Yaşadığımız topraklarda çok hızlı değişimler olmakta. Bu değişimi herkes kendine göre yorumlayıp bir hakikat algısı yaratmaya çalışıyor. Acaba televziyon başında duyduğumuz ya da bir gazetede okuduğumuz her haber ne kadar hakikati yansıtıyor. Salt görmek, duymak hatta hissetmekle hakikati bilebilir miyiz diye çok kez düşünmüşümdür. Yaşam tecrübem her duyulan ve görülen şeyin hakikat olmadığı, olsa bile işin çok yüzeyindeki bir durumu ifade ettiğini açığa çıkardı. Örneğin Türk medyasının Suriye’deki gelişmelere ilişkin verdiği haberlerde Suriye’de yaşanan hakikatin ne olduğunu çok fazla anlayamıyorsun. Özgür Suriye ordusu diye kendini tanımlayan muhalif kesmin amacı sadece Esed’i devirmek mi? Bu muhalifin Suriye toplumuna vadettiği ne, nasıl bir yaşamı hedefliyorlar, farklılıklara bakış açıları nedir bilemiyorsun. Yine aynı medya Suriye’deki gelişmeleri bu kadar yoğun verirken Kürdistan’da yaşanan gelişmelere ya kendini kapatıp görmezden geliyor ya da Kürdistan’daki gelişmeleri çok çarpıtarak, hakikati gizlemeye çalışıyor.
Göz kamera gibidir. Günde binlerce görüntüyü çeker. Kulak günde binlerce kelime duyar. Ama bu görülene, duyulana anlam verecek, hakikatini açığa çıkaracak olan beyindir. Beyin gözle görülmez, ancak onun var olduğu ve hakikat algısının onla oluştuğunu bilirsin. Bu açıdan Türk medyasından her gördüğüme, duyduğuma gerçektir diye bakamıyorum. İnsan eğer düşünen, anlayan ve anladığını yorumlayabilen bir varlık ise o zaman hakikatin ne olduğunu da anlayabilir. Ben bir Kürt’üm aynı zamanda Aleviyim. Bu kimliğim yıllardır tanınmak istenmese de sanki böyle bir hakikat, kimlik, dil, inanç yokmuş gibi değerlendirilse de ben yaşayan biri olarak var olduğumu biliyorum. Faşist AKP Hükümeti Kürtlerle kardeş olduğunu her fırsatta dile getirse de bu dilin yalan konuştuğunu, Kürt diline tahammül bile gösteremediğini de biliyorum. Benim Kürt kardeşlerimle sorunum yok diyen Erdoğan’ın özgür, iradeli Kürt gerçeğinden, Batı, Kuzey Kürdistan’daki gelişmelerden ne kadar korktuğunu bunun için kendisinin bile inanmadığı yalana ihtiyaç duyduğunu ancak bu yalanlarla sadece kendisini terapi edebildiğini de görüyorum.
Özel savaş hükümeti AKP’nin ve onun faşist akıl hocası olan Gülen’in yenilgi psikolojisiyle Türk kamuoyundan hakikatleri gizlemek için özellikle kadını kullanarak çok çirkin, kirli siyaset yaptığını Türk medyasında ibretle izliyorum. Kadına dair olan herşeyi çarpıttığını ve kadının bin bir emekle geliştirdiği direnişi bile bir siyaset malzemesine çevirdiğini de görüyorum. Sadece Temmuz ayında yirmi kadın AKP politikası nedeniyle katledilmiştir, AKP polisi yüz seksen bir çocuğu katletmiş ve katletmeye devam etmektedir, AKP, kadının bedenin tek sahibi olduğunu göstererek ne zaman, nasıl doğum yapması, kaç tane çocuk getirmesine kadar utanmadan açıklamalar yapmakta, yasalar düzenlemektedir. Yine aynı faşist AKP daha dün on beş Kürt kadın gerillasını gözünü kırpmadan katletmiştir, AKP’nin kadın ve çocuklar üzerindeki tecavüzü sürmektedir. Erdoğan tüm bunları görmezden gelerek çok pişkince Şemzînan’da, Çelê’deki bozguna uğramış ordusuna prestij kazandırmak için Çelê’de Türk ordusunun katlettiği Kürt kadın gerillaların bedeni, yaşı üzerinden hiçte utanmadan, yüzü kızarmadan siyaset yapmaya çalışması kamuoyundan hakikati gizlemekte ne kadar zorlandığını göstermektedir. Kürt halkının gözünde şehit olarak değerlendirilen bu gençlerin bedeni üzerinden siyaset yapması AKP’nin ne kadar düştüğünü, baş aşağı gittiğini ancak gösterir.
AKP artık kamuoyundan gerçekleri, hakikat olanı gizleyemez. AKP’nin başını kuma gömerek yürüttüğü siyasetin ne kadar çapsız olduğunu gösterir. AKP’nin bu çapsız politikalarıyla Türkiye’nin giderek dışarıdan ve içeriden kuşatıldığını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Devlet Bahçeli bunu yaptığı son açıklamalarla itiraf etmiştir. AKP’nin özel savaş medyası da hakikatlerin kamuoyundan gizlenmesi için elinden geleni ardına koymuyor. Medya etiğinden uzak bir Türk medyası tarafsız, özgür, cesur habercilikten bahsederken ne kadar iki yüzlü olduğunu göstermekte, taraf tutmakta, kölece ve korkakça AKP’ye teslim olmaktadır. Gerçekleri dile getiren gazetecilerin işine de son verilmektedir. Türk medyası kamuoyundan hakikatleri gizlemektedir. Çok utangaçça ve suç işlermiş gibi bu günlerde sorduğu ‘Şemdinli’de neler oluyor?” söylemi bile kendisinin bile yaptığı haberlere inanmadığını gösterir.
Faşist AKP Hükümeti ve onun özel savaş medyası hakikati gizlemek için elinden geleni ardına koymasa da biz özgür basından hakikatleri öğrenmeye devam edeceğiz. Ve öğrendiğimiz, bildiğimiz hakikate göre özgürce yaşayacağız.
Hakikatin ne olduğunu bilebiliriz