Bahar geldi. Adı direnişle ve özgürlükle özdeşleştirilen bahar geldi işte. Çiçekler açtı. Beyaz, sarı, mor çiçekler azar azar çıkardı başını toprağın altından. Renk verdi dünyaya toprak. Kendi renginde saklı olan tüm renkleri salıverdi yerin yüzüne. 

Her yeşeriş yüreğimizde kendi izdüşümünü yaratarak varoluyor. Kış ortasında direnişe duran, yaşama ve özgürlüğe yürekten inanan ve inançlarını bedenleriyle birlikte toprağa eken yiğit Kürt kızları ve oğulları oluyor her bir çiçekleniş belleğimizde. Çiçek kokuları direnişlerde şehit düşen tüm canların özlemi oluyor ve yüreğimizin tam orta yerine yerleşiyor. Kalplerimize onların yerini bir kez daha hatırlatıyor bu çiçek kokuları. 

Cudi’nin özgürlük çiçekleri Cizre’de, Silopi’de, Sur’da, İdil’de ve direnişin yaşandığı her sokakta bu bahar yeniden yeşerdi. Bahar geç geldi bu yıl. İçimizin derinliklerinde baharın geç geldiğini söyleyen ses hiç susmadı. Bahar çiçekleri de açtı şimdilerde. Nergisler o güzel ve güzel olduğu kadar ağır kokularıyla sardı her yanı. Dağ dağ çiçek oldu tüm ülkemiz. Tüm rüzgarlardan bir parça aldığı için dağ çiçeklerinin kokusu daha güzel olurmuş. Bu güzel kokulu dağ çiçeklerinden, bir tutam nergis bırakmak istiyorum Sêvê’nin, Fatma’nın, Pakize’nin, Sultan’ın, Derya’nın, Mehmetlerin mezarına. Mezarları yok bazılarının. Bazılarının ise mezara konacak bir bedenleri dahi yok. Ama yine de onların anısına bir tutam bahar açılması sunmak istiyorum. Tüm direnişçilerin yaralarına bir tutam Kürdistan çiçeği sürmek istiyorum, ki alsın o direniş çiçeği olan yaralarını rüzgara verip tüm ülkeme dağıtsın. Bir tutam nergis ki, içinde baharın yeşerişi, onların kendi canlarından yeşerttikleri direnişi çeksin içine ve kokularını yaysın her yana. 

Botan’da her mevsim bir direniş mevsimidir. Dağlarından ovalarına kadar, her karış toprağında bir direniş hikayesi vardır. Eskiden direniş ve ihanet hikayeleri birlikte yaşanır ve anlatılırdı ancak özgürlük mücadelesi bu içiçeliği paramparça etti. Ayrıştırdı, saflaştırdı. Şimdilerde direniş var sadece. İhanet yok. İçten gelişen ihanet eylemi artık tarih oldu. Botan insanı, direniş yoksa zaten özgürlük karşıtı olan, özgürlüğe düşman olunan bir safta yer tutulduğunu biliyor ve bildiğini de direnerek, ihaneti içinden söküp atarak tüm Kürdistan’a öğretiyor. Kendi halkına tanımsız düşmanlıklar eden korucuların dahi direnişe katıldığı bir özgür toplum bilinci yaratıldı Botan’da. 

Kürdistan halkı direnişi bu derece sahiplendi ve saflaştırdı. Kendi içinden yaralı yoldaşlarına kendi ağır yaralı bedenini direnişe veren Sêvê’leri yarattı. "Biz burada direneceğiz. Öyle boynumuzu uzatıp bizi katletmelerini beklemeyeceğiz. Herkes şunu bilsin ki ölürsek bile şerefimizle öleceğiz" diyen Mehmetler yarattı. 

"Hak söz nerden gelirse orası haktır" demiş Kürt filozofu Baba Tahir Uryan. Hak sözü, bugün direnenler söylüyor. Ve hak sözün anlamına inanan, hak sözü bir tanrı kelamı bilen herkesin hak sözün geldiği yöne yüzünü dönmesi ve o sözün gereklerine göre yaşaması, özgür ve anlamlı varolmanın, onurlu yaşamanın tek şartıdır. Hak sözü söyleyen özgürlük direnişçilerinin tanrısallığını bilemeyenden başka türlü bir hakbilirlik de beklenemez. 

Halkımız kendi öncülerini, direnişlerini dağlarda olduğu kadar kentlerde de yarattı. Meclislerinde, komünlerinde, barikatlarında ve evlerinde bu öncüleri yarattı. Çünkü halkımız yaşamın sürdüğü her yeri kendisi için direniş alanına çevirdi. İhanet damarını kuruttu ve direniş damarını yeşertti, çiçeklendirdi.  

Her insanın nasibi de hayali kadarmış. Önderliğimiz ve özgürlük mücadelemiz halkımıza bir hayal kurdurdu. Halkımız, direnişi ve özgürlüğü hayal etti. Direniş başladı. Dağlardan newrozları her dağda tutuştururcasına başladı, büyüdü ve giderek dağlardan ovalara doğru yayıldı. Bugün sıra direnişi yükselterek özgür yaşamı inşa etmektedir.