
Kürdistan’ın kapanmaz yarası: ‘KAYIPLAR’ ve ‘FAİLİ MEÇHUL’LER - 2. Bölüm
Kürdistan’da özellikle 90’lı yıllarda polis, asker ve JİTEM gibi paramiliter örgütler aracılığıyla bir eliyle katliamlar, “faili meçhul” cinayetler, kaybetmeler, işkenceli gözaltılar gerçekleştiren devlet, diğer taraftan da yargı eliyle tüm bu suçların önünü açıp üzerini örttü. Kayıp yakınlarının meydanlardan haykırdığı “Kayıplar bulunsun” cümlesinin diğer yarısı “Failler yargılansın” olmasına rağmen işlenen suçlar, açılan birkaç göstermelik davada yargılanan birkaç isimle sınırlı kaldı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Hukuk Komisyonu üyesi Av. Rahşan Bataray, bugüne kadarki hukuksuzluğu, “Soruşturma dosyalarında deliller gizlenerek sanıklar yıllardır çok sistemli bir şekilde korundu” sözleri ile ifade etti.
Cumartesi Anneleri’nin 500 haftayı geride bıraktığı, Kürdistan’ın kentlerindeki kayıp yakınlarının ise 300’ncü haftasına vardığı adalet arayışlarında kullandığı ortak cümle de, “Kayıplar bulunsun, failleri yargılansın” oldu. Ancak Kürtlere karşı hep sessiz kalıp her defasında aleyhlerinde kararlar veren yargı makamları, ailelerin bu çığlığını da duymadı. 20 bine yakın olduğu ifade edilen “faili meçhul” cinayetlerin işlendiği Kürdistan’da, açılan dava sayısı 20’yi geçmedi. Onlarca dava, zaman aşımına uğrayarak kapandı. Bazı davalarda ise ancak zaman aşımına bir gün kala iddianameler hazırlandı.
Dosyalar dolusu delillere rağmen, “faillerden hesap sorulduğu” imajı ve algısı yaratılması çabasından öteye gitmeyen göstermelik JİTEM, Lice, Kulp, Şırnak, Musa Anter davaları gibi davalarda, hiçbir suçun hesabı sorulmadı.
JİTEM davasında deliller umursanmadı
“Faili meçhul” cinayetlerin aydınlığa kavuşturulması adına bugüne kadar açılan en önemli davaların başında JİTEM davası geldi. Dava ile hem işlenen çok sayıda suçun failleri ortaya çıkarılacak hem de devletin Kürdistan’daki kirli yüzü gün yüzüne çıkmış olacaktı. 93-95 yılları arasında Şırnak bölgesinde 20 kişinin katledilmesiyle ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009 yılında hazırlanan iddianame ile Jandarma Kıdemli Albay Cemal Temizöz ve dönemin Cizre Belediyesi Başkanı olan korucubaşı Kamil Atak, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve itirafçı Abdulkadir Aygan’ın da bulunduğu toplam 16 sanık hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” ve “birden fazla kişiyi öldürmek” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet istemiyle 15’er yıl arasında değişen hapis cezaları istedi. Özellikle emekli Albay Arif Doğan’ın verdiği ifadeler, Kürdistan’da JİTEM’in varlığını net biçimde ortaya koydu. Albay Doğan’ın, “Şu anda bile JİTEM’in 10 bin elemanı, 5 tane arşiv sorumlusu vardır. Arşivde 10 bin kişinin kod adları kayıtlıdır” dediği ifadelerine rağmen müdahil avukatlar tarafından talep edilen JİTEM belgeleri mahkeme tarafından ilgili makamlardan istenmedi. ÖYM’lerin kaldırılmasıyla birlikteyse Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen dava dosyasından tutuklu yargılanan 6 sanık da tahliye edildi.
Musa Anter Davası tıkanma aşamasında
1992 yılında gerçekleşen Kürt bilge ve yazar Musa Anter cinayetine ilişkin korucu Hamit Yıldırım, dönemin 3 No’lu Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Savaş Gevrekçi, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve itirafçı Abdülkadir Aygan hakkında tam 21 yıl sonra dava açıldı. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyası kapsamında dönemin 3 No’lu Jandarma İstihbarat Tim Komutanı Savaş Gevrekçi tutuksuz yargılanırken, bir tek korucu Hamit Yıldırım tutuklu yargılandı. Yargılanan diğer iki isim olan Yıldırım ve Aygan ise davadan bile belki hiç haberdar olmadı. Dava kapsamında yaşanan tek önemli gelişme, Genelkurmay Başkanlığı’ndan dönemin Jandarma İstihbarat Grup Genel Komutanlığı‘nda görevli personelin listesinin “şartlı” olarak mahkemeye gönderilmesi oldu. Gönderilen bu belgeye rağmen avukatların davanın JİTEM davası ile birleştirilmesi talebi mahkeme tarafından kabul edilmedi. ÖYM’lerin kaldırılması ile birlikte bu dava dosyası da gönderildiği Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediliyor.
Lice Davası yalnızca bir yıl sürdü
Amed’in Lice ilçesinin 22 Ekim 1993’te askerler tarafından yakılmasının ardından resmi kayıtlara göre içerisinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da bulunduğu 16 kişi yaşamını yitirdi. İlçede 4 gün süren olayların üzerinden 20 yıl geçmeye kısa bir süre kala Diyarbakır TMK 10. Madde İle Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. Hazırlanan iddianame, davanın zaman aşımına uğramasına sadece bir gün kala Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Soruşturma kapsamında dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tunay Yanardağ, ağırlaştırılmış hapis cezası ile yargılanırken, görülen ilk davada sanıklar “güvenlik” gerekçesi ile davanın başka bir ile nakledilmesi talebinde bulundu. Sanıkların talebinin ardından mahkeme dosyayı Yargıtay 5. Dairesi’ne gönderdi. Kısa bir sürede kararını veren Yargıtay 5. Dairesi, davayı “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e nakletti. Eskişehir’de dosyaya bakacak olan mahkeme olmadığından kaynaklı, dosya tekrardan Diyarbakır’a gönderildi. Yargıtay’a tekrar gönderilen dosya, bu defa İzmir’e gönderildi. Davanın tüm aşamalarında sanıkları koruyan mahkeme, İzmir’de görülen davanın ilk duruşmasında da katliam emrini veren dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tunay Yanardağ hakkında HSYK’dan izin alınmadığı gerekçesiyle, “yargılamayı durdurma” kararı verdi.
Kulp Katliamı davasında da aynı hava!
Amed’in bir diğer ilçesi olan Kulp’a bağlı Alaca köyünde, 1993 yılının Ekim ayında 11 köylünün askerler tarafından katledilmesinin zaman aşımına uğramasına kısa bir süre kala Diyarbakır TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Dava kapsamında tutuksuz olarak yargılanan dönemin Bolu 2. Tugay Komutanı Emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenirken görülen ilk duruşmanın ardından bu dava da Yargıtay 5. Dairesi tarafından “güvenlik” gerekçesiyle Ankara’ya taşındı. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen davada bugüne kadar bir adım ileri gidilmiş değil.
Çözüm: Hakikatleri Araştırma Komisyonları
Çözüm sürecinde Kürt tarafının temel talepleri arasında yer alan Hakikatleri Araştıma Komisyonu konusunda hiçbir adım atılmıyor. Oysa benzer sorunlar yaşayan birçok ülkede acıların ve toplumsal travmaların sağaltılması için önemli işler gören Hakikatleri Araştırma Komisyonları aynı zamanda barışa da hizmet etti. Bu tür komisyonlar Güney Afrika, Arjantin, Şili, Guatemala, Nijerya, Panama, Uruguay, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, Nijerya, Doğu Timor ve Peru gibi ülkelerde de hayata geçirildi.
Bugüne kadar dünyada yaşanan ihlalleri ortaya çıkarmak amacıyla kurulmuş olan bazı komisyonlar şunlar:
Güney Afrika: Hakikat ve Toplumsal Mutabakat Komisyonu
Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun en çok bilineni Güney Afrika’da kuruldu. 1948-1994 yılları arasında Apartheid Rejimi altında yaşayan siyahîlerin hiçbir hakkı yoktu. Ülkede beyaz olmayanlar kolluk güçleri tarafından kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapılmaksızın her türlü baskıya ve insanlık dışı muameleye maruz kalıyor ve işkencelerden geçirilerek infaz ediliyordu. 1990 yılında Nelson Mandela önderliğindeki Afrika Ulusal Kongresi (ANC) çatısı altında birleşen siyahîler ile Güney Afrika Cumhuriyeti arasında görüşmeler başladı. 1994’e kadar yapılan görüşmeler seçimle sonuçlandı ve savaş süresince yaşanan tüm insan hakları ihlalleri için Hakikat ve Toplumsal Mutabakat Komisyonu kuruldu. Bu komisyon cezalandırma yerine hakikat karşılığında sanıkları affetmekteydi. Komisyona 21 bin 800 mağdur hikayesini anlattı. Komisyonun görülen tek eksiği generallerin verdikleri ölüm talimatlarını itiraf etmelerinin sağlanamamasıydı.
Şili: Hakikatleri Araştırma Komisyonu
Şili’de, cuntanın faaliyetlerinin incelenmesi için kurulmuştu. 1973’ten 1989’a kadar ülkede faşist cunta hakimdi ve bu tarihler arasında öldürülen, işkenceden geçirilenler binlerle ifade ediliyordu. 1989 yılında işçilerin mücadelesi ile birlikte faşist rejim yerini parlamenter rejime bıraktı; hemen bir yıl sonra da Hakikatleri Araştırma Komisyonu kuruldu. İlk olarak sivil bir biçimde çalışmalarını yürüten komisyon daha sonra meclis bünyesine dahil edildi. Devlet başkanı tarafından oluşturulan 8 kişi tarafından çalışmalarını yürüten komisyon, bütün insan hakları ihlallerini incelemek yerine sadece infazlar, kayıplar ve ölümlü işkenceler hakkında soruşturma yürüttü. Komisyon 3 bin 400 davada 35 bin mağduru dinledi ve 641 davada kesin sonuca ulaştı.
Arjantin: Kayıp Kişiler Ulusal Komisyonu
Arjantin’de 1976 ve 1982 yılları arasında faşist cunta iktidardaydı. Bu dönemde işçi sınıfı ve devrimciler çok fazla insan hakkı ihlaline uğradı. Bu dönemde 30 bini aşkın kişi askerler tarafından kaçırılarak işkenceler sonucunda katledildi. Burada özellikle kayıp yakınlarının verdiği mücadele sonucunda 1983 yılında Kayıp Kişiler Ulusal Komisyonu (CONADEP) kuruldu. Komisyon, 3’ü meclisten, 10’u ise meclis dışından olmak üzere toplam 13 üyeden oluşturuldu. Komisyonun araştırmaları sonucunda birçok yerde gizli hapishaneler, işkence odaları ve mezarlıklar ortaya çıkarıldı. Komisyonun araştırmaları sonucunda 9 bini aşkın kayıp vakası ortaya çıkarılırken, gerçek kayıp vakasının 10 bin ile 30 bin arasında olduğu açıklandı. Komisyon tarafından cunta üst yönetimi ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
Guatemala: Tarihi Aydınlatma Komisyonu
Guatemala Ulusal Devrim Birimi (URNG) direnişi ile anti-komünist hükümet arasında çıkan iç savaş 36 yıl sürdü. Bu savaş 2 yüz bin ölüm ve kayıp ile sonuçlandı. Guatemala hükümeti ve URNG arasında yapılan barış müzakereleri sırasında, Haziran 1994’te Tarihi Aydınlatma Komisyonları’nın kurulmasına karar verildi. Bu komisyon, göreve başlamak için 3 yıl barış anlaşmasının imzalanmasını bekledi. Komisyonun önündeki en büyük engel, faillerin ismini vermemek koşuluydu. Komisyonun başına BM Genel Sekreterliği tarafından atanan başkan, Guatemala vatandaşı değildi. Komisyonun yaptığı çalışmaların sonucu 1999 yılında kamuoyuna açıklandı. Raporda, ihlallerin yüzde 93’ünün devlet kaynaklı, yüzde 3’ünün ise URNG kaynaklı olduğu belirtiliyordu.
Bunlar haricinde komisyonlar, Nijerya, Panama, Uruguay, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, Nijerya, Doğu Timor ve Peru gibi ülkelerde de kuruldu. Bunlar içinde en başarılı sonuçlar Güney Afrika ve Guatemala’daki deneyimlerde elde edildi. Bütün bu deneyimler, ülkemizin tarihindeki karanlık sayfaları aydınlatmak için de örnek olarak halen önümüzde duruyor. Bu deneyimlerden faydalanmayan bir sürecinse, başarı şansı daha baştan düşük görünüyor.
Sanıklar sistemli biçimde korundu
Bugüne kadar yaşanan yargı sürecini değerlendiren İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Hukuk Komisyonu üyesi Av. Rahşan Bataray, davalar kapsamında yargılanan sanıkların sistemli bir şekilde korunduğunu söyledi.
Kayıp veya “faili meçhul” cinayetlerde yargı sürecinin istikrarlı bir şekilde yürütülen cezasızlık politikası ile tanımlanabileceğini vurgulayan Bataray, “Özellikle son 20 yıl içerisinde, 20 yıllık bir soruşturma süreci söz konusu bu dosyalarda. Hepsinde aynı politikalar izleniyor. Soruşturma dosyalarında deliller gizlenerek bir şekilde sanıklar çok sistemli bir şekilde korundu yıllardır” değerlendirmesinde bulundu.
Bataray, açılan davaların bir kısmının zaman aşımına uğradığına, kalanının önemli kısmının da zaman aşımıyla yüz yüze olduğuna dikkat çekti.
Devlet ve hükümetin kayıp ve “faili meçhul” cinayetlerin faillerini bulmak amacıyla samimi adım atması gerektiğini söyleyen Bataray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Devletin, hükümetin bu cezasızlık politikasıyla ilgili sistemli ve samimi bir politikası olursa, aslında o döneme ilişkin çok fazla delil ortaya çıkacaktır. Örneğin, bu olaylara tanıklık eden çok sayıda askeri yetkili var. Bu olaylar sonucunda kabuğuna çekilen ve bu olayların psikolojisi ile yaşayan, bunun vicdan azabıyla yaşayan çok sayıda insan da söz konusu. Bunu biliyoruz. Ancak ya korkudan ya da sanıkların tutuklanıp cezalandırılacağı yönünde bir inançları olmadığından kaynaklı, gelip ifadele vermiyorlar. Ama buna ilişkin samimi bir süreç yürütülürse eğer, inanıyoruz ki o döneme ilişkin çok sayıda olayın tanığı da ortaya çıkacak ve gerçekleri anlatacaktır.” BİTTİ
YASİN KOBULAN/DİHA