Hakkari de “Unutmadık: Halepçe” (Halepçe Tê Biramın)  filminin çekimleri henüz sona ererken, filmin çekildiği coğrafya da kimyasal silahlar kullanıldı. Yönetmen Mehmet Şirin Harhar çekimlerin Hakkari’de gerçekleştirilmesinin sebebini, Hakkari’nin boşaltılmış köylerinin görüntüsünün Halepçe’deki katliam sonrasını anımsatması ve Halepçe soykırımından kurtulanların ilk yerleştikleri şehir olması olduğunu söylüyor: “Bilindiği gibi 1988 Mart’ında katliam yapıldığında oradaki insanlar ilk Hakkari’ye geldiler. Ayrıca bugün bile Halepçe’ye benzer katliamlar yapılıyor ve en çokta Hakkari bu süreçten etkileniyor.” Yönetmen Şirin Harhar bu filmi çekme sebebini, “Bir daha bu katliamların yaşanmaması umudu” olarak tanımlasa da, Kürtlere kimyasal silahla ölümler yaşatılmaya devam ediyor.
5 bin Kürt’ün öldürüldüğü Halepçe soykırımından kurtulanlar ölümcül kimyasal gazın kokusunu “elma kokusu” olarak tanımlıyordu. 21 Ekim’de Türk ordusunun yaptığı operasyonlarda sağ kalanların duyduğu koku da aynı: meyve, süt, vanilya karışımı elma kokusu!
Çukurca saldırısının ardından Türk ordusunun Çelê’de kimyasal silahlar kullanarak gerçekleştirdiği katliamdan sağ kurtulan HPG gerillaları, herhangi bir çatışmanın yaşanmadığını, Türk ordusu ile hiç karşılaşmadıklarını, arkadaşlarının kimyasal silahlarla katledildiklerini söylüyorlar. Sağ kalan gerillalardan biri anlatıyor: “Atışlar sürekleşince nefes alamaz hale geldim. Göğsümde öyle bir ağrı olmaya başladı ki roket parçasının bana değdiğini sandım. Bombalar kimyasaldı. Nefes alamıyorduk ve bir süreden sonra halsiz düşmeye başladım. Aşağıya doğru yuvarlanmaya başladım. Kendime geldiğimde biraz ilerledim. Arkadaşların şehit düştüğü yerden iki yüz metre uzakta bir arkadaşla birlikte arazide kaldık. İkinci gün gece araziden çıktık. Ben yürüyemiyordum. Nefes alamıyordum. Alana bir koku yayıldı. Üzerimize asker gelmedi. Arkadaşlar şehit düştükten sonra tekrardan vurmaya başladılar. Elma armut kokusu karışımı bir kokuydu”.
Kimyasal silahlar İlk defa I. Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından kullanıldı. Kimyasal silahlar 1925 yılında Cenevre Anlaşması ile yasaklanmasına rağmen, İtalya, Etiyopya’da, Japonya, Mançurya ve Çin’de, Yemen iç savaşında, Kore’de ve Vietnam savaşında kullandı. Yakın tarihte kimyasal silahların kullanımını, 1982-1987 yılları arasında İran-Irak Savaşı sırasında ve Halepçe’de sivil halka karşı da kullandı.
Genel olarak Devletler kimyasal silahları korumasız, güçsüz hedeflere yönlendirmiş, kendileriyle eşit biçimde silahlanmış güçlere karşı kullanmamışlardır. Yönetenler ezilen ulusun özgürlük arayışını baskılamak ve yok etmek için kimyasal kullanıyorlar. Kimyasal kullanılırken özgürlük ve hak arayışındaki halkları ve olası özgürlük çabalarını da daha başlamadan engellemeyi ve biat ettirmeyi amaç edinmişlerdir. 1988 yılında Saddam Hüseyin, Kürtlerin direniş merkezlerinden Halepçe’yi hedef alırken Irak’taki halkların bütün özgürlük arayış ve çabasını hedef aldı. 2011 yılının ekim ayında AKP hükümeti Çelê’de kimyasal kullanırken Kürtlerin özgürlük arayışını ve çabasını yok etmeyi amaçlamıştır. AKP hükümeti silahsız Kürt muhalefetini kelepçeleyip hapse atarken silahlı muhalefeti de kimyasal silahlarla, kazan bombalarıyla darbelerken amaç bütün Kürtlerin ve Türkiye halklarının özgürlük ve barış umutlarını yok etmektir.
Yüzyıllardır kimyasal silahların kullanımını sınırlamaya yönelik uluslararası anlaşmaların asıl gerekçesi “bu silahların uygar savaşımla uyum göstermediği” konusundaki genel kabuldür.  Savaşların ne ahlakı ne de adaleti vardır. Yani eğer savaş denilen vahşetin bir ahlakı (!) varsa o da insanı tamamen savunmasız bırakan, insanda, doğada ve her canlıda geri dönüşsüz etkileri olan kimyasal silahların kullanılmasının önüne geçilmesidir.
1993’te imzaya açılan ve 1997 yılında yürürlüğe giren kimyasal silahların üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayan bir silah kontrol antlaşması olan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) Türkiye tarafından da imzalanmış olmasına rağmen, Türk ordusu kendi sınırları içerisinde kullanmaktadır.
16 Mart 1988’deki Halepçe soykırımı 23 yıl aradan sonra ilk kez sinemaya uyarlanırken, filmin çekildiği topraklarda ne yazık ki “elma kokulu” yeni katliamlar yaşanıyor.