğu bir zaman diliminde, hayır diyebilmeliyiz. Biz onların muhalefet diye bildiği muhalefetleri değil, omurgalı muhalefeti yaratmak zorundayız. Omurgalı muhalefet, ‘İyi ama...’ değil, ‘Hayır ama...’ diyebilen muhalefettir.
Hayır diyebilmek... Muhalefet hayır diyebilmektir. “İyi ama...” değil, hayır. Omurgalı muhalefeti bugün sosyalistler ve Kürt mücadelesi bir araya gelerek gerçekleştirmeye çalışıyor. Sosyalistlerin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin buluştuğu noktada kendi tercihlerimizi çok açık bir şekilde yapmak zorundayız. Yumuşak bir muhalefete ya da muhalefet olmayan bir muhalefetin değil, omurgalı bir muhalefetin bir kılcal damarı, bir kılçığı olabilmek için bile olsa tercihimizi koymak durumundayız.
‘HDP kuruculuğundan onur duyuyorum’
Ben kendi adıma HDP’nin kurucusu olmaktan onur duyuyorum, çünkü bu omurgalı muhalefeti yaratacak temel güçlerden biri de budur. Başka da bir muhalefet çizgisini göremiyorum.
Karabasana karşı türkü
Çünkü şiir, sadece şiir değildir. Yazdığım şey sadece şiir değildir. Bir buluşma, bir mektuptur. O gün, bugün, Dev Genç üyesi olarak, çeşitli sosyalist öbeklerde bulunarak, bütün bu ırmağı buraya akıtmak istedik. Temsil edebildiği oranda... Kuşkusuz ki kendi içinde bulunduğum politik mücadeleye gerektiğinde hayır diyebilecek bir bağımsızlığı da elbette koruyacağım sonuna kadar. Bu da omurgalı muhalefetin gereğidir çünkü.
‘Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson’ diyordu ya Nazım, biz türkülerimizi söyleyeceğiz. Bizi ağıt toplumuna dönüştürmeye çalışan bu karabasana karşı biz, türkülerimizi söyleyeceğiz. Bizi neşeden uzak tutmak isteyenlere karşı, utanmadan yoldaşımızın, sevgilimizin elinden tutacağız. Ve türkülerimizi söyleyeceğiz. Bu bir itirazdır onlara. Kabusa karşı, karabasana karşı bir itirazdır.”
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ