Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası, Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Komitesi’nin (ICAD) kayıp yakınları ile birlikte Galatasaray Meydanı'nda yaptığı basın açıklamasıyla başladı. ICAD Türkiye Temsilcisi Ayşe Yılmaz gözaltında kaybedilmelerin dünyanın pek çok ülkesinde yaşandığı belirtilirken ICAD’ın birçok ülkede faillerin yargılanıp kayıpların bulunması için mücadeleyi sürdürdüğünü belirtti. Yılmaz, Plaza de Mayo Anneleri’nden Cumartesi Anneleri’ne uzanan uzun bir mücadele deneyimi olduğunu da vurguladı: “Hasan Ocak’ın 18 yıl önce kaybedilmesi üzerine başlatılan 58 günlük mücadele sonucu kimsesizler mezarlığında Ocak’ın cesedine ulaşılması daha sonraki mücadeleler içi öncü oldu. Cumartesi Anneleri/İnsanları 25 Ocak 1995’ten itibaren oturma eylemlerine başladı.”
Yılmaz, “Kürt coğrafyasında da binlerce insan kaybedildi” diyerek, gözaltında kayıpların akıbetinin açıklanması ve sorumluların yargılanması taleplerinin dile getirildiğini belirtti. Yılmaz’ın ardından Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak ve Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz aldı ve hükümetlerin üstünü örtemeye çalıştığı kayıplar için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

'Çocuklarımızın akıbeti açıklansın'


İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu da Adli Tıp Kurumu önünde eylem yaptı. Açıklamaya, farklı tarihlerde gözaltında kaybedilenlerin aileleri de katıldı. Eylemde, "Toplu mezarların açılması ve kemiklerin incelenmesinde hukuka, bilime ve insan onuruna yaraşır çalışma istiyoruz" pankartı açılarak, gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı. 1993'te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya'nın eşi Sultan Taşkaya, eşinin 19 yıldır kemiklerini aradığını belirtti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik komployu protesto için dağa çıkan Mikail Kılıçgedik'in babası Ali Kılıçgedik ise, "Kürdistan'da 30 yıldır savaş var. Binlerce çocuğumuz vurulmuş. Hangi toplu mezarlarda olduklarını da bilmiyoruz. Barış sürecindeyiz. Başbakan, Sayın Abdullah Öcalan'ın dostluğuna da düşmanlığına da güvensin. Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun ve çocuklarımızın akıbetleri belli olsun" diye konuştu.

Adli Tıp görevini yapmalı


İHD İstanbul Şubesi üyesi Maside Ocak ise kayıplarını arayan ailelerin çocuklarının kemiklerini bulmak için yıllardır mücadele ettiğini ifade etti. Kazılarda bulunan kemiklerin kimliklendirme işlemi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na getirildiğini belirten Ocak, "Derik, Güçlükonak ve Dargeçit'teki kazılarda bulanan kemiklerden bir kısmı kimliklendirme için bekliyor. Bir kısmı da kimliklendirme işlemi yapıldığı halde ailelerine teslim edilmedi" dedi. Kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının gözaltında kaybedilen insanlara ait mezarların açılması ve kimliklendirme çalışmalarındaki hukuksuzluğa, bilimsellikten uzaklığa ve insan onuruna aykırılığa itiraz ettiklerini vurgulayan Ocak, "Adli Tıp Kurumu'nun, taraflı ve bilimsellikten uzak yapısı, tarafsız, bilimsel ve güvenilir hale getirilmelidir. Kimliklendirme çalışmalarının, mezardan bir kaç kemik parçası alarak DNA incelemesi yapılmasından ibaret olmadığını biliyoruz. Mezarlar bilimsel usullere uygun bir şekilde açılmalı, uygun taşıma koşulları sonrasında kalıntılar üzerinde detaylı laboratuar çalışmaları yapılmalı ve bu süreç kayıp yakınlarıyla işbirliği içinde yürütülmelidir" diye konuştu.


İSTANBUL