Kültürkırımı normal bir şeymiş gibi karşılıyorsak, öyle anlıyorsak nedeni kültürel soykırımın kişiliklerimizde yarattığı kırımdır. Kültürkırım ya da soykırımın bu biçimi bir insanı fiziki değil, duygu ve düşüncede öldürmeye razı etmektir. Kültürkırım ya da soykırımın kültürel olanı insanın kendisini öldürmeye ikna edilmesidir. İntihar etmenin soykırımın kültürel olanı ile direkt bir bağı vardır. Çünkü soykırımın bu çeşidi her şeyden önce insanı çaresizlik içinde tutmak demektir. „Soykırım altındayız“ dendiğinde, tüyler diken diken olmuyor, öfke duygusuna kapılınmıyor ve isyan edilmiyorsa, nedeni kültürkırımın kişilerde yol açtığı „terbiye“dir.
Gerçekten kültürkırım uygulayanlar kimi, hangi halkı hedef almışlarsa onu kendi kuralları içinde „terbiye etmek“i temel amaç belerler. Kültürkırım demek bir toplumu zihniyette kendisi olmaktan çıkarmak demektir. Bu her şeyden önce o toplumu düşünemez, kendi geleceği hakkında karar veremez duruma düşürmek anlamına gelir. Bilindiği gibi toplumsal zihniyet milyonlarca yılık bir tarih içinde oluşmuştur. İnsandaki duyguların, düşüncelerin yaşı milyon yıllarla ölçülebilir. Dolayısıyla kültürkırımın bir halkı tüm tarihsel geçmişine yabancılaştırmak anlamına geldiğini bilmek gerekir. Bu anlamıyla da kültürkırım bir toplumun geçmişini, geleneklerini unutturmak, içinde yaşanılan zaman dilimini baskı altında tutmak ve geleceğini belirsiz kılmak stratejisiyle işler. Bunda başarılı olabilmek için bitirmeyi hedeflediği kültür yerine, yalanlardan oluşturulmuş yeni bir ‘kültür’ yaratır. Kültürkırımın toplumda yol açacağı tahribatların
büyüklüğünden dolayı soykırım kavramı tam anlamıyla kültürkırımı ifade eder. Bunun için soykırıma karşı direnişin de kültürel olması kaçınılmazdır. Önemli olan bu direnişte her toplumsal kimlik alanının kendi özgün özelliklerine göre harekete geçmesi, geçirilmesidir.
Kürt halkının yüz yüze kaldığı soykırım, toplumsal tüm alanlarda oldukça koordineli yürütülmektedir. Hem dört parçadaki her sömürgecinin kendi içinde yaptıkları hem de sömürgecilerin kendi aralarında bir koordinelilik vardır: Bağdat Paktı, CENTO gibi anlaşmalar, son yıllarda TC, İran ve Suriye arasındaki ilişkiler, gizli anlaşmalar soykırımın koordineliği içindir. Kürt halkına uygulanan soykırımın rotasını destekçileri ile beraber faşist Türk sömürgeciliği belirliyor. Diğer parçalarda yapılanların tümünün ilk örnekleri Türk egemen sisteminin daha önce yaptıklarıdır. Fiziki katliamları yapan ilk sömürgeci rejim Türk devleti oldu. Diğer sömürgeciler onu takip etti. Türk devletinin fiziki katliamlarına benzer kırımları daha sonraları Baas rejimi sistematik bir biçimde yürüttü. Kimlik inkarının öncüsü de Türk sömürgeciliğidir. Diğer sömürgeci devletler de onu kendi özgün planlamalarıyla birleştirerek yürütmüşlerdir. Örneğin Türk sömürgeciliğinin Alevi Kürt kimliğini asimile etme yöntemlerine benzer yöntemler İran egemenlerince Şii Kürtler başta olmak üzere Doğu Kürdistan’daki tüm Kürtler üzerinde genelleştirilmiştir. Sömürgeciler birbirine akıl vererek Kürt soykırımını yaptılar, yapmaktalar. Bu konuda en çarpıcı örnek „köykent“ politikasıdır. Bu politikayı ilk tartışan gündemine alarak Kürt bölgelerinde daha kolay soykırım yapmak için Kürtleri bir yerde toplamak isteyen Türk Devleti olmuştur. Dêrsim Katliamı’ndan sonra kısmen uygulanan bu yöntemi en etkili bir biçimde Saddam Hüseyin pratikleştirdi. Bugün
Güney Kürdistan’da olan birçok ilçe (Şeladizê, Dereluk, Bazyan gibi) bu sömürgeci politikaların ürünleridir.
Kürtler son kırk yıldır soykırımın her biçimine karşı kesintisiz bir direniş içindedir. Kürt direnişi klasik anlamda yapılmış bir işgal ve sömürgeciliğe karşı verilmediği için taktik ve yöntemleri değişse de daha uzun süre devam edecektir. Kırk yıla yakındır demokratik ulus karakterinde direnen Kürt halkı kendisine musallat edilen soykırımın „öldürücü ve intihar ettirici“ tehlikesinden yeterli derecede uzaklaşmamıştır. Hakkını vererek direnen milyonların var olduğu biliniyor. Ancak azımsanmayacak bir niceliğin de halen pasif olduğu, bir kesiminin de sömürgecilerin tuzağından kurtulamadığı belirtilebilir. Genel bir tabirle belirtirsek, Kürtleri yok etmek isteyen sömürgecilik biçimi yenilmiştir. Ancak yenilen sömürgeciliğin tümüyle ortadan kalkmasını sağlayacak „ağacın kurdu“ tümüyle kurutulmamıştır. Toplumumuzda maalesef bu acı gerçeklik de yaşanmaktadır.
Sömürgeciliğin halkta yarattığı tahribatlar tümüyle giderilmediği için o da buna dayanarak, kendini sürdürmede ısrar etmektedir. Bunun için eski yöntemleri yenildiği ve kendileri işlemez kılındıkları halde (Irak, Suriye ve İran devletlerinde yaşananlar, Türkiye’deki Ergenekon mahkemelerinin Kürt sorunu ve Kürt halk direnişi ile olan bağı) sömürgeci emellerinden vazgeçmemişlerdir. Güncel gelişmeler içinde AKP adlı partinin ve F. Gülen Cemaatinin yaptıklarında gördüklerimiz, dile getirmeye çalıştığımız eskinin yenilenmesi şeklindeki sömürgeciliğin kendisidir. Bu durum Kürtlerin „soykırıma karşı nasıl bir direniş vermeliyiz“ sorusunu sormalarını ve zaferi getirecek yeni cevaplar vermesini zorunlu hale getirmiştir. Bunu tartışmazsak ve eskiden yaptıklarımız ile direnmeye devam edersek, bu direnerek yenilmekten başka bir sonuç vermeyecektir. Hangi parçada nasıl bir direniş yöntemi, nerede hangi yol, konularında özgürlük mücadelesi ile beraber yeni bir kültürümüz oluşmuştur. Geçmiş saldırılar sömürgecilerin deyimi ile „olmayan bir halka“ dönük yapılan şeylerdi. Ancak şimdi varlık kazanmış bir halk hedeflenmektedir. Varlığı olan bir şeye saldırmak daha kapsamlı ve derin savaş çeşitlerinin kullanılmasını beraberinde getirmektedir. Örneğin son on yılda AKP politikaları adı altında TC’nin aynı yoğunluk ve baskı ile Kürt toplumsal gerçekliğini var eden tüm yaşam alanlarına saldırması, varlık kazanmış bir halka soykırımcı uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Şunu iyice bilmek gerekir ki AKP yeni bir şey yapmıyor. Kürt halkı eski halk olmadığı için o da bir sömürgeci olarak soykırımcılığını devam ettirmek için yeni yollar ve yöntemler geliştirmektedir. Eskisinden daha çok şiddet, cinayet, baskı, işkence, tutuklama vb.. yöntemleri devreye koyduğu doğrudur. Eskiden Kürtler açısından idam edilme gerekçesi yapılan Kürtçe TV açmak gibi şeylerin devlet tarafından açıldığı, üniversitelerde Kürdoloji kürsülerinin açıldığı doğrudur. Kürtçe TV yayınını, Kürtçe TV yayın yapma izni veren kanunlarla yapmamak, çocukları eğitici ve anadilini öğretici programları bu TV’de yasaklamak, üniversitede Kürtçe eğitim yapmak ama anadilde eğitimi yasaklamak tamamen sömürgeciliğin tasfiye amaçlı icraatlarından bir kaçıdır. Bu iki örnek, içinde bulunduğumuz dönemde soykırımın nasıl yapıldığını gösteriyor.
Eğitim konusunda Türk sömürgeciliğinin ‘benim hukukum, kanunum’ dedikleri kesinlikle Kürt ailelerini bağlamamalıdır. Türk hukuku sömürgeci inkârcı ve yasakçı bir hukuktur. Tüm kanunları da bu özellikte yapılmıştır. Ulusal bilinç temelini aile içi eğitimle döşer. Bu bilinç ilkokul sürecindeki eğitim ve öğretimle görünecek kadar önemlidir. Türk devletinin Kürtçe TV yayını yapmasına, yine üniversitelerde Kürtçe eğitim yapmaya başlamasına rağmen çocukların eğitilip şekillenmesinde çok önemli olan TV programlarını yasaklamasının ve anadil eğitimini bölücülük olarak reddetmesinin temel sebebi budur. Bu soykırım uygulamasından her Kürt ana ve babasının daha geniş bir ifade ile yetişkin Kürt insanının çıkarması gereken sonuçlar olmalıdır. Buna karşı yapılacak ilk şey de adeta inadına çocukları ve gençleri anadilde eğitmek olmalıdır. Tüm kurum ve kolektif alanlar okul işlevi ile düzenlenmek durumundadır. Yine siyasi ve hukuki olarak da anadil eğitimi için mücadeleyi yükseltmek gerekmektedir. Öğrenci statüsünde olan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitim sürecinde Kürtçe yazmaları, günlük konuşmalarında ve öğretmenlerle diyaloglarında Kürtçe konuşmaları ailelerce öğretilmeli, teşvik edilmelidir. Özellikle okullardaki gençler kendilerine Türkçe, Arapça ve Farsça öğretmeye gelen hocalarına bunun kişiliklerine yaptığı bir hakaret olduğunu söyleyerek karşı koymaları çok zor değildir. Özellikle Kürdistan’da sınıfları Kürt gençleri doldurmaktadır. Yirmi ile altmış arasında Kürt gencinin olduğu sınıflarda nasıl oluyor da sadece tek bir kişinin anadili konuşuluyor? Bu en anti-demokratik bir yaklaşım olduğu gibi tamamen ahlakdışıdır da. Fakat kültürkırım Kürt insanında büyük tahribatlara yol açtığı için bu gayri ahlaki zulüm birçoğumuz yeterince farkında olmadan her gün tekrarlanıyor. Bu, biz Kürtler için bir ayıp olduğu kadar, düşme haliyken, düşman için de maalesef başarıdır. Öğretmenler Kürt ise yurtseverliğin bir gereği olarak Kürtçe konuşmalıdırlar.
Toplumsal eğitim aynı zamanda bir ailenin kendisini ve çocuklarını Kürt gelenek ve görenekleri ile yetiştirmesini de gerektirir. Kimlik kazanarak soykırıma karşı sadece anadil eğitimi ile direniş mücadelesi verilemez. Her halkın sosyal yaşamı onun kültürel değerlerinin özelliklerine göre yaşanır. Kürtlerin de yaşamlarında Kürdi olmaları haklarıdır. Hangi değerler kimliklerinin ifadesi ise onunla oturup kalkmaları olması gerekendir. Fakat kültürel soykırım Kürt insanında kendi değerlerini küçük görüp horlayan bir ruh hali ve duruş ortaya çıkarmıştır. Kürtlük sanki ilkel ve geriymiş gibi bir algı içinde olanlar da vardır. Kaynağını tarih bilincinin zayıflığından alan bu zihniyeti aşmanın çaresi kendi tarihsel kültürünü bilmekten geçer. Tarih bilmek sadece bilgi anlamında geçmişi öğrenmek değil şimdiyi kendisi olarak yaşamaktır. Zaten kültürel kimlik demek bir insanın tarihsel olarak içinde şekillendiği toplumun özellikleri ile yaşaması demektir. Bu aynı zamanda tarih bilinci ile yaşaması anlamına gelir.